Çalışma Ahlakı: Helal Haram Hassasiyeti
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَأْكُلُواْ أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلاَّ أَن تَكُونَ تِجَارَةً عَن تَرَاضٍ مِّنكُمْ وَلاَ تَقْتُلُواْ أَنفُسَكُمْ إِنَّ اللّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا
“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin; ancak karşılıklı rızânıza dayanan ticaret böyle değildir ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.” (Nisâ, 4/29)
مَا أَكَلَ أَحَدٌ طَعَامًا قَطُّ خَيْرًا مِنْ أَنْ يَأْكُلَ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ ، وَإِنَّ نَبِىَّ اللَّهِ دَاوُدَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ كَانَ يَأْكُلُ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ
“Hiçbir kimse, kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allah’ın Peygamberi Dâvûd aleyhisselâm da kendi elinin emeğini yerdi.” (Buhari, Buyu’,15)
Giriş
Dinimiz İslâm, kişinin meşru yoldan çalışıp kazanmasını ibadet olarak nitelendirmiştir.
Necm suresi 39-41. âyet-i kerimeleri, hem dünya hem de âhiret için çalışıp çabalamanın, alın teriyle kazanmanın Allah nezdindeki değerine şu şekilde işaret etmektedir.
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى
“İnsan ancak çabasının sonucunu elde eder.” (Necm, 53/39)
وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَى
“Ve çabasının karşılığı ileride mutlaka görülecektir.” (Necm, 53/40)
ثُمَّ يُجْزَاهُ الْجَزَاء الْأَوْفَى
“Sonra kendisine karşılığı tastamam verilecektir.” (Necm, 53/41)
Bütün Peygamberler (a.s.), elinin emeğiyle geçinmişlerdir.
Muhammed’ül-Emin (sav) şöyle buyurmuştur:
مَا أَكَلَ أَحَدٌ طَعَامًا قَطُّ خَيْرًا مِنْ أَنْ يَأْكُلَ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ ، وَإِنَّ نَبِىَّ اللَّهِ دَاوُدَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ كَانَ يَأْكُلُ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ
“Hiçbir kimse, kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allah’ın Peygamberi Dâvûd aleyhisselâm da kendi elinin emeğini yerdi.” (Buhari, Buyu’,15)
Helal yoldan çoluk çocuğumun nafakasını kazanmak için çalışan eller, Allah Teâlâ’nın en çok sevdiği ellerdir.
“Resulullah (s.a.v.), Tebük gazvesi dönüşünde (630) bir mazeretinden dolayı sefere katılamayan Muaz b. Cebel (603-639) (r.a.) ile karşılaşıp tokalaşmış, ellerinin nasırlanmış olduğunu görünce bunun sebebini sorumuş, o da “çoluk çocuğumun nafakasını temin için hurma bahçemde çalışıyorum.” cevabını verince Hz. Peygamber (s.a.v.) Muaz b Cebel’in elini öpmüş ve “İşte bu eller Allah’ın sevdiği ellerdir.” buyurmuştur. (DİA, ilmihali, II, 409)
Ancak rızık peşinde koşmamız, hayatın gerçek gayesi olan Allah’a kul olma gayemizden bizi asla uzaklaştırtmamalıdır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
“Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah'ı zikretmekten alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (Münâfikun, 63/9)
Rızkın helalinden ve temiz olanından yemek, imanın gereğidir. Bu hususta Cenab-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
وَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّهُ حَلاَلاً طَيِّبًا وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِيَ أَنتُم بِهِ مُؤْمِنُونَ
“Allah’ın size verdiği helâl ve temiz rızıklardan yiyin. Kendisine iman ettiğiniz Allah’a karşı gelmekten sakının!” (Maide, 5/88)
Hz. Peygamber (s.a.v.), helal haram konusunda son derece hassas davranırdı. Hz. Hasan (ra), henüz küçük bir çocukken, Mescid-i Nebevî’de dedesinin kucağında oturmuş, onunla birlikte zekât hurmalarının dağıtılmasını seyrediyordu.
“Hz. Ali’nin oğlu Hasan (r. anhümâ), sadaka edilen hurmalardan birini alıp ağzına atmıştı.
Bunu gören Resûlullah (s.a.v.): “Ağzından çıkar at onu! Bizim sadaka edilen şeyleri yemediğimizi bilmiyor musun?” buyurdu. (Buhârî, Zekât 60)
Başka bir defasında Peygamber Efendimiz (sav), bir defasında yolda bir hurma görmüştü.
لَوْلَا أَنِّي أَخَافُ أَنْ تَكُونَ مِنَ الصَّدَقَةِ لَأَكَلْتُهَا
“Onun sadaka olmadığını bilsem yerdim.” buyurdu. (Buhârî, Büyû’ 4, Lukata 6; Müslim, Zekât, 164)
Aldatmadan kazanmak
Ebu Hureyre (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (s.a.v.) bir defa ekin pazarına uğramış, hoşuna giden bir buğdayı eli ile yoklayınca eline ıslaklık isabet etmişti.
Buğday sahibine: “Ey ekin sahibi, bu ne?” diye sordu.
Ekin sahibi: “Ey Allah’ın Resûlü, yağmur altında kaldı ve ıslandı” deyince Peygamberimiz:
“O ıslak kısmı insanların görmesi için ekinin üstüne koysaydın ya dedikten sonra şöyle buyurmuştur:
مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا
“Bizi aldatan benden değildir” buyurdu. (Müslim, İman, 43)
Ölçü Ve Tartı’ya Dikkat Etmek
Şuayb (a.s.)’ın kavmi (Medyen/Eyke halkı): Ölçü ve tartıda hile yaparak insanların haklarını yediler, Peygamberlerini yalanladılar ve bunun sonucu olarak:
Önce şiddetli sıcak ve bunaltıcı bir havadan sonra bir bulutun gölgesine sığındılar, ardından korkunç bir ses ve depremle helak edildiler.
Şuayb (a.s.) kavmine (Medyen/Eyke halkı) şöyle demişti:
أَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِرِينَ
“Ölçüyü tam tutun, eksik verenlerden olmayın.” (Şuara 26/181)
وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ
“Doğru terazi ile tartın.” (Şuara 26/182)
وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
“İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın, bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın.” (Şuara 26/183)
وَاتَّقُوا الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْأَوَّلِينَ
“Sizi ve önceki nesilleri yaratana saygılı olun.” (Şuara 26/184)
Şuarâ Suresi 189. ayet
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِ إِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
“Onu yalanladılar; bunun üzerine gölge günü’nün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabıydı.”
Hûd Suresi 94. ayet
وَلَمَّا جَاء أَمْرُنَا نَجَّيْنَا شُعَيْبًا وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مَّنَّا وَأَخَذَتِ الَّذِينَ ظَلَمُواْ الصَّيْحَةُ فَأَصْبَحُواْ فِي دِيَارِهِمْ جَاثِمِينَ
“Emrimiz gelince Şuayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç ses yakaladı da yurtlarında çöke kaldılar.”
A’râf Suresi 91. ayet
فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُواْ فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ
“Derken onları o şiddetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında dizüstü çökekaldılar.”
Hırsızlık, gasp, tefecilik, rüşvet, faiz, hile-aldatma, kumar, şans oyunları, içki, kumar, uyuşturucu, kamu malını zimmete geçirme gibi ahlak dışı yollarla elde edilen her türlü servet batıldır, gayrimeşrudur, haramdır.
Haram yolla elde edilen malda hayır yoktur.
لَا يَقْبَلُ اللّٰهُ صَلَاةً إِلَّا بِطُهُورٍ وَلَا يَقْبَلُ صَدَقَةً مِنْ غُلُولٍ
“Allah ancak abdestli olarak (kılınan) namazı kabul eder ve kamu (devlet) malından aşırılıp verilen sadakayı da kabul etmez.” (İbn Mâce, Taharet, 2)
Üzerinde başkasının hakkı olmasın
مَنِ اقْتَطَعَ حَقَّ امْرِئٍ مُسْلِمٍ بِيَمِينِهِ فَقَدْ أَوْجَبَ اللَّهُ لَهُ النَّارَ وَحَرَّمَ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ
Yalan yere yemin ederek bir Müslüman’ın hakkını gasp eden kimseye Allah, cehennemi vâcip, cenneti de haram kılar.
فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ وَإِنْ كَانَ شَيْئًا يَسِيرًا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ وَإِنْ قَضِيبًا مِنْ أَرَاكٍ
Bunun üzerine bir kişi:
“Eğer o hak, önemsiz bir şey ise yine böyle midir, yâ Rasûlallah?' diye sordu.
Peygamberimiz (sav) şöyle cevap verdi: Misvak ağacından bir dal parçası olsa bile böyledir.” (Müslim, İman 218; İbn Mâce, Ahkâm 9)
Mal biriktirmek için dilenmek haramdır.
مَنْ سَأَلَ النَّاس تَكَثُّراً فَإِنَّمَا يَسْأَلُ جَمْراً ، فَلْيسْتَقِلَّ أَوْ لِيَسْتَكْثِرْ
“Mal biriktirmek için dilenen, gerçekte kor istiyor demektir. Artık ister az, ister çok dilensin.” (Müslim, Zekât, 105)
Haram ile beslenenin duası kabul olmaz.
عَنْ أبي هُريْرَةَ رضي اللَّه عنْهُ قَالَ : قَالَ رسُولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : أيُّهَا النَّاسُ إنَّ اللَّه طيِّبٌ لا يقْبلُ إلاَّ طيِّباً ، وَإنَّ اللَّه أمَر المُؤمِنِينَ بِمَا أمَر بِهِ المُرْسلِينَ
فَقَال تَعَالى يَا أَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا إِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
وَقَال تَعالَى : يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُلُواْ مِن طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُواْ لِلّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
ثُمَّ ذَكَرَ الرَّجُلَ يُطِيلُ السَّفَر أشْعَثَ أغْبر يمُدُّ يدَيْهِ إلَى السَّمَاءِ : يَاربِّ يَارَبِّ ، وَمَطْعَمُهُ حَرامٌومَشْرَبُه حرَامٌ ، ومَلْبسُهُ حرامٌ ، وغُذِيَ بِالْحَرامِ، فَأَنَّى يُسْتَجابُ لِذَلِكَ؟
“Ey insanlar! Hiç şüphe yok ki Allah tertemizdir, temiz olandan başkasını kabul etmez. Allah, peygamberlere emrettiği şeyleri müminlere de emretmiş ve şöyle buyurmuştur:
“Ey peygamberler! Helâl ve hoş şeylerden yiyip için, makbul ve güzel işler işleyin! Zira ben yaptığınız her şeyi bilmekteyim. (Muminun, 23/51),
“Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah'a şükredin.” (Bakara, 2/172) Sonra şunları söyledi:
“Bir kimse (Hak yolunda) uzun sefere çıkar, saçları dağılmış, toza toprağa bulanmış bir hâlde ellerini semâya uzatarak: Yâ Rabbî, yâ Rabbî! diye duâ eder. Hâlbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram (hâsılı) kendisi haramla beslenmiş olursa, böyle bir kimsenin duası nasıl kabul edilir?” (Tirmizî, Tefsir,3; Ahmed b. Hanbel, 2/328; Müslim, Zekât, 65; R.s. 1855. hadis)
İslam, ibadetin kurallarını belirlediği gibi ticaretin de kurallarını belirlemiştir. İslam’ın ticari hayata getirdiği kuralları üç ana başlıkta değerlendireceğiz.
1-Ticaret öncesi Müslüman
2- Ticaret sırasında Müslüman
3- Ticaret sonrası Müslüman
1-Ticaret öncesi Müslüman
a) Ticâret İçin Güvenli Ortam, Güvenilir Müslüman
b) Helâl Kazancı Hedeflemek
c) Evden Dua İle Çıkmak
d) İşe Besmele İle Başlamak
e) İşe Erken Başlamak
f) Rızkı Verenin Allah Olduğu Bilinciyle Tevekkül Etmek
g) Ticarette Ortak Olanların Diğer Ortağının Allâh Teâlâ Olduğunun Bilincinde Olmaları
2- Ticaret sırasında Müslüman
a) Dünya-ahiret dengesini kurmak
b) Hile Yapmamak, Müşteriyi Aldatmamak, Malın Ayıbını Ve Kusurunu Gizlememek
c) Müşteri Kızıştırmamak
d) Karaborsacılıktan Uzak Durmak
e) Karaborsacılıktan Uzak Durmak
f) Yeminden Kaçınmak
3- Ticaret sonrası Müslüman
a) Ticari İşlemi Kayıt Altına Almak
b) Hamd, Şükür Ve Sabır Bilinci
c) Kazancı Zekât, İnfak Ve Sadaka İle Taçlandırmak
1-Ticaret öncesi Müslüman
1-a) Ticâret için güvenli bir ortam ancak güvenilir bir Müslüman ile mümkündür.
Hz. İbrahim’in (a.s.) ailesini suyun olmadığı, ekin bitmez bir arazi olan Mekke’ye yerleştirdiğinde Allah Teâlâ’dan istediği şeylerden ilki güvenli bir belde idi:
وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هََذَا بَلَدًا آمِنًا وَارْزُقْ أَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ آمَنَ مِنْهُم بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ قَالَ وَمَن كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُ قَلِيلاً ثُمَّ أَضْطَرُّهُ إِلَى عَذَابِ النَّارِ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
“İbrâhim, “Rabbim! Burayı güvenli bir belde kıl, halkından Allah’a ve âhiret gününe inananları da çeşitli ürünlerle rızıklandır” diye dua etmişti. Allah buyurdu ki: “İnkâr edene de az bir süre dünya nimetleri veririm, ama sonunda onu cehennemin azabına sürerim. O ne kötü bir sondur!” (Bakara, 2/126)
Rehberimiz, önderimiz Hz Muhammed (sav)’ın düşmanları bile onun güvenilir insan olduğuna şahitlik etmiştir.
Muhammed’ün Emin (s.a.v.) Müslümanı şöyle tarif etmiştir:
المُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ المُسْلِمُونَ مِن لِسَانِهِ وَيَدِهِ، وَالمُؤْمِنُ مَنْ أَمِنَهُ النَّاسُ عَلَى دِمَائِهِمْ وَأَمْوَالِهِمْ، وَالمُجَاهِدُ مَنْ جَاهَدَ نَفْسَهُ فِي طَاعَةِ اللَّهِ، وَالمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ الخَطَايَا وَالذُّنُوبَ
“Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir. Mümin de insanların canları ve mallarını kendisine karşı emniyette bildikleri kişidir. Mücahid, Allah’a itaat yolunda nefsine karşı mücadele edendir; Muhacir: günahları ve hataları terk edendir” (İbn Hanbel, VI, 22)
Kendisi de ticaretle uğraşan ve ticareti teşvik eden Hz. Peygamber (s.a.v.), dürüst ve güvenilir tüccar hakkında şöyle buyurmuştur:
التَّاجِرُ الصَّدُوقُ الأَمِينُ، مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ
“Dürüst ve güvenilir tüccar, peygamberler, sıddîklar (dosdoğru kimseler) ve şehitlerle beraberdir.” (Tirmizî, Büyû, 4)
Şunu unutmamak gerekir ki güvenilir olabilmek, uzun bir zaman içinde elde edilebilen, ancak çok kısa sürede yitirilebilen bir değerdir.
Bir esnaf kardeşimize en önemli sermayen nedir diye sorulsa, vereceği cevap, doğruluktur. Ecdadımızın iş hayatındaki doğruluk ve dürüstlüğüne yabancı yazar ve seyyahlar da şahittir.
Doğruluk ve dürüstlük Ahiler sayesinde toplumda o derecede yaygınlaşmıştır ki Munro Butler Johnstone’nin (1837-1908) “Onların arasında senet alıp vermek gibi bir adet yoktur. Türk’ün sözü onun senedidir. Borcunu ret etme ve sahtekârlık onlar arasında bilinmeyen bir şeydir” tarzındaki tespiti bunu açıklamaya yeter.” demiştir. (Erken, Veysi, Ahilik Teşkilatının Vizyonu, II. Uluslararası Ahilik Kültürü Sempozyumu Bildirileri, 1999, Kırşehir, s. 130)
1-b) Helâl Kazancı Hedeflemek
Bir Müslümanın bu hayattaki en büyük hedeflerinden birisi helal kazançtır.
Kur’ân-ı Kerîm’de bütün peygamberlere ve bütün mü’minlere hitaben şöyle buyurulur:
يَا أَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا إِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
“Ey Peygamberler! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin; güzel amel ve hareketlerde bulunun. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı bilirim.” (Mu’minun, 23/51)
يَا أَيُّهَا النَّاسُ كُلُواْ مِمَّا فِي الأَرْضِ حَلاَلاً طَيِّباً وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
“Ey insanlar! Yeryüzündeki nimetlerden helal olmak, temiz olmak şartıyla yiyin. Fakat şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o size belli bir düşmandır. (Bakara Suresi, 168)
Nasıl ki ibadetlerimiz riya ve gösterişten uzak, sadece Allâh’a has kılarak yapılmalı ise, ticaretimiz ve kazancımız da kumar, rüşvet, faiz, hile, yetim malına el koyma vb. batıl yollara tevessül edilmeden tertemiz, helal yollardan olmalıdır.
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ لَا يُبَالِي الْمَرْءُ مَا أَخَذَ مِنْهُ أَمِنَ الْحَلَالِ أَمْ مِنْ الْحَرَامِ
“Öyle bir zaman gelecek ki kişi malını helalden mi haramdan mı elde edindiğini önemsemeyecek” (Buhari, Ticaret, 58, Buyu, 7) buyurmuştur.
1-c) Evden Dua İle Çıkmak
Enes ra’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
مَنْ قَالَ إِذَا خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ: بِسْمِ اللَّهِ، تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ، لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ، يُقَالُ لَهُ: كُفِيتَ وَوُقِيتَ، وَتَنَحَّى عَنْهُ الشَّيْطَانُ
“Kim, evinden çıkarken: “Allah’ın adıyla çıkıyor, Allah’a güveniyorum. Günahlardan korunmaya güç yetirmek ve taate kuvvet bulmak, ancak Allah’ın tevfik ve yardımıyladır” derse kendisine: “Doğruya iletildin, ihtiyaçların karşılandı, düşmanlarından korundun, diye cevap verilir. Şeytan da kendisinden uzaklaşır.” (Ebû Dâvûd, Edeb 103; Tirmizî, Daavât, 34)
1-d) İşe Besmele İle Başlamak
Besmele, ‘Bismillâhirrahmânirrahîm’ ifadesinin kısa söylenişidir ki Rahman ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla başlıyorum demektir.
Hz. Peygamber (sav) besmelenin önemini şu hadisinde vurgulamıştır:
كُلُّ أَمْرٍ ذِي بَالٍ لَا يُبْدَأُ فِيهِ بِذِكْرِ اللهِ وَبِبِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ فَهُوَ أَقْطَعُ
“Besmele ile başlanmayan her önemli iş sonuçsuz kalır” yine benzer bir hadis-i şerifte;
كُلُّ كَلَامٍ أَوْ أَمْرٍ ذِي بَالٍ لَا يُفْتَحُ بِذِكْرِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ فَهُوَ أَبْتَرُ، أَوْ قَالَ أَقْطَعُ
Yüce besmele ile (Allah’ı anarak) başlanmayan her anlamlı söz veya iş, bereketsizdir / sonuçsuzdur. (İbn Hanbel, Müsned, 2/360)
Bu ifadede şuna vurgu vardır. Herhangi bir hayırlı işe Allah’ın zikriyle yani O’nun adıyla başlanmaktadır.
Besmele çeken bununla başladığı işte Allah’ın çizdiği sınırlarda kalacağına, onun rızasını gözeteceğine, Allah ve Rasülünün öğütlerini hatırda tutarak iş yapacağına söz vermektedir. Allah’ın adıyla başlayıp O’nun rızasına uygun hareket etmek ise bereket kaynağıdır.
1-e) İşe Erken Başlamak
Bereket; ilahi feyiz, ihsan, lütuf ve hayrı ifade eden bir kavramdır. İşe erken başlamak berekete kapı aralamak demektir.
Bu diğer zamanlarda bereket olmadığı anlamına gelmez.
Ancak bu konuda Hz. Peygamberin duası vardır;
اَللَّهُمَّ بَارِكْ لِأُمَّتِي فِي بُكُورِهَا
“Allah’ım, ümmetimden erken kalkanların işlerine bereket ver!” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 78; Tirmizî, Büyû, 6)
Hadisi açıklayan İslâm âlimlerine göre “bereketli olan erken zaman” fecr ile güneşin doğumu arasındaki kısımdır. Yani sabah namazına kalkılacak ve hemen akabinde işe başlanacaktır.
1-f) Rızkı Verenin Allâh Olduğu Bilinciyle Tevekkül Etmek
Yegâne rızık veren Allah Teâla’dır.
Kur’an’ı Kerim’de Rabbimiz:
وَمَا مِن دَآبَّةٍ فِي الأَرْضِ إِلاَّ عَلَى اللّهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَا كُلٌّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ
“Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah’ın üzerinedir.” (Hud, 11/6) buyurularak tüm canlıların rızkını verenin Allah olduğu bildirilmiştir.
Tevekkül, bir mü’minin üzerine düşeni yapıp gerekli tedbirleri aldıktan sonra sonucunu Allah Teâlâ’ya havale etmesidir. Kula düşen sebeplere sarılmaktır. Sonuç Allah Teâlâ’ya aittir.
Tevekkül aynı zamanda hırs, şükürsüzlük gibi manevi rahatsızlıkları da bertaraf eder.
1-g) Ticarette Ortak Olanların Diğer Ortağının Allâh Teâlâ Olduğunun Bilincinde Olmaları
Dünya ticareti günümüzde artık uluslararası şirketler eliyle kontrol edilmektedir. Hal böyle olunca Müslümanların dünya ticaretinde söz sahibi olabilmeleri de ancak bir araya gelerek şirketleşmeleri ile mümkündür.
Dinimiz İslam güven esasına dayalı ortaklıkları teşvik etmiştir.
Kutsi bir hadis-i şerifte Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Biri diğerine hıyanet etmedikçe iki ortağın üçüncüsü benim. Eğer ona hıyanet ederse, ben onların aralarından çekilirim” (Ebû Dâvud, Büyû, 26)
2- Ticaret sırasında Müslüman
2-a) Dünya-ahiret dengesini kurmak
Asıl amaç âhiret yurdunu kazanmaktır, ancak dünya nimetlerinden de meşru şekilde yararlanmak gerekir. Dünya hayatı, ebedî âlemdeki hayata göre çok kısadır; kul bunu unutup dünya ebedî imiş gibi kendini ona kaptırmamalı, dünyasını âhireti için değerlendirmelidir.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللَّهُ الدَّارَ الْآخِرَةَ وَلَا تَنسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَأَحْسِن كَمَا أَحْسَنَ اللَّهُ إِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِي الْأَرْضِ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ
“Allah’ın sana verdikleri ile ahiret yurdunu elde etmeye çalış. Ve dünyadan da nasibini unutma. Allah'ın sana iyilikte bulunduğu gibi, sen de insanlara iyilikte bulun. Ve yeryüzünde bozgunculuk yapma. Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas, 28/77) buyurmaktadır.
Ölçme ve tartı konusunda dürüst davranmak, hile yapmamak, Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde ve peygamberlerin diliyle müminlere emredilmektedir.
Şuayb (a.s.) gönderildiği topluma:
أَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِرِينَ
“Ölçüyü tam tutun, eksik verenlerden olmayın.” (Şuara 26/181)
وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ
“Doğru terazi ile tartın.” (Şuara 26/182)
وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
“İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın, bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın.” (Şuara 26/183)
وَاتَّقُوا الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْأَوَّلِينَ
“Sizi ve önceki nesilleri yaratana saygılı olun.” (Şuara 26/184)
Bu uyarıları dinlemeyen, tebliğe kulak asmayan Eyke (Medyen) halkı şiddetli bir deprem (A’râf 7/91; Ankebût 29/37) ve şiddetli bir ses ile helak olması (Hûd 11/67, 94; A’râf 7/78) bizi düşündürmelidir.
Allah Teâla Kur’an-ı Kerim’de bunlarla ilgili olarak şöyle buyuruyor:
وَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ
“Eksik ölçüp tartanların vay haline!” (Mutaffifin, 83/1)
اَلطَّف۪يفُ: Az, cüz’i bir şey demektir. Buna göre اَلتَّطْف۪يفُ, az bir şey eksiltmek, çalmak; “mutaffif” ise az bir şey eksilten, çalan anlamına gelir.
Böyle az bir şey çalanlar azaba müstahak olurlarsa, işi gücü çalıp çırpmak olanların nasıl bir azaba düçar olacaklarını tasavvur etmek gerekir.
الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُواْ عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ
“Onlar insanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tam ölçerler.” (Mutaffifin, 83/2)
وَإِذَا كَالُوهُمْ أَو وَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ
“Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar.” (Mutaffifin, 83/3)
أَلَا يَظُنُّ أُولَئِكَ أَنَّهُم مَّبْعُوثُونَ
“Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı? (Mutaffifin, 83/4)
لِيَوْمٍ عَظٖيمٍۙ
“Büyük gün için” (Mutaffifin, 83/5)
يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمٖينَؕ
“Öyle bir günde ki, bütün insanlar kabirlerinden kalkıp, hesap ve ceza için Âlemlerin Rabbinin huzurunda divan dururlar!” (Mutaffifin, 83/6)
b) Malın Ayıbını Ve Kusurunu Gizlememek
Günümüz ticaret hayatının maalesef en önemli konusu bu madde desek yanılmış olmayız. Müşterinin bilgisizliğinden veya gafletinden faydalanıp, sağlam ve kullanışlı olmayan veya özürlü bir malı ona satmak İslâm ahlakıyla bağdaşmayan bir harekettir.
Ebu Hureyre (r.a) den rivayet edildiğine göre:
أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صعلم) مَرَّ عَلَى صُبْرَةِ طَعَامٍ فَأَدْخَلَ يَدَهُ فِيهَا فَنَالَتْ أَصَابِعُهُ بَلَلاً فَقَالَ مَا هَذَا يَا صَاحِبَ الطَّعَامِ قَالَ أَصَابَتْهُ السَّمَاءُ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ أَفَلاَ جَعَلْتَهُ فَوْقَ الطَّعَامِ كَىْ يَرَاهُ النَّاسُ مَنْ غَشَّنا فَلَيْسَ مِنِّا
Peygamberimiz bir defa ekin pazarına uğramış, hoşuna giden bir buğdayı eli ile yoklayınca eline ıslaklık isabet etmişti. Buğday sahibine:
- Ey ekin sahibi, bu ne? diye sordu. Ekin sahibi:
- Ey Allah’ın Resûlü, yağmur altında kaldı ve ıslandı, deyince
Peygamberimiz (s.a.v.): “O ıslak kısmı insanların görmesi için ekinin üstüne koysaydın ya. Bizi aldatan bizden değildir" buyurdu. (Müslim, İman, 43; Ebû Dâvûd, Büyü, 50)
Hadisin burada geçen مَنْ غَشَّنا فَلَيْسَ مِنِّا ifadesi çok ağır bir uyarıdır.
Ukbe b. Âmirden rivayet olunduğuna göre Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
ﻻ يَحِلُّ ِﻹمْرئٍ مُسْلمٍ يبيعُ سِلعةً يَعْلَمُ أنَّ بِهَا داءً إﻻ أخْبَرَ بِه
“Müslüman bir kimsenin, bir malda kusur olduğunu bildiği halde, müşteriye haber vermeden satması haramdır.” (Buhârî, Büyû, 19)
Bu mesele, bu zamanda en çok şikâyet edilen konulardan biridir. Zira malın kusurunu gizlemek, alışverişin bereketini, insanların birbirine olan güvenini yok eder.
Satıcı, her ne kadar kâr etmiş gibi gözükse de onun kârının hüsran olduğunu fark edemiyor.
Bunun bilincinde olan bir mümin, kâr ve kazanç elde etmek için her yolu mubah göremez, aldatıcı reklam, hile, haksız rekabet ve aşırı kâr gibi yollara tevessül edemez.
Bir başkasının kaybı ve zararı üzerinden kazanç ve kâr devşiremez. Bilir ki bir başkasını aldatması aslında bizatihi kendisini aldatmasıdır.
Her şeyin sahtesinin üretildiği, orijinal denilerek satıldığı günümüz şartlarında bu uyarılara ne kadar da çok muhtacız.
O halde Müslüman tüccar, kalitesiz malı, kaliteli malla karıştırmamalı, kötüyü iyiden ayırmalı, malın kusuru varsa açıkça söylemelidir.
c) Müşteri Kızıştırmamak
Neceş: Bir pazarlık esnasında satıcı ile anlaşmalı olan üçüncü bir kişi (veya kişiler) sanki alıcıymış gibi devreye girerek gerçek müşterinin verdiğinden daha yüksek bir fiyat teklif etmek suretiyle onu yanıltır.
Böylece talip olduğu malı başkasına kaptırmak istemeyen ilk teklif sahibi ister istemez daha yüksek meblağ ödemek zorunda kalabilmektedir. Bu durum pazarlık halindeyken olabileceği gibi akdin kesinleşmesinden sonra da vuku bulabilmektedir.
Neceş, Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından yasaklanmıştır:
“Bir malı alıyor görünerek kıymetini (değerini) artırmayınız” (Buhari, Büyu, 60)
d) Karaborsacılıktan (ihtikâr) Uzak Durmak
Ticarette malın fiyatının yükselmesi gayesiyle stok yapılmasıdır. مُحْتَكِرُ: karaborsacı, ihtikâr yapan kimse (stok yapıp fiyat yükselten kişi)
Hz Ömer (ra) den rivayet edildiğine göre peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
الْجَالِبُ مَرْزُوقٌ وَالْمُحْتَكِرُ مَلْعُونٌ
“Malını satışa arz eden rızka erer, karaborsacı da lanete uğrar.” (İbn Mâce, “Ticârât”, 6)
e) Yeminden Kaçınmak
Yemin, çok değerli bir sözdür. Bir Müslüman yemin ediyorsa söylediği söze Allah’ı şahit tuttuğunun fakında olmalıdır.
Yemin, dinimizde bir delildir, hukukî bir değeri vardır.
Bu temel hukukî prensibin bir riski var: İnsanlar yeminle aldatılabilir. Böyle durumların ortaya çıkmaması için dinimiz, hem Kur’ân-ı Kerîm ve hem de peygamberimiz (sav)’in diliyle yemin meselesine müstesna yer vermiştir.
Bu cümleden olarak alışverişte yemine yer vermek hoş karşılanmamıştır.
Buhari ve Müslim’de geçen hadisi şerifte Efendimiz (a.s):
اَلْحَلِفُ مَنْفَقَةٌ لِلسَّلْعَةِ مَمْحَقَةٌ لِلْكَسْبِ
“Yemin etmek, malın satışını artırır; fakat kazancın bereketini yok eder (silip götürür)” buyurmuştur. (Buharî, Büyû, 26) مَحَقَ → silmek, yok etmek, bereketi kaldırmak, مَنْفَقَةٌ: harcama sebebi olan şey
Bu yemin yalan olursa bu takdirde Rasûlullah (s.a.v.)’in üslubu pek şiddetlidir:
مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينِ صَبْرٍ يَقْتَطِعُ بِهَا مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ هُوَ فِيهَا فَاجِرٌ لَقِيَ اللَّهَ وَهُوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ
“Yalan yeminle malını cazip kılan kimse, Müslüman bir kimsenin malını gasp etmiş olduğu için kendisine gazap edilmiş olarak Allah’a kavuşur (Müslim, İman, 63) مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينِ صَبْرٍٍ: ısrarla yapılan yemin, يَقْتَطِعُ koparıp almak, haksız yere almak, غَضْبَانُ – mübalağa ismi (çok öfkeli olan)
3- Ticaret sonrası Müslüman
Ticari İşlemi Kayıt Altına Almak
Hamd, Şükür Ve Sabır Bilinci
Kazancı Zekât, İnfak Ve Sadaka İle Taçlandırmak
3-a) Ticari İşlemi Kayıt Altına Almak
İslam, alış-veriş ve borçlanma işlemlerinin yazılmasını da tavsiye etmiştir:
Kur’an-ı Kerim’de:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى فَاكْتُبُوهُ
“Ey inananlar, belli bir süreye kadar birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın” (Bakara Suresi, 282) buyrulması, ticari işlemlerin kayıt altına alınmasının önemine işaret etmektedir.
3- b) Hamd, Şükür Ve Sabır Bilinci
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوفْ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ
“Şüphesiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri!” (Bakara, 2/155)
Verilen nimete şükredenlere o nimetin arttırılacağı müjdesi var.
وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ
“Yüceliğim hakkı için şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırırım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” (İbrahim 14/ 7)
Kazancı Zekât, İnfak Ve Sadaka İle Taçlandırmak
Ebû Kebşe Amr İbni Sa’d el-Enmârî ra’den rivayet edildiğine göre o, Resûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken dinlemiştir:
ثَلاثَةٌ أُقْسِمُ عَلَيهِنَّ وَأُحَدِّثُكُم حَدِيثاً فَاحْفَظُوهُ :
“Haklarında yeminle söz söyleyebileceğim üç haslet vardır; iyi belleyiniz!
مَا نَقَصَ مَالُ عَبْدٍ مِنْ صَدَقَةٍ، وَلَا ظُلِمَ عَبْدٌ مَظْلِمَةً صَبَرَ عَلَيْهَا إِلَّا زَادَهُ اللَّهُ عِزًّا
Sadaka vermekle kulun malı eksilmez. Uğradığı haksızlığa sabredenin Allah şerefini arttırır.
وَلَا فَتَحَ عَبْدٌ بَابَ مَسْأَلَةٍ إِلَّا فَتَحَ اللَّهُ عَلَيْهِ بَابَ فَقْرٍ، أَوْ كَلِمَةً نَحْوَهَا
Dilenme kapısını açan kimseye Allah, fakirlik kapısını açar. (Veya buna benzer bir cümle söyledi)
وَأُحَدِّثُكُم حَدِيثاً فَاحْفَظُوهُ قال إِنَّمَا الدُّنْيَا لأَرْبَعَةِ نَفَرٍ:
“Yine size bir söz daha söyleyeceğim, onu da iyi belleyiniz” dedi ve şöyle buyurdu:
“Dünyada dört kısım insan vardır:
(Birincisi) Allah’ın kendisine mal ve ilim verdiği kimsedir. Bu kişi Allah’a karşı saygılı davranır, hısımlarını görüp gözetir, o maldaki Allah’ın hakkını yerine getirir. Bu, en üst derecedir.
(İkincisi), Allah’ın kendisine ilim verip mal vermediği iyi niyetli kimsedir. O, iyi niyetle, “Eğer malım olsaydı ben de falan adam gibi davranırdım” der. Bu, iyi niyetinin karşılığını görür. İkisinin sevabı eşittir.
(Üçüncüsü), Allah’ın mal verip ilim vermediği kimsedir. O bilgisizliği yüzünden malını gelişi güzel harcar, Allah’a karşı sorumlu davranmaz, hısımlarını görüp gözetmez, o malda Allah’ın hakkı olduğunu idrak etmez. Böylesi kişi, en kötü durumdadır.
(Dördüncüsü), Allah’ın ne mal ne de ilim verdiği kimsedir. Bu kişi der ki, “Eğer malım olsaydı, ben de falan gibi yer-içerdim”. Bu da niyetinin karşılığını görür. Binaenaleyh bu iki kişinin vebâli eşittir.” (Tirmizî, Zühd, 17; R.s. 558. Hadis, c.3, s.382)
Sözün özü Değerli kardeşlerim!
Dünyadaki nasibimizi helal yoldan, alın teriyle kazanmaya gayret edelim. Rabbimizin bize verdiği nimetleri, âhiret yurdunu kazanmak için vesile kılalım. O’nun bize ihsan ettiği gibi biz de başkalarına ihsanda bulunalım. Çünkü Allah Teâlâ, kendisine karşı gelmekten sakınan kullarına ummadıkları yerden rızık kapıları açacağını haber vermektedir. O hâlde rızkın peşinde koşarken harama sapmadan, sabırla ve tevekkülle hareket edelim.
Unutmayalım ki hiçbir insan rızkını tamamlamadan bu dünyadan ayrılmaz. Rızık gecikse bile, bu bizi harama sevk etmemelidir. Allah katındaki nimetler, ancak O’na itaatle elde edilir.
Bu sebeple mümin; tevekkül sahibi olmalı, kanaat ehli olmalı ve iktisatlı davranmalıdır. Kanaat, çalıştıktan sonra Allah’ın takdir ettiğine razı olmaktır. Çalışmadan azla yetinmek ise kanaat değil, miskinliktir. Kanaatin zıddı hırstır. Hırs ise insanı helal-haram demeden kazanmaya sürükler. İktisat ise kazanılanı yerli yerinde ve israf etmeden kullanmaktır.
Bu ahlâkla yaşayan kimse huzurlu olur, bereketli yaşar ve kimseye muhtaç olmaz. Aksi hâlde insan, ne kadar zengin olursa olsun, kaybetme korkusuyla yaşar, huzursuz olur. Bu yüzden gerçek zenginlik Allah’a tevekküldür.
İslam, sadece ibadetlerimizi değil, ticaretimizi de düzenlemiştir. Müslüman; ticaret öncesinde helal kazancı hedeflemeli, güvenilir olmalı, duasını yapmalı ve rızkı verenin Allah olduğunu unutmamalıdır. Ticaret sırasında dürüst olmalı, hileden uzak durmalı, müşteriyi aldatmamalı ve haram yollara sapmamalıdır. Ticaret sonrasında ise kazancını kayıt altına almalı, zekât ve sadaka ile bereketlendirmelidir.
Helal kazancımıza haram karıştırmamak için; işçinin hakkını tam verelim, kul ve kamu hakkından sakınalım, yaptığımız işi en güzel şekilde yapalım ve malımızı zekâtla temizleyelim.
Değerli kardeşlerim!
Hesap gününde iflas etmemek için kul haklarına dikkat edelim. Zira ibadetlerle gelen sevaplar, zulmettiğimiz insanların hakkı için elimizden alınabilir. Eğer yetmezse onların günahları bize yüklenir. Bu ne büyük bir hüsrandır!
Kalbimizi koruyalım. Çünkü kalp düzgün olursa bütün beden düzgün olur. Haramlar, kalbi karartan ve insanı Allah’tan uzaklaştıran en büyük tehlikelerdendir. Haram lokma, bereketi yok eder, imanı zayıflatır ve insanı duyarsız hâle getirir.
Aziz Cemaat..
Gerçek Müslümanlık sadece camide değil, hayatın her alanında belli olur. Alışverişte, ticarette, kazançta… İşte asıl imtihan oradadır. Böyle bir ortamda dürüst kalan, doğru ve güvenilir olan kimseler için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) büyük bir müjde vermiştir: Doğru ve güvenilir tüccar, kıyamet günü peygamberlerle, sıddıklarla ve şehitlerle beraber olacaktır.
Unutmayalım ki bir gün nimetlerden hesaba çekileceğiz. Ömrümüzden, ilmimizden, malımızdan ve bedenimizden sorguya çekileceğiz.
Rabbimiz bizleri helal kazançtan ayırmasın. Haramdan uzak, kalbi temiz, kazancı bereketli kullarından eylesin.
Âmin.
Hazırlayan: Mehmet Abay / Sakarya Serdivan Vaizi