Tevhid: Allah ile Kul Arasındaki Perdeleri Kaldırmaktır
اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ * بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rabbimize sonsuz hamdü senalar olsun. Bizleri yoktan var eden, sayısız nimetleriyle rızıklandıran, hidayet nimetiyle şereflendiren ve bizleri tevhid akidesi üzere yaşamaya davet eden Allah’a hamd ederiz.
Salât ve selâm, insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkaran, tevhidin en büyük muallimi olan Efendimiz Muhammed Mustafa’ya, aline, ashabına ve kıyamete kadar onun izinden gidecek bütün müminlerin üzerine olsun.
Aziz Kardeşlerim!
Tevhid; kulun, Allah’ın var ve bir olduğuna , Hz Muhammed (s.a.s.) in Allah’ın kulu ve peygamberi olduğuna inanmakla beraber kalbinden, zihninden ve hayatından Allah (c.c.) ile arasına giren tüm sahte ilahları, putları ve perdeleri söküp atmasıdır.
Tevhid, kulun Allah (c.c.) ile arasına giren dünya muhabbetinin ve nefsani arzuların esaretinden kurtulmasıdır.
Kul ile Allah arasına giren perdelerden biri kişinin kendi nefsidir.
“Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilah edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?” (Furkan, 43)
Tevhid, Kulun Allah’ın (c.c.) zatında bir olduğuna inandığı gibi sıfatlarında ve fiillerinde de bir olduğu inanmak ve Ondan başka varlıklardan medet umma (şirk) zihniyetçiliğini reddetmesidir.
Tevhid, aslında özgürlüktür. İnsanı nefsine ve kula kul olmaktan kurtararak yalnızca Allah’a kul olmanın yüce özgürlüğüne ulaştırır.
Kul ile Allah arasındaki perdelerden bir diğeri dünyevi sevgilerdir. (mal,mülk,makam,şan-şöhret gibi)
Tevhid, her şeyi yoktan var eden, bütün yaratılanların rızkını veren,her şeyin kendisine muhtaç olduğu, kendisinin ise hiç bir şeye muhtaç olmadığı ve sonsuz güç ve kuvvet sahibinin Allah (c.c.) olduğuna inanmaktır.
Tevhid, seçtiği kullarını peygamberlikle görevlendiren, peygamberlerine vahiy gönderen ve din vaz edenin Allah olduğuna inanmaktır.
Tevhid, Allah’a ve Rasülüne çağrıldıkları vakit dinledik ve boyun eğdik diyebilmektir. (Nur,51)
Tevhid inancına sahip kişi, Allah(c.c) ile, Peygamber (a.s) ile, kendilerine gönderilen din ve şeriat ile doğru bir bağ kurabilmelidir.
Aziz kardeşlerim,
Yüce Allah (c.c.) bize Bakara suresinde Kur’an ın nüzulünden 2800 sene önce Hz. Musa (a.s) zamanında yaşayan israil oğullarının, Allah (c.c) , peygamber ve din ile doğru bir bağ kuramadıklarını, nefsani arzularına uyduklarını, Allah’a (c.c.) ve Rasülüne bir çok kez isyan ettiklerini bildirmektedir.
İsrail oğullarının isyanlarından bazıları,
1-İsrail oğulları, Hz Musa (a.s) Tur dağına Allah (c.c.) ile görüşmeye gittiğinde arkasından altın ve mücevherlerden bir buzak heykeli yaparak ona tapmaya başladılar.
“ Ve Musa'nın kavmi, Ondan sonra ( Tur dağına gittiğinde) ziynet takılarından bir buzağı, böğürmesi olan bir heykel edindiler. Onlar görmediler mi ki, o kendileriyle konuşamaz ve onlara bir yol gösteremezdi. Onu (ilah) edindiler ve zalimler den oluverdiler.” (Araf,148)
2-Arz-ı Mev’ud’a (Kutsal Topraklara) girmeyi reddettiler ve şöyle dediler. “Ey Musa! Onlar orada oldukları sürece biz oraya asla gitmeyiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz burada bekliyoruz.”diyerek ilahi emre açıkça karşı gelmişler. (Bakara,22-26)
3-Cumartesi yasağını ihlal etmeleri, (Bakara,65-66) Zekeriya ve Yahya (a.s.) ile beraber bir çok peygambere karşı gelmeleri ve öldürmeleri, Allah’ın nimetlerine nankörlük etmeleri , Allah’ın kelamını tahrif etmeleri gibi bir çok isyanda bulundular. (Ali-imran,112)
Bu isyanların sonucunda İsrail oğulları ilahi gazaba uğradılar, sürgün edildiler, lanete uğradılar ve yeryüzünde dağınık bir yaşam sürmekle cezalandırıldılar.
Allah, şöyle dedi: “O hâlde, orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Bu süre içinde yeryüzünde şaşkın şaşkın dönüp dolaşacaklar. Artık böyle yoldan çıkmış kavme üzülme.” (Maide,26)
فَبِمَا نَقْضِهِم مِّيثَاقَهُمْ لَعنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةً يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِ وَنَسُواْ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُواْ بِهِ وَلاَ تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلَىَ خَآئِنَةٍ مِّنْهُمْ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنْهُمُ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاصْفَحْ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lanetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah, iyilik yapanları sever. (maide,13)
Aziz kardeşlerim...
İsrail oğulları, özellikle Mısır’da yaşadıkları dönemde ineğe karşı kutsallık derecesinde kalplerinde bir sevgi ortaya cıktı.
Bu sevginin ortaya çıkışı şöyle gelişti.
Mısır’da Nil nehrinin taşıdığı bereketle, kızgın çöl verimli topraklara döner, toprak sulanır, işlenir, bol ürün hasat edilirdi. O zamanki tarım sabana, saban da inek ve öküze dayalı olduğundan, bu hayvanlar insanların gözünde çok ama çok değerliydi.
İneğin, hayatlarında böylesine merkezi bir yer tuttuğu bu insanlar, zamanla “İnek olmasaydı, toprağı süremezdik; rızıksız kalır ve ölürdük.” sonucuna ulaşırlar. Ona kutsal bir şeymiş gibi yaklaşırlar. Kimseye ona el sürdürmez; dokunulmasına izin vermezler. Dokunulmazlığını kazanan inek artık kutsaldır.
Ne var ki insanlar, kendilerini de Nil Nehrini de, toprağı da, hayvanları da yaratan Allah'ı sevecekleri ve ona teşekkür edecekleri yerde, zavallı ineklere yöneldiler. Kalplerinde ilahlaştırdıkları inek sevgisini Hz.Musa (a.s.) Tur dağına gittiğinde bir buzak heykeli yaparak ona tapmaya başladılar.
“Hulasa, O, ( Samiri) kendilerine böğüren bir buzağı heykeli (döküp) çıkarmıştı. (Gerek o, gerek avenesi) İşte sizin de, Musa’nın da Tanrısı budur, Fakat (Musa) unuttu demişlerdi.” (Taha,88)
Aziz kardeşlerim...
Bakara suresinin (67-73 ) ayetlerinde, Faili meçhul bir cinayetin aydınlatılması için Allah (c.c) İsrail oğullarına bir inek kesmelerini emretti. Onlar ise hayvana (ineğe) atfettikleri kutsallık ve ilahlık derecesindeki sevgileri nedeniyle Allah’ın emrine uymayı istemedikleri, işi yokuşa sürdükleri beyan edilmektedir.
Bu kıssanın beyanı ile ilgili bir çok rivayetten biri,
Taberî (ö. 310/923), Süddi’den nakille şöyle anlatır: “İsrail oğulları arasında serveti bol ve bir de kızı olan bir adam vardı. Bu adamın erkek kardeşinin fakir bir oğlu vardı, yani bir yeğeni vardı. Gelip amcasından kızını istedi. Adam kızını ona vermedi. Genç adam kızdı ve “vallahi ben amcamı öldüreceğim, malını alacağım ve kızıyla da evleneceğim, ayrıca diyetini de alıp yiyeceğim.” diye yemin etti. Bu genç bir gün amcasına gidip, “Amca taşradan tüccarlar geldi. Haydi, beraber gidelim de o tüccarlardan bana mal al. Belki o malları satar da kar ederim. Çünkü onlar seni görünce bana kolaylıkla mal verirler.” dedi. Amcasıyla beraber geceleyin yola çıktılar. Genç yeğen yolda karanlıktan istifade ederek amcasını öldürdü ve evine döndü. Sabah olunca da amcasını arıyormuş gibi yaparak onun evine gitti. Halkın amcasının cesedinin başında toplandığını gördü ve şöyle dedi: “Amcamı siz öldürdünüz, bana diyetini vereceksiniz.” Sonra kendini parçalarcasına ağlamaya başladı. Ardından bu genç orada bulunanları Hz. Musa’ya şikayet etti. Hz. Musa da onların diyet ödemelerine hükmetti. Onlar da: “Ey Allah’ın peygamberi, Rabbine dua et de bu gence katilin kim olduğunu bildirsin, o da cinayeti işleyeni suçlasın. Allah’a yemin olsun ki onun diyeti bizim için kolay bir şeydir. Fakat biz böyle bir cinayeti işlemekle itham edilmekten utanıyoruz.” (Taberî, Câmi‘u’l-beyân 2/78, 79)
وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَذْبَحُواْ بَقَرَةً قَالُواْ أَتَتَّخِذُنَا هُزُواً قَالَ أَعُوذُ بِاللّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ
“Musa kavmine:
Allah size bir sığır kesmenizi emrediyor! deyince:
Hayvana (ineğe) atfettikleri kutsallık ve ilahlık derecesindeki sevgileri sebebiyle bu kesme işine çok şaşırarak;
Bizimle alay mı ediyorsun? dediler.
-İsrail oğulları daha evvel buzağıya taptıkları için kendilerine inek kesmeleri yani önce ilahlarını öldürmeleri emredildi.Ta ki hayvana (ineğe) atfettikleri kutsallık ve ilahlık derecesindeki sevgileri sebebiyle Allah (c.c.) ile aralarına giren engelden kurtulsunlar ve inekte bir uluhiyet olmadığını anlasınlar.
O da: Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım! diye cevap vermişti.
قَالُواْ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لّنَا مَا هِيَ قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لاَّ فَارِضٌ وَلاَ بِكْرٌ عَوَانٌ بَيْنَ ذَلِكَ فَافْعَلُواْ مَا تُؤْمَرونَ
Bunun üzerine kavmi:
(O halde) bizim adımıza Rabbine dua et; bize, onun ne olduğunu açıklasın! dediler.
Musa, Allah buyuruyor ki: O, ne yaşlı, ne de körpe; ikisi arası bir inektir. Size emredileni hemen yapın! Dedi.
قَالُواْ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا لَوْنُهَا قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَاء فَاقِعٌ لَّوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرِينَ
Bu defa,Bizim için Rabbine dua et; bize, onun rengini açıklasın! dediler.
(Musa),O buyuruyor ki: Sarı renkli, parlak tüylü, bakanların içini ferahlatan bir inektir. dedi.” (el-Bakara, 67-69)
Yahudiler, bu evsafta bir ineği, yetimi olan bir kadında buldular. Kadın, kendisinin geçim kaynağı olduğu için ineğini satmak istemiyordu. Bu sebeple 1000 akçe istedi.
Musa’nın (a.s) “Kadının istediği miktarı verin ve sığırı alın!” demesi üzerine İsrail oğulları bin akçeye razı oldular. Fakat bu sefer kadın, ücreti 2000 akçeye çıkardı.
Kavmi, ücreti çok yüksek bulduklarından bu sığırı almak istemedi ve tekrar Musa’ya(a.s) müracaat edip:
قَالُواْ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِيَ إِنَّ البَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَا وَإِنَّآ إِن شَاء اللَّهُ لَمُهْتَدُون
“(Ey Musa) Bizim için, Rabbine dua et de; onun nasıl bir sığır olduğunu açıklasın! Nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık. Biz, inşaallah emredileni yapma yolunu buluruz! Dediler.
قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لاَّ ذَلُولٌ تُثِيرُ الأَرْضَ وَلاَ تَسْقِي الْحَرْثَ مُسَلَّمَةٌ لاَّ شِيَةَ فِيهَا قَالُواْ الآنَ جِئْتَ بِالْحَقِّ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُواْ يَفْعَلُونَ
Musa (a.s) dedi ki, Allah şöyle buyuruyor: O (sığır), henüz boyunduruk altına alınmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma), renginde hiç alacası bulunmayan bir inektir.
(İsrail oğulları): “İşte şimdi hakikati getirdin! dediler ve bunun üzerine (onu bulup) kestiler, ama az kalsın kesmeyeceklerdi.” (el-Bakara, 70-71)
Az daha kesmeyeceklerdi, çünkü bu tarif de yine yetimi olan kadının sığırını işaret etmekteydi. Üstelik kadın, ücreti iyice artırmış 10.000 akçeye yükseltmişti. Daha sonra da: “Hayvanı alacaksanız, onu kesersiniz ve derisini tulum yapıp içini altın ile doldurur bana verirsiniz! Ancak bu şekilde onu size satabilirim.” demişti.
Beni İsrail, tekrar Hazret-i Musa’ya (a.s.) müracaat etti. O da: “Ne pahasına olursa olsun, alın!” dedi.
Bunun üzerine kavmi, “Öyleyse şimdi alalım, emir yerine gelsin; yoksa sonra ödeyemeyiz.” dediler. Nihayet ineği alıp kestiler.
وَإِذْ قَتَلْتُمْ نَفْساً فَادَّارَأْتُمْ فِيهَا وَاللّهُ مُخْرِجٌ مَّا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ
Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
“Hani siz bir adam öldürmüştünüz de, onun hakkında birbirinizle atışmıştınız.
Halbuki Allah, gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktır.” (el-Bakara, 72)
Aziz kardeşlerim, Rabbimizin beyanında;
-İsrail oğulları işledikleri cinayetin asıl katilini gizledikleri gibi
-Tevhit bilincinin kalplerine yerleşmediğini (Kalplerinde ahiretteki yeniden diriliş ile ilgili şüphelerin olduğunu....) görüyoruz.
-Nübüvvet kurumunun hayatlarını şekillendirmediğini görüyoruz.
-Buzak sevgisini kalplerinden söküp atamadıklarını görüyoruz.
-Allah (c.c), Peygamber (a.s) ve kendilerine gönderilen din ve şeriat ile sağlıklı ve selim bir bağ kuramadıklarını görüyoruz.
-Hayvana (ineğe) atfettikleri kutsallık ve ilahlık derecesindeki sevgileri, Allah (c.c.) ile aralarına giren bir engel olduğunu görüyoruz.
فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا كَذَلِكَ يُحْيِي اللّهُ الْمَوْتَى وَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
“Haydi, şimdi (öldürülen) adama, (kesilen ineğin) bir parçasıyla vurun! dedik. Böylece Allah, ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye size ayetlerini (peygamberine verdiği mucizelerini) gösterir.” (el-Bakara, 73)
Ayet-i kerimede “Kesilen ineğin bir parçasıyla ölüye vurun!” denilmesi, hadiseye dikkatleri daha çok çekmek içindir. Bunun için böyle bir merasim yapılmış ve akabinde mucize gerçekleşmiştir. Yoksa elbette ki Allah (c.c.), hiçbir sebep olmadan da kudreti ile ölüleri diriltmeye kadirdir.
Nihayet hayvanın dilini ölüye dokundurduklarında ölü, kanlar içinde kalktı. Hakikati anlattı..
Ve nitekim bu hadise sonucunda İsrail oğullarından bazılarının kalplerinde ki, öldükten sonra dirilmeye karşı tereddütte ortadan kalkmış oldu..
Aziz Kardeşlerim !
-İsrail oğullarının bu inek kesme olayına yaptıkları her itirazın ardından sıkıntıları artmıştı. Halbuki emri ilahi ilk geldiğinde herhangi bir sığır boğazlasalardı, emir ifa edilmiş olacaktı. Fakat üst üste suallerle, istemiyormuş gibi davrandılar ve meseleyi kendi elleriyle ağırlaştırdılar. Böylece çok itiraz etmeleri ve hadlerini bilmeyişleri, onları ağır neticelere götürdü.
-İcap etmeyen suallerin sorulması caiz değildir. Allah’ın hüküm beyan ettiği bir hususta teslimiyet gösterip itaat etmek gerekir. Zira gereksiz sual ve itirazlar, yeni sorumlulukları beraberinde getirir ki, bu da mesuliyetlerin daha da ağırlaşmasına sebep olur.
Nitekim Allah Rasülü (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:
“…Ben sizi kendi halinize bıraktığım sürece, siz de beni kendi halime bırakın. Çünkü sizden öncekiler peygamberlerine çok sual sormaları ve aldıkları cevaplar hususunda ihtilaf etmeleri sebebiyle helak oldular. Bundan dolayı size, bir şey emrettiğim zaman onu gücünüz yettiğince yerine getirin. Herhangi bir şeyi yasaklarsam ondan da kesin olarak kaçının!” (Müslim, Hac, 412)
Aziz Kardeşlerim;
-Yaşanmış olan bu olay üzerinde tefekkür edip dersler çıkarmak lazım.
-Bütün nimetlerin Allah'dan (c.c.) geldiğine inanmak yerine sebeplere
inanan insanlar, bu halleriyle o sebebi bir bakıma ilahlaştırmış olurlar.
-Bu noktada herkesin hala kesmesi gereken bir ineği vardır. Çağlara ve kişilere göre “inek”ler, yani vesileler değişiyor; ama inek ve ineğin kesilmesi olayının taşıdığı anlam değişmiyor.
-Bugün taştan put olmayabilir, fakat nefis putu var, moda putu var, gösteriş putu var, şöhret putu var, makam putu var,....
Nitekim ayeti kerimede;
أَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلًا
“Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilah edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?” (Furkan, 43)
Heva ve Hevesin ilah edinilmesi, insanın Allah’ın (c.c.) emirlerini görmezden gelerek kendi arzularına ve zevklerine göre yaşamasıdır. Arzu ve ihtiraslarına uyanlar sadece bedensel hazlarını, geçici isteklerini ve adi menfaatlerini dikkate alırlar.
اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُواْ إِلاَّ لِيَعْبُدُواْ إِلَهًا وَاحِدًا لاَّ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
(Yahudiler) Allah'ı bırakıp, hahamlarını; (hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır. (Tevbe,31)
“Rab edinme” ifadesini içeren bu ayet de Yahudilerin ve Hristiyanların hahamlarını ve rahiplerini ilah edindikleri yani onlara taptıkları değil ilah benzeri bir otorite tanıdıkları ifade edilmiştir.
-Nitekim Adi b. Hatim ile Hz. Peygamber arasında şöyle bir konuşma geçtiği rivayet olunmuştur.
“Ya Rasülallah ! Biz onlara kulluk etmiyorduk ki,
-Peki onlar size istediklerini helal, istediklerini haram kılıyorlar ve siz de onlara uyuyor değilmiydiniz ?
-Evet,
-İşte burada söylenen de odur.”
Değerli kardeşlerim..
Makam; topluma hizmet etmek, üretmek veya sorun çözmek için bir araç olmalıdır. Makamını korumak veya yüceltmek için ahlaki sınırları, dürüstlüğü ve adaleti esnetmeye başladığında o makamı hayatının mutlak merkezi yapmış olur. Bu durum makamın putlaşması demektir.
Var olan nimetler eşit paylaştırılmalı, hakkaniyete uygun hizmet sunulmalıdır. Aksine imkanlar eşit paylaştırılmayıp kendi yararına, yakınlara, arkadaşlara, nufuz sahibi kişilere ve üs makamlar arasında dağıtılırsa ahlaki sınırlar, dürüstlük ve adalet esnemeye başlar. Makam ve mevki hayatın mutlak merkezine konmuş olur.
Aziz Kardeşlerim!
İnsanların Allah (c.c.) ile aralarına koydukları putları; sözde değil özde, tevhit inancı gereği mutlaka kırmalı,
-Hiç bir şey ( nefis,makam,mevki,şan-şöhret,..) Allah’ın (c.c.) emrinin önüne geçmemeli.
-Her zaman Allah’ın (c.c.) emirlerine tam bir teslimiyet göstermeliyiz.
-Tevhit inancımızı zedeleyecek ve sorumluluğumuzu artıracak gereksiz ve ayrıntılı sorulardan kaçınmalıyız.
-İsrail oğullarının düşmüş olduğu hatalardan ders çıkararak Allah ile (c.c.) aramıza girecek her türlü engel ve perdelerden kurtulmalıyız.
Nitekim Ayet-i Kerimede mealen,
“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım- akrabanız, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz ve hoşlandığınız meskenler size Allah’dan peygamberinden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise; artık Allah emrini gerçekleştirinceye kadar bekleyin.Allah günaha saplanmış kimseleri hidayete erdirmez.” (Tevbe 24)
Hadis-i Şerif’te de ;
“Hiçbiriniz, ben kendisine malından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça kamil mü’min olamaz.” (Buhari, İman; Müslim, İman 70)
Hasılı, bir mü’min için hiçbir dünyevi sevgi, menfaat ve çıkar Allah ile arasında perde ve engel oluşturmamalı ve istikametten şaşırtmamalı.
Velhamdulilahi rabbil’alemin
Erenler İlçe Vaizi ; Mustafa Dişli