VEFA ve SÂDÂKAT

Haftanın Vaazı.. 24.07.2026 tarihli; "Vefa ve Sâdâkat" konulu Haftanın Vaazı sitemize yüklenmiştir..

Vefa ve Sâdâkat

Aziz Müminler!

Hamd; verdiği sayısız nimetlere karşı nankörlük etmeyen kullarını seven, verdiği sözde duranları öven, ahde vefayı ve sadakati kulluğun şerefi kılan Yüce Allah'a mahsustur. O Rabbimize sonsuz hamd ediyoruz. Çünkü O, bizleri vefayı bilen, iyiliği unutmayan, emanete sahip çıkan, sözünün eri olan kullar olmaya davet etmektedir.

Salât ve selâm; hayatının her anında vefanın, sadakatin, doğruluğun ve emanetin en mükemmel örneğini sergileyen; Rabbine verdiği kulluk sözünü en güzel şekilde yerine getiren; ailesine, ashabına, dostlarına ve hatta kendisine iyilik yapan veya yapmayan herkese karşı bile vefasını gösteren sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa'ya (sallallahu aleyhi ve sellem), onun tertemiz âline, güzide ashabına ve onların izinden kıyamete kadar yürüyen bütün müminlerin üzerine olsun.

Muhterem Kardeşlerim!

Öyle bir konu vardır ki, insanı sadece iyi bir Müslüman yapmaz; aynı zamanda iyi bir evlat, güvenilir bir dost, vefalı bir eş, sadık bir vatandaş ve örnek bir insan hâline getirir. O değerin adı vefadır. Vefa, hatırlamaktır. Vefa, unutmamaktır. Vefa, iyiliğe iyilikle karşılık vermektir. Vefa, zor günlerde yanında olanı rahat günlerde terk etmemektir. Vefa, sadece dilde "Allah razı olsun" demek değil; gönülde taşımak, davranışla göstermektir.

Ne yazık ki yaşadığımız çağ, hızın arttığı ama vefanın azaldığı bir çağ hâline geldi. İnsanlar birbirini çabuk tanıyor, ama daha çabuk unutuyor. Menfaat bitince dostluk bitiyor; makam bitince ilgi bitiyor; güç bitince selam da bitiyor. Oysa mümin, menfaatine göre değil; imanına göre yaşayan insandır. Çünkü vefa, imanın en güzel meyvelerinden biridir.

Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Bizi bugünlere getiren anne ve babamıza karşı ne kadar vefalıyız? Elimizden tutan hocalarımızı ne kadar hatırlıyoruz? Aynı sofrayı paylaştığımız dostlarımızın, komşularımızın hukukunu ne kadar gözetiyoruz? Ezanı özgürce okuyabildiğimiz bu vatana karşı görevlerimizi ne kadar yerine getiriyoruz? Ve hepsinden önemlisi, bize sayısız nimet veren Rabbimize verdiğimiz kulluk sözünde ne kadar sadığız?

Aziz kardeşlerim!

İnsan, vefası kadar insandır. Vefasını kaybeden, aslında insanlığının en güzel tarafını kaybetmiş olur. Çünkü vefa olmayan yerde sevgi uzun ömürlü olmaz; güven ayakta kalmaz; aile dağılır, dostluklar bozulur, toplum çözülmeye başlar. Bu sebeple İslam, vefayı sadece güzel bir ahlak olarak değil; kulluğun ve imanın ayrılmaz bir parçası olarak öğretmiştir.

Bugünkü sohbetimizde, Kur'an ve sünnetin ışığında ahde vefa, anne ve babaya vefa, büyüklere ve hocalara vefa, eşe ve dosta sadakat, vatana vefa ve en önemlisi Allah'a karşı sadakat üzerinde duracağız. Rabbimizden niyazımız odur ki; dilinde değil, hayatında vefayı yaşayan, sözünde duran, emanete sahip çıkan, ardında hayırla anılan kullarından eylesin. Âmin.!

Aziz Müminler!

Vefanın en büyük göstergesi, verilen sözü yerine getirmektir. Çünkü müminin sözü, onun şahsiyetidir. Allah Teâlâ, Kur'ân-ı Kerîm'de ahde vefayı emretmiş ve verilen sözden mutlaka hesaba çekileceğimizi bildirmiştir.

وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِۚ اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُ۫لًا "Verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen söz mutlaka sorguya çekilecektir." (İsrâ, 17/34)

Bu ayet, sadece insanlar arasındaki sözleşmeleri değil; Allah'a verdiğimiz kulluk sözünü, ailemize karşı sorumluluklarımızı, ticaretteki dürüstlüğümüzü, dostlarımıza olan bağlılığımızı ve üzerimize aldığımız bütün emanetleri kapsamaktadır. Mümin, sözüne güvenilen insandır.

Yine Rabbimiz buyuruyor ki:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَوْفُوا بِالْعُقُودِ "Ey iman edenler! Yaptığınız akitleri ve sözleşmeleri eksiksiz yerine getirin." (Mâide, 5/1)

Müslümanın imzası da sözü de sağlamdır. Menfaat değişince sözü değişmez. Şartlar ağırlaşınca ahdini bozmaz. Çünkü o bilir ki, insanların görmediğini Allah görmektedir.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de vefa ve sadakatin müminin ayrılmaz vasfı olduğunu şöyle ifade buyurmuştur:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه، عَنِ النَّبِيِّ ﷺ قَالَ:

«آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلَاثٌ: إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وَإِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ 

 "Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünden döner, kendisine emanet verilince ihanet eder." (Buhârî, Îmân 24; Müslim, Îmân 107) Dikkat ediniz! Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), sözünde durmamayı nifak alametlerinden biri olarak saymaktadır. Demek ki vefa, güzel bir ahlâk olmanın ötesinde, imanın da göstergelerindendir.

Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur:

«لَا إِيمَانَ لِمَنْ لَا أَمَانَةَ لَهُ، وَلَا دِينَ لِمَنْ لَا عَهْدَ لَهُ»"Emanete riayet etmeyenin imanı kemale ermez; ahde vefa göstermeyenin de dini kemale ermez." (Ahmed b. Hanbel, Müsned)

Aziz Kardeşlerim!

Bugün insanlar en çok güvene muhtaçtır. Ticarette güven, ailede güven, dostlukta güven, komşulukta güven... Güvenin temeli ise sadakat ve vefadır. Vefanın kaybolduğu yerde sevgi solar, dostluk biter, aileler sarsılır, toplum çözülür.

Öyleyse geliniz; verdiğimiz her sözü Allah'ın huzurunda verilmiş bir söz bilelim. Çocuklarımıza verdiğimiz sözü tutalım, eşimize verdiğimiz sözü tutalım, dostumuza verdiğimiz sözü tutalım. Çünkü Allah katında en değerli kullar, sözüne sadık olan kullardır.

ANNE VE BABAYA VEFA

Aziz Müminler!

Yeryüzünde Allah Teâlâ'nın hakkından sonra en büyük hak, anne ve baba hakkıdır. Çünkü onlar, bizim dünyaya gelişimize vesile olmuş, uykularını bize feda etmiş, aç kalıp bizi doyurmuş, hastalandığımızda başımızda sabahlamış, binbir emek ve fedakârlıkla bizi bugünlere ulaştırmışlardır. İşte bunun içindir ki Rabbimiz, kendisine kulluk emrinin hemen ardından anne ve babaya iyiliği emretmiştir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

﴿وَقَضَىٰ رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا ۚ إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَا أُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَرِيمًا ۝ وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرًا﴾"Rabbin, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi ve anne-babaya iyilik etmenizi emretti. Eğer onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa, onlara 'öf' bile deme; onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara merhametle alçak gönüllülük kanadını indir ve: 'Rabbim! Onlar beni küçükken nasıl büyüttülerse Sen de onlara merhamet et.' diye dua et." (İsrâ, 17/23-24)

Dikkat ediniz! Rabbimiz "Büyük iyilik yapın." demeden önce, "Öf bile demeyin." buyuruyor. Çünkü bazen bir "öf", yılların emeğini incitebilir.

Bir başka ayette Rabbimiz şöyle buyurur:

﴿أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ إِلَيَّ الْمَصِيرُ﴾

"Bana ve anne-babana şükret. Dönüş ancak Banadır." (Lokmân, 31/14)

Anne-babaya teşekkür etmeyen, Allah'a şükrün de hakkını veremez.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor:

«رِضَا الرَّبِّ فِي رِضَا الْوَالِدِ، وَسَخَطُ الرَّبِّ فِي سَخَطِ الْوَالِدِ»

"Rabbin rızası, babanın (anne ve babanın) rızasındadır; Rabbin gazabı da babanın gazabındadır." (Tirmizî, Birr)

Yine bir gün bir sahâbî gelerek:

Yâ Resûlallah! İnsanlar içinde güzel davranışıma en çok kim layıktır?" diye sordu.

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu:

«أُمُّكَ»

"Annen."

Adam tekrar sordu:

"Sonra kim?"

«أُمُّكَ»

"Annen."

Üçüncü defa sordu:

"Sonra kim?"

«أُمُّكَ»

"Annen."

Dördüncü defa sordu:

"Sonra kim?"

«ثُمَّ أَبُوكَ»

"Sonra baban." (Buhârî, Edeb; Müslim, Birr)

Bu tekrarlar, annenin çektiği zahmetin büyüklüğünü göstermektedir.

İbretli Bir Kıssa: Üveys el-Karanî'nin Vefası

Aziz Kardeşlerim!

Tâbiînin büyüklerinden Üveys el-Karanî, Peygamber Efendimizi çok sevmesine rağmen, yaşlı annesine hizmet ettiği için Medine'ye gelip Efendimizi görememişti. Çünkü annesini yalnız bırakmak istemiyordu.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), onu görmediği hâlde ashabına şöyle buyurdu:

"Size Üveys b. Âmir gelecektir... Sizden kim ona ulaşırsa, kendisinden sizin için istiğfar etmesini istesin." (Müslim, Fezâilü's-Sahâbe)

Düşünün! Resûlullah'ı görememenin hüznünü yaşamayı göze aldı; fakat annesini yalnız bırakmadı. Allah da onu, Resûlünün dilinde övgüyle yâd ettirdi. İşte vefa budur.

Aziz Müminler!

Bugün hayatta olan anne ve babamız varsa, bu bizim için cennete açılmış büyük bir kapıdır. Onların gönlünü almak, duasını kazanmak, ihtiyaçlarını gidermek en büyük ibadetlerdendir. Eğer ahirete göç etmişlerse, görevimiz bitmemiştir. Onlara dua etmek, sadaka vermek, dostlarını ziyaret etmek, akrabalarıyla ilgilenmek de evladın vefasının bir gereğidir.

Unutmayalım ki, anne ve babasına vefalı olan evlatlar yetiştiren toplumlar ayakta kalır; anne ve babasını unutan nesiller ise, bir gün kendileri de unutulurlar.

Rabbimiz bizleri, anne ve babasının kıymetini bilen, hayatta iken hizmetlerini ihmal etmeyen, vefatlarından sonra da dualarıyla onları unutmayan salih kullarından eylesin. Âmin.

HOCALARA, ÂLİMLERE VE BÜYÜKLERE VEFA

Aziz Müminler!

Vefa denildiğinde aklımıza gelmesi gereken en önemli haklardan biri de, bize Kur'ân'ı öğreten, dinimizi tanıtan, elimizden tutan hocalarımıza ve bizden önce yaşamış büyüklerimize karşı gösterilecek vefadır. Çünkü insanın üzerinde anne ve babasının emeği olduğu gibi, hocalarının da emeği vardır. Anne-baba dünyaya gelmemize vesile olur; hocalar ise Allah'ın izniyle ebedî kurtuluşumuza vesile olurlar.

Rabbimiz ilim ehlinin faziletini şöyle haber vermektedir:

﴿يَرْفَعِ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ﴾

"Allah, içinizden iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir." (Mücâdele, 58/11)

Bir başka ayette ise şöyle buyurur:

﴿قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ﴾

"De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer, 39/9)

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor:

«لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا وَيَعْرِفْ لِعَالِمِنَا حَقَّهُ»

"Küçüğümüze merhamet etmeyen, büyüğümüze saygı göstermeyen ve âlimimizin hakkını bilmeyen bizden değildir."

Bu hadis, İslam toplumunun üç temel direğini ortaya koymaktadır: küçüğe şefkat, büyüğe hürmet ve âlime vefa.

Yine Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

«إِنَّ مِنْ إِجْلَالِ اللَّهِ إِكْرَامَ ذِي الشَّيْبَةِ الْمُسْلِمِ...»"Allah'a duyulan saygının bir göstergesi de, saçı sakalı ağarmış Müslümana ikram ve hürmet etmektir." (Ebû Dâvûd)

Aziz Kardeşlerim!

Bugün okuduğumuz Kur'ân'da, öğrendiğimiz ilmihalde, bildiğimiz dualarda nice hocaların gözyaşı, alın teri ve duası vardır. Biz onların omuzlarında yükseldik. Onları unutmak, kendi geçmişimizi unutmaktır. Onlara dua etmek, hayırla yâd etmek, hayatta olanları ziyaret etmek, vefat edenlerin ruhlarına Fâtiha göndermek vefanın gereğidir.

Büyük imam İmam Şâfiî, hocası İmam Mâlik'in huzurunda son derece edepli davranırdı. Sayfaları çevirirken bile ses çıkarmamaya özen gösterir ve:

«"Hocamın yanında sayfaları bile yavaş çevirirdim ki, sesi onu rahatsız etmesin."» derdi.

Bu söz, sadece bir edep değil; ilme ve hocaya gösterilen derin vefanın ifadesidir.

Yine büyük muhaddis Abdullah ibn Mübarek, hocası Süfyân es-Sevrî için sürekli dua eder, onun iyiliklerini anlatır ve:

«"Hocama yaptığım duaları anne ve babama yaptığım dualardan sonra hiç eksik etmedim."» derdi.

Aziz Müminler!

Bugün maalesef bilgiye ulaşmak kolaylaştı; fakat hocaya hürmet azaldı. Oysa İslam'da ilim kadar, ilmin edebi de önemlidir. Hocasını unutan, büyüğünü küçümseyen, kendisini yetiştirenleri inkâr eden kimse, bereketten mahrum kalır.

Geliniz; bize bir harf öğretene kırk yıl hürmet anlayışını yeniden diriltelim. Hocalarımızı ziyaret edelim, ellerini öpelim, dualarını alalım. Vefat eden hocalarımızı rahmetle analım. Çünkü vefa, ilmin bereketidir; sadakat ise ilmin nurudur.

Rabbimiz bizleri, hocalarının kıymetini bilen, büyüklerine saygı gösteren, kendisini yetiştirenleri hiçbir zaman unutmayan vefalı kullarından eylesin. Âmin.

EŞE, DOSTA VE KARDEŞLERE VEFA

Aziz Müminler!

Vefa sadece anne ve babaya gösterilmez. Vefa; aynı yastığı paylaştığımız eşimize, aynı sofraya oturduğumuz dostumuza, omuz omuza namaz kıldığımız kardeşimize ve iyiliklerini gördüğümüz bütün insanlara karşı da gösterilmesi gereken yüce bir ahlâktır. Kur'ân-ı Kerîm, müminleri birbirine kenetlenmiş kardeşler olarak tanıtır:

﴿إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ﴾

"Müminler ancak kardeştir." (Hucurât, 49/10)

Kardeşlik sadece güzel günlerde aynı sofrayı paylaşmak değildir. Asıl kardeşlik, zor günlerde omuz vermek, sıkıntıda yanında olmak, düştüğünde elinden tutmak ve dostunu yalnız bırakmamaktır. İşte bunun adı vefadır.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

«الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لَا يَظْلِمُهُ، وَلَا يُسْلِمُهُ»

"Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez; onu çaresiz bırakıp düşmanına da terk etmez." (Buhârî, Mezâlim; Müslim, Birr)

Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyurur:

«خَيْرُكُمْ خَيْرُكُمْ لِأَهْلِهِ، وَأَنَا خَيْرُكُمْ لِأَهْلِي»

"Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım." (Tirmizî, Menâkıb)

Aziz Kardeşlerim!

Vefa denildiğinde Resûlullah Efendimizin Hz. Hatice validemize gösterdiği sadakat ve bağlılık, insanlık tarihinin en güzel örneklerinden biridir.

Hz. Hatice annemiz, Peygamber Efendimiz risaletle görevlendirildiğinde herkes onu inkâr ederken ona iman etti; herkes sırt çevirirken yanında durdu; malını, canını ve bütün imkânlarını Allah ve Resûlü uğruna seferber etti.

Aradan yıllar geçti. Hz. Hatice vefat etti. Fakat Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu hiç unutmadı. Onun arkadaşlarına ikram eder, adı anıldığında gözleri dolar ve onu hayırla yâd ederdi.

Bir gün Hz. Âişe validemiz:

"Yâ Resûlallah! Sanki dünyada Hatice'den başka kadın yoktu!" deyince, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

"Hatice öyle bir hanımdı ki... Bana herkes inanmazken o inandı; herkes beni yalanlarken o tasdik etti; herkes mahrum bırakırken o malıyla bana destek oldu. Allah bana ondan evlatlar ihsan etti." (Müsned-i Ahmed)

İşte gerçek vefa budur. Ölüm bile sevgiyi ve sadakati silememiştir.

Aziz Müminler!

Bugün nice yuvalar, sevgisizlikten önce vefasızlık yüzünden yıkılıyor. Nice dostluklar, bir söz veya küçük bir menfaat yüzünden sona eriyor. Oysa mümin; eşinin kusurunu örten, dostunun sırrını saklayan, kardeşinin yükünü paylaşan insandır.

Geliniz; evlerimizi vefa ile ayakta tutalım. Eşlerimize teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim. Dostlarımızı sadece ihtiyaç duyduğumuz zaman değil, hâl hatır sormak için de arayalım. Zor gününde kardeşimizin yanında olalım. Çünkü vefa, sevginin ömrünü uzatır; sadakat ise aileyi ve toplumu ayakta tutan en sağlam harçtır.

Rabbimiz bizleri, eşine sadık, dostuna vefalı, kardeşine güven veren, Resûlullah'ın ahlâkıyla ahlâklanan kullarından eylesin.

VATANA, MİLLETE VE EMANETE VEFA

Aziz Müminler!

Vefa sadece aile içinde yaşanan bir duygu değildir. Vefa; üzerinde yaşadığımız vatana, birlikte huzur içinde yaşadığımız milletimize ve bize emanet edilen bütün değerlere karşı da gösterilmesi gereken büyük bir sorumluluktur. Mümin, yaşadığı toprağın kıymetini bilir; milletinin huzuru için çalışır; kendisine emanet edilen her görevi Allah'ın bir emaneti olarak görür.

Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

﴿إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَىٰ أَهْلِهَا﴾

"Şüphesiz Allah size, emanetleri ehline vermenizi emrediyor." (Nisâ, 4/58)

Bu ayet sadece bir mal emanetini değil; makamı, görevi, devlet malını, vakti, bilgiyi, aileyi, evladı ve bütün sorumlulukları içine almaktadır. Mümin, emanete ihanet etmez. Çünkü bilir ki, emanet önce Allah'ın, sonra insanların hakkıdır.

Bir başka ayette Rabbimiz müminleri överken şöyle buyurur:

﴿وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ﴾

"Onlar, emanetlerini ve verdikleri sözleri titizlikle korurlar." (Mü'minûn, 23/8; Meâric, 70/32)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ise şöyle buyurmuştur:

«أَدِّ الْأَمَانَةَ إِلَى مَنِ ائْتَمَنَكَ، وَلَا تَخُنْ مَنْ خَانَكَ»

"Sana emanet edene emanetini eksiksiz teslim et. Sana ihanet edene bile ihanetle karşılık verme." (Ebû Dâvûd, Tirmizî)

Yine Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

«كُلُّكُمْ رَاعٍ، وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ»

"Hepiniz birer çobansınız ve hepiniz emriniz altındakilerden sorumlusunuz." (Buhârî, Müslim)

Aziz Kardeşlerim!


Vatan, uğrunda can veren şehitlerin bize emanetidir. Bu topraklar, ezanların susmaması, bayrağın inmemesi ve Kur'ân sesinin dinmemesi için nice fedakârlıklarla bizlere bırakılmıştır. O hâlde vatana vefa; sadece sevmekle değil, çalışmakla, üretmekle, birlik ve beraberliği korumakla, fitneden uzak durmakla ve milletimizin huzuruna katkı sağlamakla olur.

Müslüman; devlet malını kendi malı gibi korur. Kamu hakkına el uzatmaz. Kul hakkından korktuğu gibi, millet hakkından da korkar. İsraf etmez, haksızlık yapmaz, görevini ihmal etmez. Çünkü bunların her biri emanete ihanettir.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Mekke'den hicret ederken doğup büyüdüğü beldeye dönerek büyük bir hasretle şöyle buyurmuştur:

«وَاللَّهِ إِنَّكِ لَخَيْرُ أَرْضِ اللَّهِ، وَأَحَبُّ أَرْضِ اللَّهِ إِلَيَّ، وَلَوْلَا أَنِّي أُخْرِجْتُ مِنْكِ مَا خَرَجْتُ»

"Allah'a yemin ederim ki sen Allah'ın en hayırlı ve bana en sevimli beldesisin. Eğer senden çıkarılmasaydım, senden ayrılmazdım." (Tirmizî)

Bu hadis bizlere, insanın doğup büyüdüğü vatana duyduğu sevginin ne kadar tabiî ve ne kadar değerli olduğunu göstermektedir.

Aziz Müminler!

Vatan sevgisi, kuru bir slogan değil; emanet bilincidir. Millet sevgisi, ayrılıkları körüklemek değil; kardeşliği güçlendirmektir. Bayrağa, ezana, camiye, Kur'ân'a ve bu toprakların manevi değerlerine sahip çıkmak da vefanın en önemli göstergelerindendir.

Rabbimiz bizleri; vatanına sadık, milletine faydalı, emanetine sahip çıkan, kul hakkından sakınan ve kendisine verilen bütün nimetlerin hesabını vereceğini unutmayan kullarından eylesin.

ALLAH'A VE RESÛLÜ'NE VEFA VE SADAKAT

Aziz Müminler!

Bugün ahde vefayı konuştuk. Anne ve babaya vefayı konuştuk. Hocalara ve büyüklerimize vefayı konuştuk. Eşe, dosta ve kardeşlere vefayı konuştuk. Vatana, millete ve emanetlere karşı sadakati konuştuk.

Fakat bütün bu vefaların üzerinde, hepsine hayat veren en büyük vefa vardır. O da Allah'a ve Resûlü'ne sadakattir. Çünkü Allah'a sadakati olmayanın insana sadakati de uzun ömürlü olmaz. Rabbine vefalı olmayanın kullara vefası da eksik kalır.

Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

﴿مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ﴾

"Müminlerden öyle yiğitler vardır ki, Allah'a verdikleri söze sadık kaldılar." (Ahzâb, 33/23)

Bir başka ayet-i kerîmede ise şöyle buyurur:

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ﴾

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla, sadıklarla beraber olun." (Tevbe, 9/119)

Ve yine Rabbimiz şöyle buyurur:

﴿فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ﴾

"Siz Beni anın ki Ben de sizi anayım." (Bakara, 2/152)

Aziz Kardeşlerim!

Allah Teâlâ, ezelde ruhlar âleminde hepimizden bir söz aldı:

﴿أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ ۖ قَالُوا بَلَىٰ﴾

"Ben sizin Rabbiniz değil miyim?' buyurdu. Onlar da: 'Evet, şahit olduk.' dediler." (A'râf, 7/172)

İşte gerçek sadakat, o sözü unutmamaktır. Namazımızla, ibadetimizle, ahlâkımızla, doğruluğumuzla ve vefamızla o ahde bağlı kalmaktır.

Resûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

«لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ»

"Sizden hiçbiriniz; ben kendisine babasından, evladından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça gerçek anlamda iman etmiş olmaz." (Buhârî, Îmân; Müslim, Îmân)

İşte Resûlullah'a sadakat budur: Onu sevmek, sünnetine sarılmak, ahlâkını yaşamak ve kıyamete kadar onun davasına vefa göstermektir.

Aziz Müminler!

Dünya fanidir. Makamlar geçicidir. Servetler tükenir. Güç ve kuvvet bir gün sona erer. Fakat Allah için yapılan vefa asla kaybolmaz. Bir anneye edilen hizmet, bir babadan alınan dua, bir hocaya gösterilen hürmet, bir dosta uzatılan yardım eli, bir emanete sahip çıkmak, bir yetimin başını okşamak, bir mazlumun yanında durmak... Bunların hiçbiri Allah katında karşılıksız kalmayacaktır.

Öyleyse geliniz…

Sözümüzde doğru olalım.

Emanete sadık olalım.

Anne ve babamızın kıymetini bilelim.

Hocalarımızı unutmayalım.

Eşimize ve çocuklarımıza vefalı olalım.

Dostlarımızı yalnız bırakmayalım.

Vatanımıza ve milletimize sahip çıkalım.

Ve her şeyden önce Rabbimize verdiğimiz kulluk ahdine sadık kalalım.

Çünkü mümin; sözüne sadık olan insandır.

Mümin; vefasıyla tanınan insandır.

Mümin; unutmayan, unutturmayan ve iyiliği iyilikle karşılayan insandır.

اللهم اجعلنا من أهل الصدق والوفاء، ومن المحافظين على العهد والأمانة، ووفقنا لبرِّ والدينا، والإحسان إلى أهلينا، والوفاء لإخواننا، وخدمة ديننا ووطننا، وثبتنا على طاعتك وسنة نبيك ﷺ حتى نلقاك وأنت راضٍ عنا.

Allah'ım! Bizleri doğruluk ve vefa sahibi kullarından eyle. Ahdine sadık, emanetine sahip çıkan kullarından eyle. Anne ve babasına iyilik eden, ailesine vefalı, kardeşlerine güven veren, dinine ve vatanına hizmet eden kullarından eyle. Bizleri son nefesimize kadar Kur'ân'dan ve Resûlünün sünnetinden ayırma. Son nefesimizi kelime-i tevhid ile vermeyi ve cemâlinle müşerref olmayı hepimize nasip eyle.

وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ.

VAAZI İNDİR

Hazırlayan: Abdullah Bostan / Sakarya Ferizli Vaizi