MİLLİ ve MANEVİ DEĞERLERİMİZİN İNŞA ve İHYASINDA CAMİLERİMİZ

Haftanın Vaazı.. 02.10.2026 tarihli; "Milli ve Manevi Değerlerimizin İnşa ve İhyasında Camilerimiz" konulu Haftanın Vaazı sitemize yüklenmiştir..

Milli ve Manevi Değerlerimizin İnşa ve İhyasında Camilerimiz

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Yaratan, yaşatan, ortağı, dengi ve benzeri olmayan, bütün güç ve kudretin gerçek sahibi, bizlere sayısız nimetler ihsan eden Allah’a hamd olsun. Kendisinden sonra başka bir peygamber gelmeyecek olan âlemlere rahmet son Nebi’ye salât ve selam olsun.

Değerli Müslümanlar!

Milli ve manevi değerlerin insanın hayatına farklı bir anlam kattığı, ona renkli bir yaşam sunduğu, aldığı nefesi daha anlamlı kıldığı bir gerçektir. Bu değerlerden mahrum kalınması da tadı tuzu olmayan bir hayata mahkum olmak anlamına gelmektedir. 

Her insanın yaşamında büyük ya da küçük hedef ve gayeleri mutlaka vardır. Bir müslüman için asıl hedef bellidir: Allah rızası. Allah rızasını kazanmanın yolu da Kitap ve sünnette tarif edilmiş, gösterilmiştir. Yapılması gereken; Kitap ve sünnet çizgisinden sapmadan rıza-yı ilahi için hayat sürmektir. 

Milli ve manevi değerlerimizi kaybettiğimiz oranda rıza-yı ilahiden uzaklaşıyoruz. Allah’ın dinini yaşamak, Allah’ın emir ve yasaklarını yerine getirerek İslamı’ın güzelliklerini hayata taşımak, İslam ahlakının bütün yeryüzünde ve özellikle üzerinde yaşadığımız topraklarda neşvünema bulması için çalışmak, rıza-yı ilahiye ulaşmamız için kaçınılmazdır. Yani milli ve manevi değerlerimize sahip çıkmadan rızay-ı ilahiye ulaşmamız mümkün değildir. 

Camilerimiz en önemli değerlerimiz arasında yer alır. Müslümanlar için hayati önemi haizdir. Camiler İslam toplumunun adeta kalbidir. Nasıl ki bir insan, kalbinin vücuduna kan pompalamasıyla hayat buluyorsa, İslam toplumu da camilerle hayat buluyor. 

Müslümanlar camide huzur buluyor. 

Erkek, kadın, çocuk, yaşlı her müslüman kendine burada yer buluyor. 

Zengin, fakir, hasta her müslüman hep birlikte dayanışma kültürünü burada yaşatıyor. 

Vaaz, hutbe ve sohbetlerle, eğitim kurslarıyla doğru dini bilgiyi burada öğreniyor. 

Ülkemizde yaşanan deprem ve sel gibi felaketlerde camiler barınma yeri olurken din görevlileri de manevi destek ile rehberlik yaparak önemli hizmetlerde bulunuyorlar. Rabbim ülkemizi her türlü felaketten muhafaza etsin. 

Milli mücadele yıllarında camilerde verilen vaazlar ve hutbeler, halkın bilinçlenip tek vücut olmasında önemli bir yere sahip olmuştur. Düşman işgaline karşı ayaklanmalar camide başlamıştır. 15 Temmuzda camilerde okunan selaların milleti ayağa kaldırdığına hepimiz şahit olduk.

Kısaca, camiler ibadethane olma vasfının yanında toplumun huzur, güven ve kardeşlik bağlarını pekiştiren canlı birer sosyal merkez konumundadır.

Demek ki, milli ve manevi değerlerimizi ayakta tutan en önemli etkenlerden birisi de camilerimizdir. İşte bu değerlerimizin ihyası için camilerimize her zamankinden daha fazla önem vermek hepimizin görevidir.  

Fakat üzülerek söylemeliyiz ki, Müslümanlar olarak bizi biz yapan bu değerleri her geçen gün biraz daha kaybediyoruz. Cami sayımız artarken maalesef cami cemaatimiz her geçen gün azalıyor. Her Cuma günü camileri dolduruyoruz fakat cemaat olma ruhunu gün geçtikçe kaybediyoruz. Camilerimizi süslemeyi, güzelleştirmeyi pek seviyoruz fakat insanlarla ilişkilerimizde sözlerimizi, hal ve tavırlarımızı güzelleştiremiyoruz. Aksine birbirimizin kalbini kırıp harap etmekten geri durmuyoruz. Camiye geliyoruz fakat aynı safta durduğumuz müslüman kardeşimizin derdinden, tasasından bihaber namaz kılıyoruz. 

Değerli Müslümanlar!

Cami önemlidir ve cami inşa etmek çok değerli bir faaliyettir. Fakat cami inşasından önce yapmamız gereken çok daha önemli bir şey var; aramızda kardeşliği ve birlik ruhunu inşa etmek. Çünkü birlik ve kardeşlik ruhundan mahrum bir cami, fiziksel olarak kalabalık görünse de manevi olarak içi boş, ıssız, tenha bir mekan gibidir.

Cemaat olmak kuru kalabalık olmak değildir. Cemaat olmak; acıda, kederde, sevinçte, varlıkta ve yoklukta bir olmak, yan yana olmak, aynı havayı solumak, aynı heyecanı taşımak, aynı ruhu hissetmek ve paylaşmaktır. Tıpkı peygamberimiz ve arkadaşları gibi.

İslam tebliğinin ilk dönemlerinde müslümanların topluca namaz kılacakları özel bir mekanları yoktu. Çünkü müşriklerin baskı ve zulmü buna imkân vermiyordu. Namazları camide cemaatle kılmak bir yana neredeyse kendi evlerinde bile gizlice kılmak durumunda kalmışlardı. Fakat onlarda öyle bir ibadet/kulluk bilinci vardı ki bu bilinç him bir engel tanımıyordu. Şehrin dışına çıkıp kuytu köşelerde, vadilerde veya dağ başlarında cemaat olup yine o kulluğu yerine getiriyorlar, Allah’a topluca secde ediyorlardı. 

Mekke’de her geçen gün artan zulmün, dışlamanın, işkencenin ortasında başlarını sokacakları bir mescitleri bile olmayan Peygamberimiz ve arkadaşları, önce cemaat olmanın, kardeş olmanın ne anlama geldiğini iyice kavradılar. Sonra cami yaptılar, mescit yaptılar. İşte, bizim öncelikli yapmamız gereken şey; onlardaki cemaat olma, kardeş olma ve Allah’a kul olma bilincine ulaşarak camilerimizin manevi imarını gerçekleştirmektir. Yüce rabbim böyle bir bilinci bize de nasip etsin. 

Onlar bütün zorluklara rağmen, ölümü bile göze alıp cemaat olmaya, bir olmaya, beraber olmaya, birlikte Allah’a secde etmeye koşuyorlardı. Ya biz? İki adım ötemizdeki camiye gitmeye üşeniyoruz. Vay halimize!

Cemaat olmak; mahallemizdeki camide cemaat olmak değil; yeryüzündeki bütün camileri kendi mahalle camimiz bilerek bu camilerdeki bütün müslümanlarla bir olduğumuzu hissetmektir. 

Peygamberimiz aleyhi’s-salatu ve’s-selamın dediği gibi: اَلْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا “Müminin mümine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.” (Buhari, Edeb, 36) Dünyadaki iki milyar müslümanla aynı vakitte ve aynı safta durup her birlikte Allah’a secde ettiğimiz bilincine ulaşmadan, birbirimize kenetlenmeden gerçek anlamda cemaat olamayacağımızı bilmemiz gerekiyor.  

Değerli Müslümanlar!

Biz, ülkemizde istediğimiz camiye gidip rahat bir şekilde, güven içinde ve özgürce namaz kılma imkânına sahipken, dünyanın muhtelif yerlerinde birçok mazlum müslüman bugün bunu yaşayamaz durumdadır.

Camileri yıkılmış, harap edilmiş Gazzeli müslümanları düşünelim. Onların artık camileri yok!

Tepelerine nerede ve ne zaman bomba yağacağı meçhul olan Gazzeli müslümanları düşünelim.

Güvenli bir karış toprağı bile kalmayan Filistinli müslümanları düşünelim. 

Soysuz siyonist yahudilerin soykırımına uğrayan Filistinli müslüman kardeşlerimizi düşünelim. 

Sonra da şu ayeti tefekkür edelim. Diyor ki Rabbimiz:


الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِن دِيَارِهِمْ بِغَيْرِ حَقٍّ إِلَّا أَن يَقُولُوا رَبُّنَا اللَّهُ وَلَوْلَا دَفْعُ اللَّهِ النَّاسَ بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لَّهُدِّمَتْ صَوَامِعُ وَبِيَعٌ وَصَلَوَاتٌ وَمَسَاجِدُ يُذْكَرُ فِيهَا اسْمُ اللَّهِ كَثِيرًا وَلَيَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ

O mü’minler ki sırf “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için haksızca öz yurtlarından sürüldüler. Şayet Allah kimi insanların saldırganlığını kimi insanlar aracılığıyla bertaraf etmemiş olsaydı manastırlar, kiliseler, havralar ve içerisinde Allah’ın ismi çokça anılan mescitler yıkılıp giderdi. Allah, kendi dinine destek verenlere elbet yardım edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, mutlak üstündür. (Hac, 22/40)

Bu ayet Mekkeli müşrikler tarafından öz yurtlarından sürülen müslümanları anlatıyor. Neden sürülmüşler? Sırf “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için. 

Tıpkı Filistinlilerin öz yurtlarından siyonist yahudiler tarafından sürülmeye çalışıldığı gibi. 

Tıpkı Uygurların alçak Çin yönetimi tarafından öz yurtlarından sürülmek istendiği gibi.

Doğu Türkistan’da fiziki olarak çok görkemli, muhteşem ve kadim camiler var. Var ama sadece fiziki olarak var. Oradaki camiler ezanları susturulmuş, cemaatle namaz kılınması yasaklanmış, asker/polis kontrolünde camiler. Her biri ya kümes yapılmış ya turistlik amaçlı müze gibi kullanılıyor ya da Uygurlu müslüman kızların kafir Çinlilere kadeh sundukları, dansöz yapıldıkları gece kulüplerine çevrilmiş durumda. 

Bizim çocuklarımız camilere, Kur’an kurslarına özgürce gidip Allah’ın dinini öğrenirken Uygurlu müslüman çocukların böyle bir imkanı yok. Çünkü faal olan, açık olan bir camileri yok. Çünkü yasak! Üstelik müslüman çocukları budist yapmak için ellerinden geleni yapıyorlar. 

Böyle yapıyorlar çünkü zalim Çin yönetimi şunu çok iyi biliyor; eğer Doğu Türkistan’da camileri ve camilerde ibadeti serbest bırakırlarsa oradaki müslümanlar üzerinde istedikleri gibi soykırım yapamayacaklar. Yeni yetişen nesiller üzerinde, istedikleri kültür emperyalizmini uygulayamayacaklar! Çok iyi biliyorlar ki cami, İslam toplumunun kalbidir. İşte bu sebeple camilere yasak konmuş durumda. Değil cemaatle kılmak, tek başına bile namaz kılanların hayatını zehir ediyorlar.

Doğu Türkistan’da ümmetin kalbine hançer sapladılar. 

Filistin’de ümmetin başına bomba yağdırdılar. 

Peki ya biz; dünyadaki 2 milyar müslüman, buna karşı ne yaptık ve ne yapıyoruz? 

Koskoca bir hiç! Ticarete devam! 

En kolay yapabileceğimiz boykotu bile yapmaktan aciziz. Yahudi mallarını, Çin mallarını boykot etmeyi bile hakkını vererek yapamıyoruz! Yahudiler ve onların içimizdeki uşakları boykotu delmek için ürünlerde indirime gidiyorlar. Biz ne yapıyoruz? İndirime girmiş diye yahudi mallarını kapışıyoruz! Şu halimize bakın! Şu düştüğümüz zillete bakın!

Herşeyi biliyoruz, cebimizin faydası söz konusu olunca merak ediyoruz, araştırıyoruz, öğreniyoruz fakat ümmetin faydası için hangi ürün yahudi malıdır diye merak bile etmiyoruz. Market hesabını, dünya hesabını çok iyi beceriyoruz fakat ahiret hesabına gelince; işte onda çuvallıyoruz, hiç takmıyoruz, önemsemiyoruz. Oysa bunlar ahirette önümüze konacak ve hesabı tek tek sorulacak. Vay halimize!

Değerli Müslümanlar!

Bu ümmet içinde ahiret hesabını düşünen birileri hep var oldu ve hamdolsun yine var. Tıpkı Hz. Peygamberin yanındaki yiğit sahabiler gibi. Bakınız onlar hakkında Yüce Rabbimiz diyordu ki:

مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلًا

“Müminler arasında öyle yiğitler var ki onlar (peygamberin yanında canla başla savaşacaklarına dair) Allah’a verdikleri sözü tuttular. Nitekim sözünün eri olan o müminlerden bazıları Allah yolunda can verdiler; bazıları da can verip şehit olmak için fırsat beklemekteler. Onlar verdikleri sözden asla dönmemişlerdir.” (Ahzâb, 33/23)

O gün, Hz. Peygamberin yanında savaşan, Allah yolunda canından, malından, evladından, anasından, babasından, her şeyinden vazgeçen sahabiler gibi bugün de Hz. Peygamberin safında olma bilinciyle, onun izinden giden nice Filistinli yiğit var. 

İslamın ve müslümanların izzetini ayakta tutan nice yürekler var.

Hz. Peygambere itaati bugüne taşıyan ve müstekbirlere kul köle olmayan, her türlü işkenceye direnen, dik duran, zalime boyun eğmeyen, zulme baş kaldıran yiğit Uygurlar var.

Bu uğurda şehadete erişen ve şehadet sırasını bekleyen daha nice kahramanlar var.

Zalimlere kan kusturan, küffarın oyununu bozan, siyonizmin korkulu rüyası nice babayiğitler var. 

Ayetin ifadesiyle söylersek ( رِجَالٌ) yani “adam gibi adamlar” var.

Yüce rabbimiz diyor ki:

إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّهِ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَأَقَامَ الصَّلاَةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَلَمْ يَخْشَ إِلاَّ اللّهَ فَعَسَى أُوْلَئِكَ أَن يَكُونُواْ مِنَ الْمُهْتَدِينَ

Allah’ın mescitlerinin bakım ve hizmetlerini üstlenme hakkı Allah’a ve ahirete iman eden, namazı hakkıyla kılıp zekâtı veren ve yalnız Allah’tan korkup çekinen kimselere aittir. İşte doğru yola erenler de ancak bunlar olacaktır. (Tevbe, 9/18)

Kâbe özelinde gelen bu ayetten bugün ne anlamalıyız? 

Ümmete ait bazı camilerin, mescitlerin küffar eliyle yakıldığı, yıkıldığı, harabeye çevrildiği günümüzde öncelikle camilerimize sahip çıkmalıyız. 

Cami imarı bir hobi değildir. Yapacak iş bulamayanların kendi can sıkıntılarını gidermek, vakit doldurmak için uğraşacakları bir iş değildir. 

Camiler dünyalık kazanç mekanı, dünyalık çıkar aparatı değildir.   

Nedir camiler? Camiler; İslam medeniyetini inşa eden, İslam toplumunu şekillendiren, milli ve manevi değerlerimizi ayakta tutan vazgeçilemez ve paha biçilemez mekanlarımızdır.  

Dolayısıyla ayette ifade edildiği üzere; camileri ancak ahirette Allah’a hesap verme bilincinde olanlar imar edebilir.

Camileri ancak namazları ve zekatları riyadan, gösterişten uzak; sırf Allah için ifa edenler imar edebilir. 

Camileri ancak ve ancak yüreklerinde sadece Allah korkusu taşıyan müslümanlar imar edebilir.

Rabbim bizleri camilerine sahip çıkan, onları hakkıyla imar ve ihya eden kullarından eylesin. .

VAAZI İNDİR

Vahap Boylu – Sapanca Vaizi