HAYRA VESİLE OLAN, HAYRI YAPAN GİBİDİR

Haftanın Vaazı.. 22.05.2026 tarihli: "Hayra Vesile Olan, Hayrı Yapan Gibidir" konulu Haftanın Vaazı sitemize yüklenmiştir..

Hayra Vesile Olan, Hayrı Yapan Gibidir..

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

“İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın.” Maide/2

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, insanlığı hayra çağıran, iyiliğin öncüsü, merhametin rehberi olan Efendimiz Muhammed Mustafa’ya ﷺ, aline, ashabına ve kıyamete kadar onun izinden yürüyenlerin üzerine olsun.

Kıymetli Kardeşlerim…

İnsan bu dünyada bazen bir sözle kurtulur, bazen bir iyilikle dirilir, bazen de bir insanın vesilesiyle Rabbine yönelir.

Bir çocuğun Kur’an öğrenmesine vesile olmak…
Bir gencin camiyle buluşmasına vesile olmak…
Bir fakirin sofrasına ekmek ulaşmasına vesile olmak…
Bir mazlumun yüzünün gülmesine vesile olmak…

Belki küçük gibi görünür; fakat Allah katında çok büyüktür.

Çünkü bizim dinimiz yalnızca iyiliği yapmak değil, iyiliğe öncülük etmeyi de ibadet kabul eder.

Ebû Amr Cerîr İbni Abdullah radıyallahu anh şöyle dedi:

Birgün erken vakitlerde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ in huzurunda idik. O esnada, kaplan derisine benzeyen alaca çizgili elbise veya abalarını delerek başlarından geçirmiş ve kılıçlarını kuşanmış, tamamına yakını, belki de hepsi Mudar kabilesine mensup neredeyse çıplak vaziyette bir topluluk çıkageldi. Onları bu derece fakir görünce, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’ in yüzünün rengi değişti. Eve girdi ve sonra da çıkıp Bilâl’e ezan okumasını emretti; o da okudu. Bilâl kâmet getirdi ve Allah Resûlü namaz kıldırdı. Daha sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem  bir hutbe irad etti ve şöyle buyurdu:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok kadın ve erkek meydana getiren Rabbinize hürmetsizlikten sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir” [Nisâ sûresi (4), 1].

Sonra da Haşr suresinin sonundaki şu âyeti okudu:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنظُرْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

“Ey iman edenler! Allah’dan korkun, herkes yarın için ne hazırladığına baksın” [Haşr/18] Sonra:

“Her bir fert, altınından, gümüşünden, elbisesinden, bir sa’ bile olsa buğdayından, hurmasından sadaka versin; hatta yarım hurma bile olsa sadaka versin” buyurdu.

Bunun üzerine ensardan bir adam, ağırlığından dolayı neredeyse kaldırmaktan aciz kaldığı, hatta kaldıramadığı bir torba getirdi. Ahali birbiri peşine sıraya girmişti. Sonunda yiyecek ve giyecekten iki yığın oluştuğunu gördüm. Baktım ki Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’ in yüzü gülüyor, sanki altın gibi parlıyordu. Sonra Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

«مَنْ سَنَّ فِي الإِسلاَم سُنَّةً حَسَنَةً فَلَهُ أَجْرُهَا، وَأَجْرُ مَنْ عَمِلَ بِهَا بَعْدَهُ، مِنْ غَيرِ أَنْ يَنْقُصَ مِن أُجُورِهِم شَيءٌ، وَمَنْ سَنَّ فِي الإِسلاَم سُنَّةً سَيِّئَةً كَانَ عَلَيه وِزْرُهَا، وَوِزرُ مَنْ عَمِلَ بِهَا مِنْ بعدِه، من غير أن ينقُص مِن أَوزَارِهَم شيء»

“İslâm’da iyi bir çığır açan kimseye, bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey noksanlaşmaz. Her kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayırılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey noksanlaşmaz.” (Müslim)

Bugün bu hadisi düşündüğümüzde mesele artık sadece bireysel davranış değildir. Çünkü çağımız “etki çağıdır.” Bir insan bazen bir sözle, bir video ile, bir paylaşım ile, bir örnek davranışla binlerce insana ulaşabiliyor.

Mesela bir genç düşünelim… Sosyal medyada insanları Kur’an’a, namaza, iyiliğe, infaka teşvik eden kısa videolar hazırlıyor. Belki kendisi birkaç dakika konuşuyor ama o videoyu izleyip namaza başlayan, tesettüre giren, anne-babasına yönelen insanlar oluyor. İşte hadisin müjdesi burada tecelli ediyor. O kişinin amel defteri öldükten sonra bile kapanmıyor. Çünkü açtığı güzel yol devam ediyor.

Aynı şekilde bir öğretmenin yetiştirdiği talebe, bir anne-babanın çocuğuna kazandırdığı ahlâk, bir imamın cemaatte oluşturduğu bilinç, bir esnafın dürüst ticareti… Bunların hepsi “güzel çığır” kapsamına girer. İnsan bazen bir iyiliği sadece yapmaz; onu yaygınlaştırır. Hadis tam da bunu anlatıyor.

Fakat hadisin ikinci kısmı günümüz için çok daha sarsıcıdır. Çünkü bugün kötülük de çok hızlı yayılıyor.

Bir insanın attığı alaycı bir paylaşım, normalleştirdiği haram, yaydığı iftira, açtığı yanlış bir akım… Belki binlerce kişi onu taklit ediyor. Özellikle gençlerin birbirini örnek aldığı bir çağda yaşıyoruz. Eskiden kötülük bir mahallede yayılırdı; bugün bir ekranla dünyaya yayılıyor.

Mesela:

  • Kumarı eğlence gibi göstermek, 

  • Dini değerlerle alay etmeyi mizah saymak, 

  • Ahlâksızlığı “özgürlük” diye sunmak, 

  • Şiddeti, küfrü, israfı özendirmek… 

Bunlar sadece kişisel günah olarak kalmıyor; bir “çığır” hâline dönüşüyor. Hadisin uyardığı nokta tam da budur: İnsan, peşinden gelenlerin vebalini de taşıyabilir.

Bu yüzden mümin şunu düşünmelidir:
“Ben öldüğümde arkamda ne bırakacağım?”

Bir hayır halkası mı?
Bir dua mı?
Faydalı bir ilim mi?
Güzel yetişmiş bir evlat mı?
Yoksa insanları Allah’tan uzaklaştıran bir iz mi?

Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz şöyle buyurur:

إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ

“Şüphesiz ölüleri biz diriltiriz. Onların önden gönderdiklerini ve bıraktıkları eserleri de yazarız…” (Yâsîn,12)

Ayette geçen “eserleri” ifadesi çok manidardır. İnsan gider ama izi kalır. Hadis de bize diyor ki: O izin sevabı da günahı da yaşamaya devam eder.

Bu sebeple bugün özellikle anne-babaların, öğretmenlerin, din görevlilerinin, içerik üreten gençlerin ve toplum önünde bulunan insanların mesuliyeti çok büyüktür. Çünkü bir insan bazen konuşarak değil, örnek olarak çığır açar.

İnsanlar bizim namazımıza bakıp namaza başlıyorsa…
Bizim ahlâkımızdan etkilenip doğruluğa yöneliyorsa…
Bizim infakımız başkasını da hayra teşvik ediyorsa…
Bu hadisin müjdesine dâhil olabiliriz.

Ama tam tersine, bizim dilimiz, öfkemiz, kibirli hâlimiz, yanlış örnekliğimiz insanları dinden uzaklaştırıyorsa; işte orada hadisin tehdidi başlar.

Demek ki mümin sadece “Ben ne yaptım?” diye değil; “Ben neyi yaygınlaştırdım?” diye de kendisini hesaba çekmelidir.

Bir iyiliği küçük görmemek

Aziz Cemaat…

Bazen insanlar şöyle diyor:
“Ben ne yapabilirim ki hocam?”

Kardeşim, bazen bir tebessüm bile hayırdır.

Efendimiz buyuruyor:

«لَا تَحْقِرَنَّ مِنَ الْمَعْرُوفِ شَيْئًا»
“Hiçbir iyiliği küçük görme.”
— Sahih Muslim

Belki bir öğrenciye verilen burs…
Belki bir yetimin başını okşamak…
Belki bir caminin ihtiyacına katkı sunmak…

Hasan al-Basri hakkında anlatılan ibretli bir olay vardır:

Bir gün Hasan-ı Basrî hazretleri ders halkasında otururken içeri perişan hâlde bir genç girdi. Üzerinde eski elbiseler vardı. Kimse onunla ilgilenmedi. Genç mahcup şekilde kenara oturdu.

O sırada Hasan-ı Basrî, talebelerinden birine sessizce işaret etti. Talebe cebinden küçük bir miktar para çıkarıp gencin avucuna bıraktı. Öyle büyük bir yardım da değildi. Kimsenin dikkatini çekmeyecek kadar küçük bir miktardı.

Genç, gözleri dolu dolu teşekkür edip çıktı gitti.

Aradan yıllar geçti…

Bir gün ilim meclisine vakur, olgun bir adam geldi. Hasan-ı Basrî’nin elini öpüp ağlamaya başladı. Oradakiler şaşırdı. Adam dedi ki:

“Yıllar önce ben bu mescide aç ve ümitsiz bir halde gelmiştim. İnsanlardan yüz çevirmeyi, hatta kötülüğe yönelmeyi düşünüyordum. O gün bana verilen küçücük yardım sadece karnımı doyurmadı. Bana ‘Sen değerlisin’ duygusunu verdi. Sonra ilme sarıldım, ticaret yaptım, toparlandım. Bugün onlarca yetime ben bakıyorum.”

Sonra şunu söyledi:

“Belki siz o gün verilen birkaç dirhemi unuttunuz. Ama ben o iyilik sayesinde yeniden hayata döndüm.”

Bu kıssanın en çarpıcı tarafı şudur:
Bazen küçük bir iyilik, sadece bir ihtiyacı gidermez; bir insanın kaderini değiştirir.

Bir tebessüm, bir selâm, küçük bir destek, bir gence “Sen yaparsın” demek… İnsan küçücük bir iyilik yaptığını sanır ama Allah onu büyütür, dallandırır, nice hayırlara vesile eder.

Çünkü Allah katında küçük iyilik yoktur; küçük gördüğümüz iyilikler vardır.

Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz buyuruyor:

فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ

“Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür.” (Zilzal/7)

Değerli Cemaat

Rabbimize sonsuz hamdü senalar olsun ki bizleri bir kez daha kurban mevsimine ulaştırdı. Kurban; sadece bir ibadet değil, aynı zamanda ümmet olmanın en güzel tezahürlerinden biridir. Kurban; teslimiyettir… Fedakârlıktır… Paylaşmaktır… Bir müminin, kendi sofrasındaki nimeti dünyanın başka bir köşesindeki kardeşiyle paylaşabilmesidir.

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

لَن يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَكِن يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنكُمْ كَذَلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنِينَ

“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Allah’a ulaşan yalnızca sizin takvanızdır.” (Hac, 22/37)

Demek ki kurbanda asıl olan; Allah için fedakârlık gösterebilmek, paylaşabilmek ve kardeşlik ruhunu canlı tutabilmektir.

Kıymetli Kardeşlerim…

Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar bırakın kurban etini, aylarca sıcak yemek bulamadan hayat mücadelesi veriyor. Afrika’da kuraklıkla mücadele eden aileler… Savaş bölgelerinde yetim kalan çocuklar… Orta Asya’da, Balkanlar’da, mazlum coğrafyalarda yokluk içinde yaşayan insanlar…

Belki bizim burada sıradan gördüğümüz bir lokma et, orada bir çocuğun bayram sevinci oluyor. Belki bir annenin aylar sonra evladına pişirdiği ilk yemek oluyor.

İşte bu noktada yapılan vekâletle kurban organizasyonları büyük bir hayra dönüşüyor.

Özellikle Türkiye Diyanet Vakfı yıllardır sadece ülkemizde değil, dünyanın dört bir yanında ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya çalışıyor. Milletimizin emanet ettiği kurbanları güvenle mazlum coğrafyalara taşıyor.

Biz burada bir vekâlet veriyoruz…
Ama binlerce kilometre ötede bir yetimin yüzü gülüyor.
Bir annenin duası semaya yükseliyor.
Bir garip, ümmetin kendisini unutmadığını hissediyor.

Aziz Cemaat…

Bazen bir kurban sadece karın doyurmuyor; gönül kazanıyor.

Bugün dünyanın bazı bölgelerinde insanlar İslam’ı kitaplardan değil, Müslümanların merhametinden tanıyor. Bir yardım eli, bir tebessüm, bir kurban eti; insanların kalbinde İslam’a karşı sıcaklık oluşturabiliyor.

Öyle ki bazı yerlerde kurban organizasyonları vesilesiyle gayrimüslimler Müslümanların paylaşmasını, merhametini ve kardeşlik ahlâkını görüyor. “Nasıl bir din ki binlerce kilometre uzaktaki insanları düşünüyor?” diye hayret ediyorlar.

Çünkü İslam merhamet dinidir kardeşlerim.

Peygamber Efendimiz sadece sözleriyle değil, ahlâkıyla gönülleri fethetti. İnsanlar onun dürüstlüğünü, şefkatini, paylaşmasını görünce İslam’a yöneldi.

Bugün de bazen bir kurban eti, bir gönülde önyargıyı yıkabiliyor. Bir yardım vesilesiyle insanlar İslam’ın rahmet yüzünü görebiliyor. Nice bölgelerde yapılan yardımlar, insanların Müslümanlara bakışını değiştiriyor; hatta hidayetlere vesile olabiliyor.

İşte bu yüzden yapılan her kurban sadece bir ibadet değil; aynı zamanda İslam’ın merhametini dünyaya taşıyan bir davet oluyor.

Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:

«مَنْ دَلَّ عَلَى خَيْرٍ فَلَهُ مِثْلُ أَجْرِ فَاعِلِهِ»

“Kim bir hayra vesile olursa, onu yapanın sevabı kadar sevap alır.” (Sahih Muslim)

Kardeşlerim…

Belki biz oralara gidemiyoruz…
Belki o insanlarla hiç karşılaşmıyoruz…
Ama gönderdiğimiz kurbanlarla oralarda ümmetin bir nefesi oluyoruz.

Bir çocuğun bayram sevincinde…
Bir annenin duasında…
Bir mazlumun gözyaşında…
Belki de bir insanın hidayetinde pay sahibi oluyoruz.

Ve bütün bunlar gösteriyor ki kurban yalnızca kesilen hayvan değildir.

Kurban; ümmetin birbirine uzanan elidir.
Kurban; dünyanın neresinde olursa olsun mazluma “yalnız değilsin” diyebilmektir.
Kurban; Allah için vermeyi öğrenmektir.
Kurban; bir iyiliğin dünyanın öbür ucunda umut olabilmesidir.

Aziz Müminler…

Dünya gelip geçicidir.
Mal burada kalacak…
Makam burada kalacak…
Ama yaptığımız hayırlar bizimle kabre girecek.

Bir gün amel defterleri açıldığında belki hiç hatırlamadığımız iyilikler karşımıza çıkacak.

Bir Kur’an kursuna destek…
Bir öğrencinin duası…
Bir yetimin tebessümü…
Bir kurban hissesi…
Bir cami hizmeti…

Belki biz unuttuk ama Allah unutmadı.

Rabbimiz buyuruyor:

وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ وَمَا تُقَدِّمُواْ لأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ اللّهِ إِنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz.  Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür. (Bakara/110) 

O halde kardeşlerim…

Geliniz hayır insanı olalım.
İyiliğin öncüsü olalım.
Evlatlarımızı hayra yönlendirelim.
Gençlerimizi camilere çekelim.
Mazlumları unutmayalım.
Yetimleri unutmayalım.
Ümmeti unutmayalım.

Ve unutmayalım ki:

«مَنْ دَلَّ عَلَى خَيْرٍ فَلَهُ مِثْلُ أَجْرِ فَاعِلِهِ»
“Kim bir hayra vesile olursa, onu yapan gibi sevap kazanır.”
— Sahih Muslim

Rabbim bizleri hayra koşanlardan…
Hayra vesile olanlardan…
İnsanlığa faydalı kullardan eylesin.

Âmin.

VAAZI İNDİR

Hazırlayan: Furkan CURA / Sakarya Söğütlü Vaizi