okunma
Komşuluk İlişkilerini Canlı Tutmak
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
وَاعْبُدُواْ اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالجَنبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالاً فَخُورًا
“Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve mâliki bulunduğunuz kimselere iyi davranın.” (Nisâ, 4/36)
وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيُكْرِمْ جَارَهُ
“Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse komşusuna ikramda bulunsun.”
(Buhârî, Edeb, 31; Müslim, Îmân, 74)
Giriş
İnsan, hayatını tek başına sürdüren bir varlık değildir. Ailemizle, akrabalarımızla, dostlarımızla ve özellikle de her gün yanı başımızda bulunan komşularımızla bir hayatı paylaşırız. Bu sebeple İslam, sadece Allah’a karşı sorumluluklarımızı değil, insanlara ve komşularımıza karşı görevlerimizi de bizlere hatırlatmıştır.
Komşuluk, İslam’ın önemle üzerinde durduğu toplumsal sorumluluklardan biridir. Rabbimiz, kullarının birbirleriyle olan ilişkilerinde iyilik, yardımlaşma ve güzel muameleyi emretmiş; özellikle komşuluk hukukuna dikkat çekmiştir.
Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
وَاعْبُدُواْ اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالجَنبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالاً فَخُورًا
“Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve mâliki bulunduğunuz kimselere iyi davranın.” (Nisâ, 4/36)
Okuduğum âyet-i kerîmede mü’minlere on görev verilmektedir.
Bunlardan biri de, yakın komşuya iyilik etmek.
Diğeri ise uzak komşuya iyilik etmek.
Yaygın yoruma göre âyette geçen “yakın komşu” ile evleri en yakında bulunan komşular, “uzak komşu” ile de nisbeten daha uzakta oturan komşular kastedilmiştir. İlkiyle akrabalık bağı bulunan, ikincisiyle akraba olmayan komşuların veya ilkiyle Müslüman, ikincisiyle gayri Müslim komşuların kastedildiği gibi daha başka yorumlar da yapılmıştır. (Kur’an Yolu)
Âyet ve hadislerde “komşu” ifadesi mutlak olarak zikredilmekte olup dili, ırkı, dini ne olursa olsun her türlü komşuyu kapsamaktadır. Bundan dolayı komşunun Yahudi, Hristiyan veya hiçbir dine inanmayan bir müşrik olması bir Müslümana, ona karşı komşuluk hakkını gözetmeme yetkisini vermez.
Abdullah İbni Ömer (ö. 73/693) ve Hz. Âişe (ö.58/678) (r.anhume)’den şu hadis-i şerifi rivayet etmişlerdir:
مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ حتَّى ظَنَنتُ أَنَّهُ سيُوَرِّثُهُ
“Cebrâil bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım.” (Buhârî, Edeb 28; Müslim, Birr 140-141)
Hadîs-i şerîfteki “Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım” ifadesinin anlamı, Cebrâil bu konuda Allah Teâlâ’dan bir emir getirecek ve miras taksiminde tıpkı akraba gibi komşuya da hak tanıyacak sandım demektir.
Taberânî’nin (d.873-ö.971) rivayet ettiği bir hadîse göre Peygamber Efendimiz (sav), üzerimizdeki haklarına göre komşuları üçe ayırmıştır:
Bir hakkı olan komşular: Gayr-i Müslimler gibi ki bunların sadece komşuluk hakkı vardır.
İki hakkı olan komşular: Müslümanlar gibi ki bunların hem komşuluk, hem de din kardeşliği hakkı vardır.
Üç hakkı olan komşular: Akraba olan Müslümanlar gibi ki, bunların hem komşuluk, hem din kardeşliği, hem de akrabalık hakkı vardır (İbni Hacer, Fethü’l-bârî, X, 456)
Gerek hediye, gerek sadaka, gerekse zekât verirken kapısı bize en yakın komşularımıza öncelik tanınması Kur’an’ımızın ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bize tavsiyesidir.
Hz. Âişe (r.a)’dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
- Yâ Resûlallah! İki komşum var. Hangisine hediye vereyim? diye sordum.
- “Kapısı sana daha yakın olana ver” buyurdu. (Buhârî, Şüf`a, 3)
Yine Hz. Muhammed (s.a.v.):
مَنْ كَانَ يُؤمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ، فَلْيُحْسِنْ إلِىَ جَارِهِ
“Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse komşusuna iyilik etsin.” buyurmuştur.
Bu hadis-i şerif’e göre ihsan şuuruyla yapılan iyilik, kişinin imanının göstergesi olarak ifade edilmiştir.
Komşularımız, ev halkımızdan sonra yüzlerini en çok gördüğümüz kimselerdir. Bu sebeple onların dindar ve iyi ahlâklı kimseler olması arzu edilir. Fakat kendilerini seçmek elimizde olmadığı için komşularımızın gayri Müslim ve kötü ahlâklı olmaları da mümkündür.
Kötü komşulara karşı sabır ve tahammül göstermek, duruma göre münasip bir dille uyarmak, hatta onlara da iyilik yapmak ve ıslahları için dua etmek gerekir.
Hz. Muhammed (s.a.v.), kendisine faziletli amellerden bahsetmesini isteyen Ukbe bin Âmir’e (ö. 58/678):
صِلْ مَنْ قَطَعَكَ، وَأَعْطِ مَنْ حَرَمَكَ، وَاعْفُ عَمَّنْ ظَلَمَكَ
“Seninle ilgisini kesenle sen ilgini kesme! Sana vermeyene sen ver, sana kötülük edeni sen bağışla!” (İbn-i Hanbel, IV, 148) tavsiyesinde bulunmuştur.
Komşusu için iyi şeyler düşünen ve her fırsatta ona faydalı olmaya çalışan, komşusuna zarar vermediği gibi onun uğrayacağı fenalıkları elinden geldiği ölçüde uzaklaştırmaya çalışan kimse, hayırlı komşudur.
Hz. Peygamber (s.a.v.), iyi komşu olmanın ölçüsü olarak yakınında bulunan insanlara hayırlı ve faydalı olmaya bağlamıştır. Zira en yakınındaki komşusuna bile iyiliği dokunmayan bir insanın çoğu zaman başkalarına faydalı olması söz konusu değildir.
Bu konuyla ilgili Abdullah İbni Ömer (r.a)’dan rivayet edildiğine göre Rahmet Peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
خَيْرُ الأَصْحَابِ عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى خَيْرُهُمْ لِصَـاحِبِهِ ، وَخَيْرُ الجِيرَانِ عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى خَيْرُهُمْ لِجَارِهِ
“Allah Teâlâ’ya göre arkadaşların hayırlısı, arkadaşına faydalı olandır. Yine Allah Teâlâ’ya göre komşuların hayırlısı, komşusuna faydalı olandır.” (Tirmizî, Birr, 28)
Komşuya yapılacak iyilik ve ikramların neler olduğu Peygamber Efendimiz’e nisbet edilen bazı rivayetlerde tafsilatlı şekilde belirtilmektedir. Efendimiz (s.a.v.)’in bu tavsiyeleri şüphesiz komşularımızla aramızda güven ve huzuru sağlayacaktır. Bu davranışlar şunlardır:
Borç veya ödünç bir şey isteyince vermek.
Yardım isteyince yardımına koşmak.
Mutlu günlerinde sevincine, kederli günlerinde üzüntüsüne ortak olmak.
Hastalanınca ziyaret etmek.
Ölünce kabre götürüp defnetmek.
Hediye etmek
İzni olmadan evinin bitişiğine rüzgârını kesecek şekilde bina yapmamak.
Yemek yapınca komşumuza da bir miktar göndermek. (İbn Hacer, Fethü’l-bârî, X, 460 (Edeb 31); Ali el-Kârî, Mirkât, IV, 391)
Mü’min’in çevresine zarar vermesi, kötülük yapması, dolayısıyla insanların ondan uzaklaşmaları düşünülemez. Zira peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
إِنَّ مِنْ شَرِّ النَّاسِ مَنْ تَرَكَهُ النَّاسُ أَوْ وَدَعَهُ النَّاسُ اتِّقَاءَ فُحْشِهِ
“İnsanların en şerlisi, kötülüklerinden korunmak için insanların kendisini terk ettiği kişidir.” (Tirmizî, Birr, 59) buyurmuş ve Ebû Zerr (r.a.)’ye şu nasihatte bulunmuştur:
اتَّقِ اللَّهَ حَيْثُمَا كُنْتَ وَأَتْبِعِ السَّيِّئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ
“Nerede olursan ol, Allah’tan kork. Kötülüğün ardından bir iyilik yap ki onu silsin ve insanlara güzel ahlâkla muamele et.” (Tirmizî, Birr, 55)
İnsanlarla güzel geçinmek, ahlâkî olgunluğun ve murâkabe şuurunun (kişinin her zaman ve mekânda Allah’ın kendisini gördüğünü hatırda tutması) günlük hayattaki ve beşerî ilişkilerdeki sonucu olmaktadır. Bu uygulamanın ölçüsü de Efendimiz (sav) tarafından, başkalarının kendisine yapılmasını istemediğini onlara yapmamak şeklinde belirtilmiştir. Böylece Hz. Peygamber (as) mü’minleri, şu âyetin mânâsına uygun davranmaya çağırmış olmaktadır:
إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا
“Gerçekten Allah, üzerinizde gözetleyicidir.” (Nisâ, 4/ 1)
Komşularımızı rahatsız etmemek imandandır.
İnsanın, hem Allah’a hem de yakın ve uzak çevresine, bütün insanlara, hatta tabiata karşı yaklaşımında, tutum ve davranışlarında ihsan şuuruyla hareket etmesi kişinin imanın güzelliğindendir.
إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
“Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert olmayı emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar. İşte Allah, aklınızı başınıza alasınız diye size böyle öğüt veriyor.” (Nahl, 16/90)
İhsan, “Allah’a ihlâsla ibadet etme, hayırlı bir işi bilerek ve en iyi şekilde yapma, başkalarına hak ettiklerinden daha fazlasını verme” gibi anlamlarda kullanılır. (Kur’an Yolu)
Fahşâ kelimesi, edep, hayâ ve iffete aykırı her türlü söz ve davranışı ifade eder. (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “fhş” md.)
Münker (Kötülük) ise genellikle mâruf kavramının zıddı olarak “aklın ve sağduyunun çirkin bulduğu, erdemli toplumun yadırgadığı tutum ve davranışlar” anlamına gelir. Öfkeyi tahrik eder, red edilir ve hoş karşılanmaz. Yani hakkı olmayan şeyi istemek, başkasının haklarına tecavüz etmektir ki adaletin zıddı, yani zulümdür.
Bağy ayette azgınlık, kibir, zulüm, haddi aşma ve insan haklarına saldırı anlamındadır.
“Azgınlık ve zulüm”; insanın kendisine, insanlara ve diğer canlılara karşı olur. İnsanın kendisine zulmü; inkâr ederek veya dinî görevlerini terk ederek dünya ve âhirette kendisini ilâhî cezaya maruz bırakacak davranışlarda bulunmasıdır.
İnsanlara zulmü ise; mal, can, ırz, namus ve benzeri maddî ve manevî haklarını ihlal etmek suretiyle insanlara eziyet etmesidir.
Diğer canlılara zulmü ise; hayvanlara kötü davranmak, işkence etmek, suları, ormanları, park, bahçe, cadde, sokak, çevre ve ortak kullanılan alanları kirletmek suretiyle ekolojik dengeyi bozmak ve benzeri davranışlardır.
Ebu Hüreyre (ö. 58/678) (r.a.)’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ باللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ، فَلا يُؤْذِ جَارَهُ ، وَمَنْ كَان يُؤْمِنُ بِاللَّهِ والْيَوْمِ الآخرِ ، فَلْيكرِمْ ضَيْفهُ ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمنُ بِاللَّهِ وَالْيومِ الآخِرِ ، فَلْيَقُلْ خَيْراً أَوْ لِيَسْكُتْ
“Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse komşusunu rahatsız etmesin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun!” (Buhârî, Nikâh 80, Edeb 31; Müslim, Îmân 74)
Her Müslüman, kendisine nasıl davranılmasından hoşlanıyorsa, başkalarına karşı öyle davranırsa, Müslümanlar arası beşeri ilişkiler son derece güzelleşir, herhangi bir tatsızlık söz konusu olmaz. Allah için sevmek kişiye huzur verir, topluma da esenlik getirir.
Muhammed’ül-Emin (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ
“Sizden biri, kendisi için istediğini (Müslüman) kardeşi için de istemedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olamaz.” (Buhârî, Îmân,7) ifadesiyle diğerkâm (başkalarını da düşünen) ve fedakâr olmamızı istemektedir.
Başka bir hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
مَنْ أَحَبَّ أَن يُزَحْزَحَ عَنِ النَّارِ ، وَيُدْخَلَ الْجَنَّةَ ، فَلْتَأتِهِ مَنِيَّتُهُ وَهُوَ يُؤمِنُ باللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ، وَلْيَأتِ إلَى النَّاسِ اَلَّذِي يُحِبُّ أنْ يُؤْتَي إلَيْهِ
“Kim, cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulmayı isterse, ölümünü, Allah’a ve âhirete inanmış olarak karşılasın. Bir de başkalarına karşı, kendisine nasıl davranılmasından hoşlanıyorsa öyle davransın.” (Müslim, İmâre, 46)
Hadis-i şerif bize “âhiret mutluluğuna kavuşmak için iman ile ölmek; iman ile ölmek için de Müslümanca yaşamak gerek” fikrini telkin etmektedir.
Yine Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) şu müjdeyi haber vermiştir:
مَنْ نَفَّسَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ الدُّنْيَا نَفَّسَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ
“Kim bir Müslüman’ın dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir.
وَمَنْ يَسَّرَ عَلَى مُعْسِرٍ يَسَّرَ اللَّهُ عَلَيْهِ فِى الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ
“Kim darda kalan bir kimsenin işini kolaylaştırırsa, Allah da dünya ve âhirette onun işlerini kolaylaştırır.”
وَمَنْ سَتَرَ عَلَى مُسْلِمٍ سَتَرَ اللَّهُ عَلَيْهِ فِى الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ، وَاللَّهُ فِى عَوْنِ الْعَبْدِ مَا كَانَ الْعَبْدُ فِى عَوْنِ أَخِيهِ
“Kim bir Müslüman’ın ayıbını örterse, Allah da dünya ve âhirette onun ayıplarını örter. Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 60)
Komşuya zulüm ve fenalık yapmak insana cenneti kaybettirecek kadar büyük bir günahtır.
Cennete girmek bütün mü’minlerin en büyük arzusudur. Zira Allah Teâlâ’nın iyi kulları için hazırladığı sayısız nimetler oradadır. Bu nimetlerin en üstünü olan Cenâb-ı Hakk’ın cemâlini seyretmek, ancak cennete girmekle mümkündür. Komşusuna güven vermemek, onu hep şüphe ve tedirginlik içinde bırakmak ve hele ona zulüm ve fenalık yapmak insana cenneti kaybettirecek kadar büyük bir günahtır.
Hâtemü’l-Enbiyâ (s.a.v) bu hususta şöyle buyurmuştur:
واللَّهِ لَا يُؤْمِنُ ، وَاللَّهِ لَا يُؤْمِنُ ، قِيلَ : مَنْ يَا رَسُولَ اللَّهِ ؟ قَالَ : اَلَّذي : لَا يَأْمَنُ جَارُهُ بَوَائِقَهُ
- “Vallâhi imân etmiş olmaz. Vallâhi imân etmiş olmaz. Vallâhi imân etmiş olmaz” buyurdu.
Sahâbîler: - Kim imân etmiş olmaz, yâ Resûlallah? diye sordular.
- “Yapacağı fenalıklardan komşusu güven içinde olmayan kimse!” buyurdu. (Buhârî, Edeb 29)
Bu hadîs-i şerîf gösteriyor ki komşuya eziyet eden kimse doğrudan cennete giremeyecektir. Herkes cennete girmeye başladığı zaman onun girmesi engellenecektir.
Bu yüzden gerçek mümin, imanının gereği olarak bütün komşularına başta can, mal, akıl ve namus dokunulmazlığı olmak üzere her türlü güveni verebilen emniyet insanıdır.
Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre bir adam Resûlullah’a:
– Ey Allah’ın Resûlü! Falan kadının nâfile olarak çok namaz kıldığından, çok sadaka verdiğinden, çok oruç tuttuğundan ancak diliyle komşusuna eziyet ettiğinden söz ediliyor, (ne buyurursunuz) dedi.
Efendimiz: “ O cehennemde olacaktır” buyurdu.
Adam tekrar dedi ki: Ey Allah’ın Resûlü! Bir kadının da nâfile olarak az oruç tuttuğundan, az namaz kıldığından, az sadaka verdiğinden, sadece yağsız peynir (keş) gibi şeylerden tasadduk ettiğinden ancak diliyle komşusunu rahatsız etmediğinden söz ediliyor (bunun hakkında ne dersiniz?)
Peygamberimiz (s.a.v.): “ O da cennette olacaktır” buyurdu. (İbn-i Hanbel, II, 440)
Karşılıklı muhabbet ve merhamet üzerine kurulan bu ilişki ağında, güven esastır. Müslüman, çevresine güven vermek ve güvenilir olmak zorundadır.
Zira Hz. Muhammed (s.a.v.):
لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ لاَ يَأْمَنُ جَارُهُ بَوَائِقَهُ
“Komşularının kötülüğünden emin olmadığı kimse cennete giremez” buyurmuş (Müslim, Îmân, 73) ve kendisiyle ülfet edilemeyen, dostluk kurulamayan insanlarda da hayır olmadığını ifade etmiştir. (İbn Hanbel, II, 400)
Yine her Müslüman, Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)’in “...Müslüman kardeşini küçük görmesi kişiye kötülük olarak yeter.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 35) hadisini daima hatırında tutmalı, hiçbir şekilde çevresindekileri küçümsememeli, onları hakir görmemeli, güveni zedeleyecek bir davranışta bulunmamalı, haksızlık yapmamalı ve kimseye hakaret etmemelidir.
Müslüman’ın, kardeşine karşı nasıl davranması gerektiği Resûlullah’ın şu sözlerinde ifadesini bulmaktadır:
لَا تُمَارِ أَخَاكَ، وَلَا تُمَازِحْهُ، وَلَا تَعِدْهُ مَوْعِدًا فَتُخْلِفَهُ
“Kardeşinle tartışmaya girme, onunla kırıcı şekilde şakalaşma ve ona yerine getiremeyeceğin sözü verme.” (Tirmizî, Birr, 58)
Ayrıca Resûlüllah (s.a.v.), güven duygusunu zayıflatacak, toplum fertleri arasında husumet ve nefret tohumları saçacak davranışlardan kaçınmamızı da şu sözleri ile ikaz etmektedir:
“Zandan sakının! Zira zan, yalanın ta kendisidir. Birbirinizin sözlerine kulak kabartmayın. Birbirinizin özel hâllerini araştırmayın. Birbirinizle üstünlük yarışı içine girmeyin. Birbirinize haset etmeyin. Birbirinize kin beslemeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun!” (Müslim, Birr, 28)
Komşuluk ilişkileri hakkında birçok nebevî beyan incelendiğinde, insanı yalnızlığa ve bireyselliğe iten bencil (egoist), menfaatçi ve çıkarcı bir tutumdan bizleri uzak tuttuğu görülmektedir. Zira ben duygusunun hâkim olduğu bir ortamda paylaşma ve dayanışma duyguları oldukça zayıftır ve bu sorun günümüz şartlarında acıyla tecrübe edilmektedir. Bu sorunu bertaraf etmek için İslâm, en yakın çevreden başlayarak uzak halkadaki diğer insanlarla hayatı paylaşarak “biz” duygusuna sahip olmayı; huzurlu, mutlu ve güvenli bir toplum inşa etmeyi bizlere sunmaktadır.
Güzel dinimiz İslâm, insanları birbiriyle kaynaştıracak her harekete değer vermiş, bunların insana sevap kazandıracağını belirtmiştir. Bundan dolayı insanlara güler yüzle karşılamaktan ibaret bile olsa, hiçbir iyiliği küçümsememeliyiz. (Müslim, Birr 144)
“Çünkü Allah iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmez.” (Hud, 11/115)
فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ
Kitab-ı Kerim’inde rızası için yapılan bir iyiliğe karşılık en az on sevap vadetmektedir:
مَن جَاء بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا وَمَن جَاء بِالسَّيِّئَةِ فَلاَ يُجْزَى إِلاَّ مِثْلَهَا وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ
“Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez.” (En’âm, 6/160)
Örneğin güler yüzün, tebessümün gücünü hepimiz biliriz. Soğuk bir tavırla birbirine bakan kimselerden birinin dudağının ucunda beliren hafif bir tebessümün, aradaki mesafeleri bir anda yok ederek onları birbirine nasıl yaklaştırdığını bilmeyen ve yaşamayan yoktur.
Ne yazık ki çoğumuz, Cenâb-ı Hakk’ın esirgemeden hepimize verdiği bu serveti kullanmakta cimri davranır, aramıza buzdan duvarlar öreriz. Öyleyse hepimiz bu değerli sermayeyi Allah için kullanmaya gayret etmeliyiz.
Yine aç ve yoksul komşularımızı en basit bir yemekle dahi doyurmak ve onun yardımına koşmak, Müslümana düşen görevler arasındadır. Peygamberimiz (s.a.v.), basit bir şey dahi olsa komşuların birbirlerine ikramda bulunmaları gerektiğini ifade ederek hanım sahâbîlere şöyle seslenmiştir:
يَا نِسَاءَ الْمُسْلِمَاتِ، لَا تَحْقِرَنَّ جَارَةٌ لِجَارَتِهَا وَلَوْ فِرْسِنَ شَاةٍ
“Ey Müslüman kadınlar! Komşu hanımlar birbirlerine ikramda bulunmayı küçümsemesin! İkram edilen şey bir koyun paçası bile olsa!” (Buhârî, Edeb 30; Müslim, Zekât, 90)
Peygamber Efendimiz ( s.a.v.), Müslüman hanımlara, ikram edilecek şeyin son derece sade olsa bile “Canım bundan da hediye mi olurmuş!” diye düşünmeden komşuya göndermelerini tavsiye etmektedir. Zira “اَلْجُودُ مِنَ المَوْجُودِ/ el-Cûd mine’l-mevcûd: cömertlik elde olandan yapılır” denilmiştir.
Yine bununla ilgili olarak Resûl-i Ekrem (s.a.v):
لَيْسَ الْمُؤْمِنُ الَّذِي يَبِيتُ شَبْعَانَ وَجَارُهُ جَائِعٌ إِلَى جَنْبِهِ
“Yanıbaşında komşusu açken kendisi tok yatan kimse mü’min değildir” (Hâkim, Müstedrek, II, 15) buyurmuştur.
Sonuç:
Bugün, iletişim imkânları çoğalmakta; bilgi, saniyeler içerisinde dünyanın dört bir yanına ulaşabilmektedir. Ancak sanal dünyanın kalabalığında kaybolan nice insanımız da; yanı başındaki komşusunun derdini, akrabasının hâlini, mahallesindeki ihtiyaç sahibinin sesini duyamamaktadır. Çağımızda yaşadığımız bu sorunların çözümü ise nebevî ahlak ile mümkündür.
Bugün bizler, Hz. Peygamber (sav)’in tarif ettiği Müslüman gibi olmaya gayret göstermeliyiz:
الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ، وَالْمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ مَا نَهَى اللَّهُ عَنْهُ
“Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların zarar görmediği kimsedir. Muhâcir ise, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak duran kimsedir.” (Buhârî, Îmân 4-5, Rikâk 26; Müslim, Îmân 64-65)
Bu hadis-i şerife göre başta komşularımız olmak üzere diğer insanlarla ilişkilerimizin sağlıklı olabilmesinin temel şartı güvenir olmaktır.
Bunun yanında onlarla güzel geçinmek, birbirimiz hakkında iyi şeyler düşünüp komşularımızın mutlu olmalarını istemek, mallarının ve canlarının zarar görmemesi için gayret etmek, komşumuz hatalı bir iş yapmaya kalktığında veya bir konuda görüşümüzü almak istediğinde ona doğru yolu göstermeye çalışmak başlıca sorumluluklarımızdandır.
Buna ilave olarak zaman zaman komşuların birbirlerine hediye göndermeleri, karşılaştıkları zaman birbirinin yüzüne gülüp selamlaşmaları, yardıma çağırdıkları zaman hemen gitmeleri, hastalandığında ziyaretine gitmeleri, acı tatlı gününü onlarla paylaşmaları, öldüğünde cenazesinde bulunmaları komşular arasındaki güveni artıracak ahlâkî ve insanî erdemlerdir..
VAAZI İNDİR
Mehmet ABAY / Serdivan Uzman Vaizi

Facebook Yorumları