okunma
Hakka Hürmet, İlme Saygı
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Yüce Rabbimize sonsuz hamdü senalar olsun. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v), O’nun ehli beytine, ashabına ve kıyamete kadar onun izinden giden bütün müminlere salât ve selam olsun.
Aziz Müminler!
İnsan hayatında bazı kelimeler vardır yalnızca dilde kalmaz; insanın duruşunda, bakışında, konuşmasında ve tüm davranışlarında kendisini gösterir. İşte o kelimelerden biri saygı ve hürmettir.
Saygı; değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusudur.
Saygı; bir insan karşısında ayağa kalkmak, güzel söz söylemekten ibaret değildir. Asıl saygı ve hürmet, hakka hakkını vermektir.
Allah’a hürmet etmek…
Kur’an’a hürmet etmek…
Peygamberimize hürmet etmek…
Hakikate hürmet etmek…
İlme hürmet etmek…
Ve ilmi taşıyan âlimlere hürmet etmek… Gerçek saygıdır.
Çünkü insan neye değer veriyorsa, kalbinde o şeye karşı beslediği yoğun sevgisini ortaya çıkarmış olur.
Peki kardeşlerim, kalbimizde bulunan bize en sevimli ve değerli olan şey nedir?
Kendi isteklerimiz veya düşüncelerimiz mi? Kendi menfaatlerimiz mi? Kendi nefsimiz mi? Yoksa Allah hakkı mı? Hakikat mi?
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
ذَلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللَّهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَّهُ عِندَ رَبِّهِ
“Bu böyle. Kim Allah'ın hükümlerine saygı gösterirse, bu, Rabbi katında kendisi için bir hayırdır.” (Hac, 22/30.)
ذَلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ فَإِنَّهَا مِن تَقْوَى الْقُلُوبِ
“Kim Allah’ın şiarlarına saygı gösterirse, şüphesiz bu, kalplerin takvasındandır. (Allah'a karşı gelmekten sakınmasındandır.)” (Hac, 22/32.)
Özellikle takvâ kavramı, geçtiği hemen her âyette “Allah’a saygı ve O’nun koyduğu kuralları ihlâl etmekten sakınma” anlamını içermektedir. Takvânın tâzim ile anlam ilişkisini gösteren en dikkat çekici iki örnek az önce zikrettiğimiz Hac sûresinin 30-33. âyetlerinde yer almaktadır. Bu âyetlerde Allah’ın koyduğu kanunlara, O’nun yüklediği ödevlere tâzim gösterilmesi, putlara tapmaktan kaçınılması, yalancı şahitlikten sakınılması, tevhide bağlı kalınması ve Allah’ın şiârlarına (İslâm’ın özelliği sayılan temel ilke ve kurallar) tâzim gösterilmesi gerektiğine işaret edildikten sonra, “Bunlar kalplerin takvâsındandır” buyrulmuştur
Demek ki saygı ve hürmetin merkezi kalptir.
Kalpte Allah’a karşı hürmet varsa bu, insanın sözlerine davranışlarına yansır.
Kalpte Kur’an’a hürmet varsa bu saygı, insanın güzel ahlakına yansır.
Kalpte ilme hürmet varsa öğrenme arzusuna yansır.
Kalpte âlime hürmet varsa onlara karşı gösterilen edebe yansır.
Bu konuda üzerinde düşünmemiz gereken soru şudur:
Biz gerçekten hakikate hürmet ediyor muyuz, yoksa sadece kendi doğrularımıza mı saygı duyuyoruz?
HAKKI KENDİMİZDEN ÜSTÜN TUTMAK
Aziz Kardeşlerim!
İmanın insana kazandırdığı en büyük ahlaklardan biri, hakkı nefsinden kendinden üstün tutabilmektir.
İnsan çoğu zaman hakikati sever. Fakat bir şartla: Hakikat kendi tarafındaysa!
Bir kimsenin düşüncesi desteklendiğinde, bunu memnuniyetle karşılar: “Ne güzel konuştu.” der. Fakat aynı kişi yanlışını söylediğinde bunu kabul etmez, reddeder, hatta karşı çıkıp itiraz eder.
İşte burada hakikat ile nefis karşı karşıya gelir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُونُواْ قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاء لِلّهِ وَلَوْ عَلَى أَنفُسِكُمْ أَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالأَقْرَبِينَ إِن يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقَيرًا فَاللّهُ أَوْلَى بِهِمَا فَلاَ تَتَّبِعُواْ الْهَوَى أَن تَعْدِلُواْ وَإِن تَلْوُواْ أَوْ تُعْرِضُواْ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
“Ey iman edenler! Kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa Allah için şahitlik ederek adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun.” (Nisâ, 4/135)
Dikkat ediniz kardeşlerim!
Ayet bize sadece düşmana karşı adaletli olun demiyor. Kendinizin aleyhine bile olsa… buyuruyor. İşte hakka hürmet budur. Hakkı, menfaatimizden üstün tutmaktır. Hakkı, akrabamızdan üstün tutmaktır. Hakkı, grubumuzdan üstün tutmaktır. Hakkı, nefsimizden üstün tutmaktır.
Hz. Ömer’e nispet edilen meşhur anlayışı hatırlayalım: Hz. Ömer, birinin kendisine yanlışını gösterdiğinde bunu bir düşmanlık olarak değil, kendisine yapılmış bir iyilik olarak görmüştür.
Çünkü “Mümin, Müminin aynasıdır.”(Ebu Davud, Edeb, 49)
Hadis-i şerifte, “Birbirinizin kusurlarını başkaları fark etmeden görün, bu kusurları düzeltme ve yok etme konusunda birbirinize yardımcı olun.” anlamı bulunmaktadır.
Fakat bugüne geldiğimizde aynalarımızı kırıyoruz kardeşlerim. Bize yanlışımızı söyleyen eşimize kızıyoruz. Bize nasihat eden anne babamıza itiraz ediyoruz. Bizi uyaran dostumuza darılıyoruz. Bir hoca yanlışımızı söylediğinde ondan uzaklaşıyoruz. Fakat şunu unutuyoruz: Aynayı kırmak, yüzdeki lekeyi temizlemez.
Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Din nasihattir.” (Müslim, Îmân, 95)
Sahabe:“Kimin için?” diye sordu. Efendimiz: “Allah için, kitabı için, Resûlü için, Müslümanların yöneticileri ve bütün Müslümanlar için.” buyurdu. Nasihat dinin bir parçasıdır. Öyleyse bize hakkı söyleyen insana karşı ilk tepkimiz öfke olmamalıdır. Belki de şöyle düşünmeliyiz: “Allah bana bu insanın diliyle bir şey mi hatırlatıyor?”
HAKİKATE SAYGI
Değerli Müminler!
Hakikat, bizim kabul edip etmememize göre değişmez. Güneşe sırtını dönen insan, güneşi yok etmiş olmaz. Sadece kendi yüzünü karanlığa çevirmiş olur. Hakikat de böyledir. İnsan hakikati reddettiğinde hakikat zarar görmez. İnsan kendini, kalbini karanlığa bırakır.
Allah(c.c) buyuruyor:
وَقُلِ الْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ فَمَن شَاء فَلْيُؤْمِن وَمَن شَاء فَلْيَكْفُرْ
De ki: "Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin." (Kehf, 18/29)
Başka bir ayette:
وَقُلْ جَاء الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا
“Hak geldi, bâtıl yok oldu. Şüphesiz bâtıl yok olmaya mahkûmdur.” (İsrâ, 17/81)
Aziz Kardeşlerim!
Hakikat karşısında Müslümanın tavrı teslimiyettir. Allah bir konuda hüküm verdiyse…Resûlullah bir konuda yol gösterdiyse… Artık müminin tavrı: “Ben böyle düşünmüyorum.” demek değildir.
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُّبِينًا
“Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mümin erkek ve hiçbir mümin kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur.” (Ahzâb, 33/36)
İşte teslimiyet budur. Fakat modern çağda yaşadığımız en büyük problemlerinden biri insanın hakikati kendisine göre ölçüp değerlendirmesidir.
“Bana mantıklı gelirse kabul ederim.” “Benim hayat tarzıma uyarsa kabul ederim.” “Hoşuma giderse kabul ederim.” Gibi söylemlerle hakkı ve hakikati kendi nefsinin istek ve arzularına göre değerlendirmesidir.
Muhterem Müslümanlar!
Bir hastanın doktora gidip: “Doktor bey, bana sadece hoşuma gidecek teşhisleri söyle.” demesi ne kadar garipse, insanın Allah’ın emirleri karşısında sadece hoşuna gidenleri kabul etmesi de o kadar düşündürücüdür.
Kur’an bize “Beğendiğini seç, beğenmediğini bırak.” demez. Kur’an bir hidayet rehberidir.
Yüce Allah (c.c) Bakara sûresinin başında Kur’an’ı şöyle tarif eder:
ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ
“Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.” (Bakara, 2/2)
O hâlde bize düşen, hakikati kendimize uydurmak değil; kendimizi hakikate göre düzeltmektir.
İLME SAYGI
Aziz Müminler!
Dinimizde ilmin önemi çok büyüktür. İslam’ın ilk emri nedir diye sorsam? “Biriktir” değildir. “Zengin ol”, “Güç sahibi ol” değildir. İlk emir: “Oku!” (Alak, 96/1)
İnsanlığa gönderilen son vahyin ilk sesi, ilim çağrısıdır. Ayeti kerimede:
قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
“De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.” (Zümer, 39/9)
Elbette bir olmaz. Çünkü ilim, insanın önünü aydınlatan bir kandil gibidir.
Karanlık bir yolda yürüdüğümüzü düşünelim. Yol var, fakat karanlıkta göremiyoruz. Uçurum var, fakat fark edemiyoruz. Engeller var, yürüyemiyoruz. Birisi elimize bir fener verse ne yaparız? “Ben ışığa ihtiyaç duymuyorum.” mu deriz? Akıllı insan hayır demez. Çünkü o ışık yolu görmemizi sağlar.
İlim de böyledir. Insanın yolunu aydınlatır. Gerçek ile yalanın, hak ile batılın fark edilmesini sağlar. İlim, Allah’ın gösterdiği yolu daha doğru anlamamıza vesile olur.
Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyuruyor:
“Kim ilim öğrenmek için bir yola girerse Allah ona cennete giden yolu kolaylaştırır.” (Müslim, Zikir, 38)
Dikkat ediniz! Sevgili Peygamberimiz sadece “ilim öğrenirse” demiyor. İlim için bir yola girerse… ifadesini kullanıyor. Yani ilim için niyet eder, gayret gösterir, yol yürür, zaman ayırır, emek verirse...
Bugün insan saatlerce telefon ekranına bakabiliyor, bir televizyon dizinin bölümlerini peş peşe izleyebiliyor, sosyal medyada fark etmeden saatler geçirebiliyor. Fakat iş on dakika ilim için ayırmaya gelince çeşitli bahaneler üretebiliyor. Acaba gerçekten vaktimiz mi yok? Yoksa önceliğimiz mi yok? İlme hürmetin ilk göstergesi, ilme zaman ayırmaktır.
İLİM EDEP İSTER
Değerli Kardeşlerim!
İlim aynı zamanda edep ister. Eskiler güzel söylemiş: “Edep, ilmin tacıdır.”
Bir insan çok şey bilebilir. Fakat bildikleri onu kibirli hâle getiriyorsa burada büyük bir problem vardır.
Ayette:
إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاء إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ
“Allah’tan kulları içinde ancak âlimler hakkıyla korkar.” (Fâtır, 35/28) buyrulur.
Gerçek ilim insanı Allah’a yaklaştırır, insanı mütevazı yapar, insana haddini öğretir,
Bir ağacı düşünün. Meyvesi olmayan dal yukarı doğru dimdik durur. Fakat meyvesi çoğalan dal aşağı doğru eğilir. İnsan da böyledir. İlmi az olan bazen her konuda konuşur. Fakat ilmi arttıkça insan ne kadar az bildiğini fark eder.
Bugün toplumumuzda çok tehlikeli bir alışkanlık oluştu. Herkes her konuda konuşuyor. Tıp konuşuluyor. Ekonomi konuşuluyor. Hukuk konuşuluyor. Ve maalesef din konuşuluyor. Bir ayet görülüyor, hemen hüküm veriliyor. Bir hadis duyuluyor, hemen yorum yapılıyor. Bir dakikalık video izleniyor, yıllarını ilme vermiş insanlar küçümseniyor.
Kardeşlerim!
Bir insan kısa bir video izleyerek doktor olamaz. İki makale okuyarak mühendis olamaz. Peki neden üç video izleyerek din âlimi olduğunu düşünür insan?
Kur’an-I Kerim’de;
فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
“Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.” (Nahl, 16/43) buyuruluyor.
Ayet çok açık. Bilmiyorsanız sorun. Bilmiyorsanız konuşun demiyor. Bilmiyorsanız tahmin edin demiyor. Bilmiyorsanız sosyal medyada yorum yapın demiyor. Sorun!
İşte ilme saygı, insanın bilmediğini kabul edebilmesidir. “Bilmiyorum.” diyebilmek de bir ilim ahlakıdır.
İmam Mâlik’e uzak diyarlardan birçok soru sorulduğu, onun da bunların önemli bir kısmına “Bilmiyorum.” diye cevap verdiği nakledilir. Kendisine:“İnsanlara ne söyleyelim?” denildiğinde çekinmeden: “İmam Mâlik bilmiyor, deyin.” anlamında cevap vermiştir. Çünkü alim kişi, her şeyi bilen insan değildir. Haddini bilen insandır.
ÂLİMLERE SAYGI VE HÜRMET
Aziz Müminler!
İlim değerliyse, o ilmi taşıyan insanlar da hürmete layıktır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
“Âlimler peygamberlerin varisleridir.” (Ebû Dâvûd, İlim, 1; Tirmizî, İlim, 19)
Peygamberler miras olarak altın, gümüş, servet bırakmadılar. Onların mirası ilimdir. Âlimler de bu mirası taşıyan insanlardır.
Burada bir noktayı doğru anlamalıyız kardeşlerim. Âlime saygı göstermek, onu hatasız kabul etmek değildir. İslam’da peygamberler dışında hiç kimse masum değildir. Âlim hata yapabilir. Yanılabilir. Bir konuda isabet edemeyebilir. Fakat hata ihtimali, ilmi ve alimi değersiz hâle getirmez.
Bugün özellikle sosyal medyada çok ağır bir dil kullanılıyor. Yıllarını Kur’an’a vermiş…Hadis öğrenmiş…Arapça öğrenmiş…Fıkıh okumuş…Tefsir okumuş…Ömrünü kitaplar arasında geçirmiş bir insana, birkaç dakikalık video üzerinden hakaret edilebiliyor.
Kardeşlerim!
Eleştiri başka şeydir, hakaret başka şeydir. İtiraz başka şeydir, Edepsizlik başka şeydir.
İnsan bir görüşü kabul etmeyebilir, delilini zayıf görebilir, başka bir âlimin görüşünü tercih edebilir. Fakat Müslümanın dili kirlenmemelidir.
وَقُل لِّعِبَادِي يَقُولُواْ الَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ الشَّيْطَانَ يَنزَغُ بَيْنَهُمْ إِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلإِنْسَانِ عَدُوًّا مُّبِينًا
“Kullarıma söyle:(insanlara) sözün en güzelini söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır. (İsrâ, 17/53)
Dikkat edelim. En güzelini söylesinler, ifadesi, bizlere sözün doğruluğu kadar üslubunun da önemli olduğunu gösteriyor. Kısacası haklı olmak, insana hakaret etme hakkı vermez.
PEYGAMBERİMİZİN HUZURUNDA EDEP
Değerli Müminler!
Kur’an bize saygının ve edebin ölçüsünü öğretir.
Hucurât sûresinde Yüce Allah(c.c) şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider.” (Hucurât, 49/2)
Kardeşlerim!
Bir ses tonu… Sadece ses tonu! Fakat bu insan için iman ve amel meselesi hâline geliyor.
Neden? Çünkü mesele desibel değildir. Mesele kalpteki hürmettir.
İnsan değer verdiği kişinin yanında nasıl konuşacağını bilir. Mahkemeye giden bir insan hâkimin karşısında üslubuna dikkat eder. Bir devlet büyüğünün huzurunda kelimelerini seçer. Peki Allah’ın Resûlü söz konusu olduğunda nasıl davranmalıyız?
Sahabe-i kiram bu ayetleri duyduğunda Peygamberimizin huzurunda son derece dikkatli davranmıştır. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer gibi büyük sahabilerin bile seslerini kısarak konuştukları nakledilir. Çünkü onlar şunu anlamışlardı: Edep, imanın dışarıdan görünen hâlidir.
Bugün Peygamber Efendimizin ismi anıldığında salavat getirmek…Hadisleri okunurken dikkatle dinlemek…Sünneti seniyyeyi küçümsememek…Onun hayatını öğrenmek…Onun sözlerine karşı alaycı bir dil kullanmamak…
Bütün bunlar Peygamberimize karşı hürmetin göstergeleridir. Çünkü o sıradan bir insan değildir.
O, Allah’ın elçisidir. Ona duyulan hürmet, onu gönderen Allah’a olan imanın bir yansımasıdır.
BÜYÜKLERE VE İLİM EHLİNE KARŞI EDEP
Aziz Kardeşlerim!
Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
“Küçüğümüze merhamet etmeyen, büyüğümüze saygı göstermeyen bizden değildir.” (Tirmizî, Birr ve Sıla, 15)
İslam toplumu iki büyük ahlak üzerine yükselir: Küçüğe merhamet, büyüğe hürmet.
Bugün bu dengeyi kaybettiğimizde toplumun bağları zayıflıyor. Çocuk büyüğünü dinlemiyor. Öğrenci öğretmenini önemsemiyor. Genç, yaşlıyı küçümsüyor. Bilgisi az olan, ilim sahibine meydan okuyor.Sonra da toplumda neden huzur kalmadığını sorguluyoruz.
Bir binanın tuğlalarını birbirine bağlayan harç vardır. Harç çekildiğinde bina dışarıdan bir süre ayakta görünebilir. Fakat ilk sarsıntıda dağılır. Toplumun harcı da saygı ve merhamettir.
Saygıyı çekerseniz nesiller birbirinden kopar. Merhameti çekerseniz insanlar birbirine yabancılaşır. Bu nedenle çocuklarımıza sadece bilgi öğretmek yetmez. Edep de öğretmeliyiz.
Bir büyüğün yanında nasıl konuşacağını…Bir hocayı nasıl dinleyeceğini…Bir camide nasıl davranacağını…
Kur’an okunurken nasıl dinleyeceğini öğretmeliyiz.
Çünkü edep kendiliğinden oluşmaz. Edep anne-babadan görülür, öğrenilir. Anne-babalar, olarak evlatlarımıza örnek rol model olmalıyız. Söylediklerimizle davranışlarımız arasında uyum olmalı ki çocuklarımızı terbiye edebilelim.Çünkü çocuklarımız kulaklarıyla dinlediğinden daha fazla, gözleriyle öğreniyor.
SOSYAL MEDYA ÇAĞINDA İLME VE ÂLİME HÜRMET
Değerli Kardeşlerim!
Bugün bilgiye ulaşmak kolaylaştı. Bir telefon ekranına dokunuyoruz ve binlerce bilgi önümüze geliyor. Fakat burada önemli bir tehlike var:
Bilgiye ulaşmanın kolaylaşması, âlim olmayı kolaylaştırmadı.
Sosyal medyanın bize verdiği en tehlikeli duygulardan biri şudur: “Ben de biliyorum.”
Bir dakikalık video izliyoruz. Ardından yıllarca o konuda çalışan bir insan hakkında hüküm veriyoruz. “Bu bilmiyor.” “Bu yanlış anlatıyor.”
Kardeşlerim!
Elbette araştıracağız. Elbette soru soracağız. Elbette delil isteyeceğiz.
İslam körü körüne bağlılığı emretmez. Fakat araştırmak ile haddi aşmak aynı şey değildir. Soru sormak ile küçümsemek aynı şey değildir. Hakikati aramak ile tartışma kazanmak aynı şey değildir.
وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولاً
“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül; bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ, 17/36)
Bir paylaşım yapıyoruz, bağlamını bilmiyoruz, öncesini dinlemiyoruz, sonrasını araştırmıyoruz, fakat hükmü veriyoruz.
Unutmayalım: Telefon ekranında yazdığımız her kelime de amel defterimize yazılıyor. Sosyal medya, meleklerin kaleminin ulaşamadığı bir alan değildir.
مَا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ
“İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında onu gözetleyen, yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” (Kâf, 50/18)
Öyleyse yazmadan önce düşünmek, paylaşmadan önce araştırmak, hakaret etmeden önce susmak gerekir.
HÜRMETİN KAYNAĞI TAKVADIR
Kıymetli Kardeşlerim!
Tüm bu ana kadar anlattığımız saygı ve hürmetin kaynağı takvadır. Gerçek saygı ve hürmet korkudan doğmaz, kalpten doğar.
إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
“Şüphesiz Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurât, 49/13)
Ölçü takvadır. İlme hürmet ederiz çünkü hakikate ulaştırır. Âlime hürmet ederiz çünkü ilmi taşır. Anne babaya hürmet ederiz çünkü Allah emretmiştir. Yaşlıya hürmet ederiz çünkü merhamet ve vefa bunu gerektirir. Kur’an’a hürmet ederiz çünkü o Allah’ın kelamıdır.
Peygamberimize hürmet ederiz çünkü o Allah’ın elçisidir
.Hürmetin sonu, Allah’a ve O’nun rızasına uzanır.
SONUÇ VE DUA
Aziz Müminler!
Bugün kendimize bazı sorular soralım:
Bize doğru söylendiğinde kabul edebiliyor muyuz? Yoksa hemen savunmaya mı geçiyoruz?
Bilmediğimiz bir konuda susabiliyor muyuz? Yoksa her konuda konuşmak zorunda mı hissediyoruz?
İlim sahiplerine karşı dilimizi koruyor muyuz? Çocuklarımıza ilimle beraber edep öğretiyor muyuz?
Sosyal medyada yazdığımız cümlelerin hesabını vereceğimizi hatırlıyor muyuz?
Kardeşlerim!
Unutmayalım: Hakka saygısını kaybeden insan, zamanla kendi nefsini hakikat zannetmeye başlar.
İlme saygısını kaybeden toplum, cehaleti fikir zanneder. Âlime saygısını kaybeden nesil, sosyal medya gürültüsünü bilgi zanneder. Edebi kaybeden insan ise haklı olsa bile insanları hakikatten uzaklaştırabilir.
Gelin, hakkı nefsimizden üstün tutalım. Hakikat acı da olsa kabul edelim. Bilmediğimizi soralım. İlme zaman ayıralım. İlim sahiplerine karşı edepli olalım. Çocuklarımıza sadece konuşmayı değil, dinlemeyi de öğretelim.
Ve yine unutmayalım: Başını hakikat karşısında eğmeyen insan, bir gün nefsinin önünde eğilmek zorunda kalır.
Yüce Rabbimiz bizleri hakkı hak bilip ona tabi olanlardan, bâtılı bâtıl bilip ondan uzak duranlardan eylesin.
Kalplerimize ilim sevgisi, gönüllerimize edep ve hürmet nasip eylesin.
Bizleri kibirden, gururdan, hakkı reddetmekten ve insanları küçümsemekten muhafaza eylesin.
Âlimlerimizi, hocalarımızı ve ilim yolunda gayret eden bütün kardeşlerimizi muhafaza eylesin.
Evlatlarımızı ilim, irfan, ahlak ve edep sahibi kullarından eylesin.
Kur’an’ı gönüllerimizin nuru, hayatımızın rehberi eylesin.
Peygamber Efendimizin sünnetinden ve güzel ahlakından bizleri ayırmasın.
Son nefesimize kadar hak üzere yaşamayı ve iman üzere huzuruna varmayı bizlere nasip eylesin.
Âmin.
Velhamdülillahi Rabbi’l-âlemîn.
Hazırlayan: Kazım Harun Bağcı / Geyve İlçe Vaizi

Facebook Yorumları