okunma
Aile: Ahlakın İlk Mektebi
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ
Kıymetli Müminler!
Bugün sohbetimizde yarınlara serin bir gölge olacak, insanlığı himayesine alıp meyve veren bir fidan nasıl yetiştirilmesi gerekir, eğitim ve terbiye süreci ne zaman başlar? Kur’an ve sünnetten kendimiz için nasıl bir fikir elde edebiliriz? Kur’an ve Hz. Peygamberin terbiyesinden geçen nesil nasıl yetiştirilmiştir? Sohbetimizde bu sorularımıza cevap arayama çalışacağız?
Aziz Müminler!
Yüce Rabbimiz bizlere büyük bir emanet ve sorumluluk vermiştir: Çocuklarımız…
Çocuklarımız sadece evimizin neşesi, geleceğimizin teminatı değildir. Onlar aynı zamanda bize verilmiş birer emanettir. Sorumluluğumuzda olan ve hesabını vereceğimiz bir emanet.
Hz. Peygamber bu görev ve sorumluluğu bir hadisi şerifinde ise şöyle buyurur:
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) : أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) يَقُولُ: “كُلُّكُمْ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، فَالْإِمَامُ رَاعٍ وَهْوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالرَّجُلُ فِى أَهْلِهِ رَاعٍ وَهْوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالْمَرْأَةُ فِى بَيْتِ زَوْجِهَا رَاعِيَةٌ وَهْيَ مَسْئُولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا، وَالْخَادِمُ فِى مَالِ سَيِّدِهِ رَاعٍ، وَهْوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ.”
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Hepiniz birer sorumlusunuz ve hepiniz yönettiklerinizden mesulsünüz. Devlet başkanı sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Evin beyi sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Evin hanımı da eşinin evinde sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Hizmetçi de efendisinin malı üzerinde sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür.”
(B2409 Buhârî, İstikrâz, 20)
Anne ve baba yetiştirdiği evladından sorumludur ve bunun hesabını cenabı Allah’ın soracağını söyler. Çocuğun asli ihtiyaçları yanında ahlaki ihtiyaçlarını gidermek anne ve babanın görevleri arasındadır. Ama maalesef günümüz modern ebeveynleri çocuğun güneş kremi ve vitamini kadar ahlaki ihtiyaçlarını dert edinmiyor.
Kıymetli Müminler
Yüce Allah bu sorumluluk hakkında Kur’an-ı Hakim de şöyle buyurur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrîm, 6)
Çocuğumuzun dünya hayatında güneşin zararları ışınları karşısında endişe edip koruduğumuz gibi kendimizi ve ailemizi yarının ateşinin dehşetinden korumak içinde yetiştirmek zorundayız.
Sohbetimize başlarken hareket noktamız olan Kur’an-ı Kerim bizlere bir aile diyaloğunu aktarır. Hz. Lokman’ın evladı ile olan diyaloğu... Bir hikaye olsun diye anlatılmamıştır. Her bir kelimesinde önemli mesajlar olan bir diyalogdur. Her insanın kolaylıkla hayatına tatbik edeceği pratik ve kolay terbiye metoduna işaret eder.
Kıssa anlatılmadan önce de Hz. Lokman’ın Allah tarafından hikmetle donatıldığı bundan sebep söylediği sözlerin boş olmadığı uyarısıyla söze başlanır. Çocuk yetiştirme de şükür kavramını Cenabı Allah zikreder. Şükür eldeki nimetin cinsiyle olur. Eldeki nimet evlatsa şükrü de hayırla evlat yetiştirmekle olur.
Çocuk Yetiştirmede İlk Temel İlke: İman
Bilimsel veriler çocuğun öğrenme ve eğitimin okuldan çok daha önce başladığını ortaya koyar. Aile ortamında görüp duyduğu şeyleri taklit ederek öğrenmeye başlar. Konuşmayı ve yürümeyi bile anne babasının telkini ve taklidiyle öğrenmeye başlar. Bu süreçte çocuğu bir eğitim ve terbiye mektebine almışızdır farkına varmadan. Dolayısıyla ilk eğitim temeldir ve temelin çok sağlam atılması gerekir. Temeli sağlam olmayan bir şeyin üstüne başka şeyleri ekleyemeyiz. İnşa ettiğimiz binada böyledir, toprağa ektiğimiz fidanda da ve yetiştirdiğimiz çocukta da böyledir. Temel genelde altta olur ve gözle görülmeyen kısımdır. En çok malzemeyi ve enerjiyi oraya sarfederiz. Örneğin Sakarya şehri gibi zemini ıslak ve kaygan olan bir yerde bir bina yapalım. Bu binaya başlarken öncelikle zemini ıslah etmeliyiz. Radye temel veya fore kazık ile temeli sağlama almalıyız. Aksi takdirde en ufak rüzgar da enkazın altında kalabiliriz.
Kıymetli Cemaat
Çocuğu yetiştirirken de ilk eğitim yeri olan aile mektebinde en güzel şekliyle yetiştirmeliyiz. Aksi takdirde temeli sağlam atılmayan ve yetiştirilmeyen neslin enkazı altında ilk önce anne ve babası daha sonra ise toplum olarak biz kalırız. Bu enkazı kaldırmak ise basit moloz yığını gibi kolay değildir. Yüzyıllar alır.
Hz. Lokman da evladını yetiştirirken temelde Tevhid ilkesiyle söze başlar. Çünkü Rabbini bilen kainatı bilir, anne ve babasını bilir. Duracağı ve gideceği yeri bilir.
وَإِذْ قَالَ لُقْمَانُ لِابْنِهِ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ
(Lokman Suresi 13)
Hani Lokman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: "Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür."
Hz. Peygamberde yetiştirdiği sahabeye ve çocuklarına önce Allah’ı tanıtmış ve Allah’ı sevdirmiştir. Daha sonra Allah’ın emirlerini ve yasaklarını açıklamıştır. 13 yıllık Mekke döneminde inen ayetlerin iman esaslarını merkeze alması buna en güzel örnektir. O Dönemde daha genç yaşlarda iman eden sahabe de bu meseleye en güzel örnektir. Güzel ahlakın ilke ve temeli Allah inancından ve imandan geçer. Temel sağlam ve sabırla hazırlandıktan sonra neslin eğitimi daha sağlıklı bir şekilde devam eder.
Kıymetli Müslümanlar!
Kur’an ayetlerinde Hz. Lokman’ın evladına karşı kullandığı ‘’Yavrucuğum’’ hitabı önemli bir mesaj vermektedir. Evlada yönelik hitabın şefkat temelli olması gerektiğini söyler. Hz. Peygamberin örnekliğine baktığımızda sadece çocuklara karşı değil koca insanlara karşı dahi yumuşak dili terk etmemiştir.
Bunu Mevla Kur’an-ı Kerimde şöyle anlatır:
وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ
Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. (Âl-î İmrân, 159)
Sevgi dilinin iyileştiremeyeceği çocuk yoktur. Şiddet dilinin de çocuğa kazandıracağı bir gelecek yoktur. Çocuğa sürekli bağırma, kızma, korkutma ve küçümseyerek bir şeyler öğretmeye çalışan bir ebeveyn ahlak kazandırmaya çalışırken farkında olmadan yanlış ahlak modelini öğretir: Güçlü olan zayıfa bağırabilir, ezebilir. Güçlüysen haklısın fikrini aşılar.
Oysa Hz. Peygamber'in çocuklarla ilişkisi merhamet üzerine kuruludur.
Hz. Hasan'ı öptüğünü gören Akra‘ b. Hâbis, kendisinin on çocuğu olduğunu fakat hiçbirini öpmediğini söyleyince Hz. Peygamber:
“Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” Buyurmuştur.
(Buhari, Edep 18)
Bu olay, çocuk eğitiminde son derece önemli bir prensip ortaya koymaktadır: Merhamet, ahlak eğitimine engel değil; ahlak eğitiminin zemini ve taşıyıcısıdır.
İç Denetim ve Allah’ın Bilgisi
Kıymetli Müminler!
Evladına doğru olması gerektiğini söyleyen bir baba, kemer ve hız kurallarına uymayıp bir denetim esnasında kemeri takar ve hızını düşürürse farkına varmadan çocuğunda yanlış bir ahlaki kişiliği inşa eder. Ben ya da kanunlar görüyorsa yanlış yapamazsın ama kanunlara ve bana takılmadığın sürece yanlış yapabilirsin.
Oysa Lokman Suresi çocuk eğitiminde önemli bir diğer noktaya işaret eder. Çocuğa kimsenin olmadığı yerlerde bile iç denetimini ve kontrol mekanizmasının kazandırılması gerektiğini vurgular. Çocuk eğitiminde ‘‘Yanlışı baban ya da annen görmese bile yanlıştır. Annenden ve babandan gizlesen bile bunu Allah’tan gizleyemezsin. Dolayısıyla iyiliği her daim yapmalı ve kötülükten her daim kaçınmalısın.’’ Öğüdünü verir. Günümüzde bile insanlar yaptıkları bir yanlışı kameralara yakalandığında farklı tepki verebiliyorlar. Bazen haberlere çıkan bir hırsızlık olayında kendi kamera kaydını gören bir hırsızın, çaldığı ürünü hemen iade ettiğini görmüşüzdür. Koca ve yetişkin insanlar bile bir denetim halinde bu tepkiyi veriyorlarsa Allah bilinci çocuğa sağlıklı öğretildiğinde kimse görmese bile her daim yanlıştan kaçınacaktır.
Bu ahlaki yasayı Cenabı Allah Kur’an-ı Kerimde Hz. Lokman’ın dilinden şöyle anlatır:
يَا بُنَيَّ إِنَّهَا إِن تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِّنْ خَرْدَلٍ فَتَكُن فِي صَخْرَةٍ أَوْ فِي السَّمَاوَاتِ أَوْ فِي الْأَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٌ
"Yavrucuğum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde, yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır." (Lokman Suresi 16)
İbadet ve Sosyal Sorumluluk
Kıymetli Müminler!
Lokman Suresi aynı zamanda ailedeki ahlaki eğitimde ibadet ve sosyal sorumluluk esaslarının anlatılması gerektiğini vurgular. Çocuklar küçük yaşlardayken mutlak itaatle babalarından öğrenir ve sözlerini dinler. Öğrenen ve söz dinleyen bir çocukluk çağında ailenin bu esasları çocuklara öğretmesi gerekir. Aksi takdirde 20 yaşına kadar gelmiş bir delikanlıya o vakte kadar bu sorumluluklar anlatılmamış ve kazandırılmaya çalışılmamışsa büyümüş bir meşe ağacına 20 yıl sonra şekil vermek kadar zorlaşır. Atalarımız bu tecrübeyi ‘’ağaç yaş iken eğilir’’ sözüyle özetler.
Çocuklar ailede öğrenmeye anne babayı taklit ederek başlar. Anne baba evde namaz kıldığında ve çocuklar bu namazı günde tekrar tekrar gördüğün kendileri usulca yanlarına yaklaşır ve taklit etmeye başlar. Sadece namaz için geçerli bir durum değildir. Bir evde periyodik olarak bir şey tekrar tekrar yapılıyorsa çocukta tekrar tekrar gördüğü bu manzarayı yapmak ister ve zamanla taklit eder. Sizin eylemlerinizi gören çocuklara bunun bir görev olduğunu hal dilinizle anlatmaya başlamışsanız sözle emretmenizin bir anlamı ve karşılığı olur. Günümüz pedagogların çoğunluğu çocukların ebeveynlerinin sözlerinden çok yaptıklarıyla öğrendiğini söyler.
Söyledikleri ve yaptıkları birbiriyle uyuşan bir ebeveynin çocuğa güzel ahlakı kazandırması daha kolay ve etkili olur.
يَا بُنَيَّ أَقِمِ الصَّلَاةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنكَرِ
"Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy…’’
(Lokman Suresi, 17)
Hz. Lokman evladına bu emri ve sorumluluğu hatırlatırken aynı zamanda bu görevi ve sorumluluğu evladının gözleri önünde tekrar tekrar hal diliyle yapmış daha sonra kelam ile konuyu ahlaki bir ilke olarak evladına anlatmıştır. Hz. Lokman bu sözlerle evladına doğru olanı yapmayı emrederken yanlış karşısında pasif kalmamayı öğretir.
Çocuklara Sorumluluk kazandırma örneği Hz. Peygamberin hayatında birçok örnekleri vardır. Bunlardan birini Enes b. Mâlik (r.a.) şöyle anlatır: “Resûlullah beni bir iş için gönderdi. Fakat ben çocuklarla oynamaya daldım ve (gönderildiğim işi yapmak üzere) gitmedim...” Bir süre sonra Hz. Peygamber yanına geldi. Enes şöyle devam eder: “Bir de baktım ki Resûlullah ensemi tutmuş bana bakıyor ve gülümsüyordu.” Enes:
“Ey Allah'ın Resûlü! Beni gönderdiğin yere gideyim mi?”
diye sorar. Hz. Peygamber:
“Evet, git; sana emrettiğim yere git.” buyurur.
Enes b. Mâlik, Hz. Peygamber'in yanında on yıl hizmet ettiğini ve bu süre içerisinde onun kendisine karşı tavrını şöyle anlatır:
‘’Ben bir çocuktum yaptığım işlerde mükemmel değildi’’
“Resûlullah'a on yıl hizmet ettim. Bana hiçbir zaman ‘Öf!’ demedi. Yaptığım bir şey için ‘Niçin yaptın?’ demedi; yapmadığım bir şey için de ‘Niçin yapmadın?’ demedi.”
Lokman suresi örneğinde ve Hz. Peygamber’in örnekliğinde şefkat dilinin kullanıldığını görüyoruz. Çocuklara görev ve sorumluluk bilincinin daha küçük yaşlardan itibaren aile içerisinde kazandırılması gerektiğini öğreniyoruz. Bu tür küçük ama çocuk için büyük dokunuşlarla çocuğun ahlakı sağlıklı bir gelişim gösterir. Yerinde söylenen 2 kelime ile çocuğa saatlerce anlatılarak kazandırılamayacak bir ahlakı kazandırmış oluyoruz.
Namaz örneğinde ise Hz. Peygamber’in namaz kılarken bazen çocuk sahabeleri ve torunlarını kucağına almış, arkasında duran bir çocuk sahabeyi doğru tarafa koyup namaza devam etmiş, ağlayan çocuklar için namazı daha kısa tutmuştur. Bu tür örneklerde çocuğun zihninde namaz ile ilgili herhangi olumsuz bir hatıranın kalmasını istemediğini görüyoruz.
Günümüzde bazı kişilerin namaz kılarken çocuğun namazın önünden geçmesinden ötürü paylaması ya da azarlaması Hz. Peygamber’in sünnetin ve hayatında asla tasvip etmediği karşı durduğu yanlış bir davranışı ortaya koymaktadır. Bu çocukta namaza ve ibadete karşı saygıdan ötürü nefreti kazandırmaktan başka bir işe yaramaz.
Sabır
Kıymetli Müminler
Sabır ilkesinin Çocuk eğitiminde anlatılması gerektiğini Lokman Suresinde görüyoruz:
وَاصْبِرْ عَلَى مَا أَصَابَكَ إِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الْأُمُورِ
‘’…Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir." (Lokman Suresi, 17)
Hz. Peygamberin hayatına baktığımızda ise benzer manzarayı görüyoruz. Abdullah ibn Abbas henüz çocukken Hz. Peygamber ona:
“Yavrucuğum! Sana bazı sözler öğreteceğim.” diyor.
Sonra: “Bil ki yardım sabırla beraberdir.” buyuruyor.
Aynı hadisin devamında: “Bil ki sıkıntıyla beraber bir çıkış vardır.”
ve: “Bil ki zorlukla beraber kolaylık vardır.” (Ahmed b. Hanbel Müsned 2803, Tirmizi 2506)
Bu rivayet, çocuğa zorluk karşısında umut ve dayanıklılık kazandırma açısından çok değerlidir. Hz. Peygamberin karşıdaki kişileri çocuk olsa bile dikkate aldığı ve anlayacağı dilden sade kelimelerle meseleyi anlatmaktan geri durmamıştır.
Muhterem Cemaat!
Çocuklarımıza beklemeyi ve sabretmeyi de öğretmeliyiz. Her isteğin hemen gerçekleşmeyeceğini, bazı arzuların gerçekleşmesi için uygun zamanın ve şartların olgunlaşması gerektiğini daha küçük yaşlardan itibaren yavaş yavaş anlatmalıyız.
Günümüzde çocukların her istediğini anında yerine getirmek, kısa vadede onları memnun etse de uzun vadede beklemeye tahammülü olmayan, isteklerinin ertelenmesine karşı öfkelenen ve sahip olamadığı şeyler karşısında huzursuz olan bir kişiliğin oluşmasına zemin hazırlayabilir. “Ben istiyorsam olmalı” düşüncesini güçlendirebilir. Farkında olmadan çocuğun içinde bencilliği ve tahammülsüzlüğü besleyen bir kişilik inşa etmiş oluruz.
Bu sebeple çocuklarımıza istemeyle beraber beklemeyi, gayret etmeyi ve sonucu kabullenmeyi öğretmeliyiz.
Muhterem Müminler!
Günümüz çocukları çoğu zaman beton blokların arasında, ekranların ve hazır tüketimin kuşattığı bir dünyada büyüyor. Onları zaman zaman bu beton yığını ve dijital dünyadan çıkarıp toprakla buluşturmak, sabrı öğretmenin en güzel ve somut yollarından biridir.
Bir çocuğun eline bir tohum verelim. Onu toprağa bıraksın, üzerini örtsün ve sulasın. Ertesi gün gidip baktığında henüz hiçbir şey göremeyecektir. Ona:
“Sabret yavrum. Tohum toprağın altında sessizce büyüyor. Bugün göremiyoruz ama emek veriyoruz; zamanı geldiğinde filizlenecek.” diyebiliriz.
Sonra filizin çıkmasını, büyümesini, çiçek açmasını ve nihayet meyve vermesini birlikte izleyebiliriz. Çocuk böylece hayatın çok önemli bir gerçeğini sözle değil, yaşayarak öğrenir:
Her şey hemen olmaz. Bazı güzelliklerin ortaya çıkması için zaman, emek ve sabır gerekir.
Aynı Şekilde bir elmayı dalından kopardığımızda ona:
“Bu meyve bugün oluşmadı. Aylarca güneşi, suyu ve toprağı bekledi.” diyebiliriz.
Somut Örneklerle Sabrı öğrenen çocuk ilerleyen yaşlarda başına gelen musibetlere ve sıkıntılara da göğüs germesini öğrenecektir. Kışın sert şartlarından sonra baharın ve yazın meyvesini elbette alacağını yavaş yavaş öğrenecektir.
Tevazu ve Gönül Büyüklüğü
Aziz Müminler!
Lokmân sûresinde, Lokman'ın oğluna verdiği öğütler devam ederken Rabbimiz şöyle buyuruyor:
وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحًا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ
"Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah, hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez." (Lokman Suresi, 18)
Hz. Lokman'ın oğluna verdiği nasihatlere baktığımızda, önce imanı, ardından ibadeti, sonra ahlak ve sorumluluğu, ardından da insanlarla ilişkide nasıl davranılması gerektiğini görüyoruz.
Demek ki İslam'ın yetiştirmek istediği insan salt ibadet eden elinde tesbih başında takke olan Mescitten çıkmaz ama kibir abidesi insan modeli değildir. İslamın yetiştirmek istediği ideal insan modeli ibadetle beraber insanlara karşı mütevazı, saygılı ve merhametli olan insandır. İslam’ın yetiştirmek istediği nesil; Allah karşısındaki kulluğunu, insanlara karşı davranışlarında da kendisini göstermelidir.
Değerli Cemaat!
Rabbimiz وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ “İnsanlara karşı yüzünü çevirme’’ diye buyuruyor. Yani insanları küçümseyerek onlardan yüz çevirme, kibirlenme, kendini üstün görme.
Bugün bu ayeti çocuklarımızın eğitiminde de düşünmemiz gerekiyor.
Çocuğumuza yalnızca: “Sen büyüğüne saygı göster.” demek yetmez.
Çocuğun da küçük olana saygı göstermeyi öğrenmesi gerekir.
“Sen başarılısın, diğerlerinden üstünsün.” diyerek çocuğun özgüvenini geliştirdiğimizi zannederken, farkında olmadan onun içine üstünlük (kibir) duygusu yerleştirmeyelim.
Özgüven başka şeydir, kibir başka şeydir.
Çocuğa: “Sen değerlisin.” demek güzeldir. Ama: “Sen herkesten daha değerlisin.” demek tehlikelidir.
Çocuğa: “Sen bunu başarabilirsin.” demek onu teşvik etmektir.
Ama: “Sen zaten diğer çocuklardan daha zekisin, daha iyisin.”
diyerek sürekli üstünlük duygusu vermek, zamanla başkalarını küçümsemesine zemin hazırlayabilir.
Aziz Müminler!
Çocuklarımızın başarılı olmasını isteriz. İyi bir okul kazansınlar. İyi bir meslek sahibi olsunlar. Güzel evleri, arabaları olsun. Maddi imkânları iyi olsun. Fakat bütün bunların yanında onlara bir şeyi daha öğretmeliyiz: Bunların hiçbiri insanı başkasından üstün kılmaz.
Bir çocuk matematikte başarılı olabilir; başka bir çocuk sporda başarılıdır. Biri güzel konuşabilir; diğeri güzel resim yapabilir.
Biri zengin bir ailede büyüyebilir; diğeri daha mütevazı şartlarda yetişebilir. Fakat bunların hiçbiri bir insanı diğerinden Allah katında üstün yapmaz.
Çocuğumuza: “Senden daha başarılı olanı kıskanma; senden daha az imkâna sahip olanı da küçümseme.” demeliyiz. Çünkü çocuk daha küçük yaşta şunu öğrenmelidir: “Ben değerliyim; ama başkaları da değerlidir.” İşte bu, sağlıklı bir özgüven ile kibir arasındaki önemli ayrımlardan biridir.
Kıymetli Cemaat!
Rabbimiz ayetin devamında: وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحًا “Yeryüzünde şımarıkça yürüme.” buyuruyor.
Buradaki mesaj sadece yürüyüş şekliyle ilgili değildir. İnsanın hayata karşı tavrını anlatmaktadır. Elindeki nimetle şımarma. Başarıyla büyüklük taslama. Makamıyla insanları küçümseme. Parasıyla üstünlük taslama. Bilgisiyle başkalarını hor görme. Güzelliğiyle insanları aşağılamama. Çünkü bugün sahip olduğumuz her şey bize Allah'ın emanetidir. Allah emanet olarak verdikleriyle kibirlenen insanları sevmez. Kibir Şeytanı bilgi makamından alaşağı edip kirlettiği gibi insanı da Allah katında değersizleştirir ve kirletir. Kibrin bir kir olduğunu çocuklarımıza anlatmalıyız.
Ölçülü Olma ve İletişim Ahlakı
Aziz Müminler!
Lokman Suresinde Rabbimiz, Hz. Lokman'ın oğluna verdiği nasihatleri bizlere aktarmaya devam eder. Değinilen önemli bir diğer husus: reel hayatın içerisinde aksiyon alırken ölçülü olunması gerektiği aynı şekilde hitap dilini yerine, zamanına ve tonuna dikkat ederek kullanılması gerektiğine işaret eder.
وَاقْصِدْ فِي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِن صَوْتِكَ إِنَّ أَنكَرَ الْأَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَمِيرِ
"Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini, şüphesiz eşeklerin sesidir!" (Lokman Suresi, 19)
Bir önceki ayette Rabbimiz kibirli yürümeyi yasaklamıştı. Bu ayette ise yürüyüşün ve sesin ölçülü olmasını istiyor. Demek ki İslam'ın ahlak anlayışı sadece ne söylediğimizle değil, nasıl söylediğimizle de ilgileniyor. Bazen söylediğimiz söz doğrudur ama söyleme biçimimiz yanlıştır. Bazen nasihatimiz güzeldir ama ses tonumuz nasihatin güzelliğini yok eder. Bazen çocuğumuza doğruyu öğretmek isteriz; fakat bağırarak söylediğimiz doğru, çocuğun kalbine ulaşmadan kulaklarında gürültüye dönüşür.
Kıymetli Müminler!
Bağırmak eğitim metodu değildir. Kur’an-ı Kerim’in deyimiyle bağırmak bir eğitim metodu olsaydı eşekler alemin en bilge varlığı olurdu. Bazen evlerimizde çocuklarımızı eğitmek adına sesimizi yükseltiyoruz. Çocuğumuz bir hata yaptığında:
“Kaç kere söyleyeceğim sana!”
Çocuk bir şeyi unuttuğunda:
“Sen hiç söz dinlemiyor musun?”
Çocuk bir şey döktüğünde:
“Senden zaten bir şey beklenmez!”
Çocuk kardeşiyle tartıştığında:
“Yeter artık, bıktım sizden!”. Çok yabancı olmadığımız cümleler ve tepkiler. Bu cümlelerin ses tonlarını evde nasıl söylendiğini az çok hepiniz hayal edebiliyorsunuz
Sonra da:
“Ben çocuğumu terbiye ediyorum.” diyoruz.
Oysa çocuk bazen bizim söylediğimiz sözden çok, sözün arkasındaki öfkeyi öğreniyor.
Çocuk:
“Annem bana kızıyor.”
“Babam bana bağırıyor.”
“Hata yaptığımda korkmalıyım.” duygusunu öğreniyor. Ben değersizim, evde sevilmiyorum duygularını yaşayabilir. Yukarıda Hz. Enes kendi ifadelerinde ise Hz. Peygamberin kendisine bir kere bile öf dediğina, azarladığına ya da payladığına şahit olmadığını söylemiştik. Hz. Peygamberin metodu bir sahabe nesli yetiştirdi. Hz. Peygamberin metodu ve ahlakı ise Kur’an’dı.
Bugün bizlerde Kur’an, Hadis ve günümüz pedagogların rehberliğinde sağlam, sağlıklı ve ahlaklı bir nesil yetiştirme imkanına sahibiz. Hali hazırda ihtiyacımızda var. Aksi takdirde sağlam temelle yetiştiremediğimiz neslin enkazı altında kalırız. Mevla cümlemize ahlaklı, salih ve vatanına, milletine, mukaddesatına sahip çıkan nesiller yetiştirebilmeyi nasip etsin.
VAAZI İNDİR
Hazırlayan: Muhsin Kepkan / Sakarya Karapürçek Vaizi

Facebook Yorumları