okunma
Rahmet Kapısı: Sıla-i Rahim
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا ا
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.”(en-Nisa, 1)
Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ
“...Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse , akrabasına iyilik etsin!..” (Buhari, Edeb, )
Kıymetli Müslümanlar!
Günümüzün en mühim içtimai görev ve sorumluluklarımızdan biri olan sıla-i rahim, akraba-komşu ilişkilerini gözetmek ve sürdürmek Cenab-ı Hakkın emri, Hz Peygamber (s.a.v) Efendimizin sünneti seniyyesidir. Kişinin akraba ve yakınlarıyla alakasını devam ettirmesi, onları koruyup gözetmesi, yani sıla-i rahimde bulunması din-i mubin-i islam’ın en çok ehemmiyet verdiği esaslardandır. Ve dahi bu hususu ihmal etmekten de kaçınılması hususunda ikaz etmektedir:
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.”(en-Nisa, 1)
Aşağıdaki ayeti kerimede de ağır bir tehdit ve ihtarın sebebi onu ihmal etmektir:
فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِن تَوَلَّيْتُمْ أَن تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللَّهُ فَأَصَمَّهُمْ وَأَعْمَى أَبْصَارَهُمْ
“(Ey Münafıklar) Demek siz iş başına geçecek olursanız yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi? İşte bunlar, Allah'ın lanetleyip, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.”(Muhammed, 22-23)
Demek ki fesadın en görünür tezahürü akrabalık ilişkilerini dinamitlemektir. Akrabalık bağlarını korumakta Allahın düzenini korumaktır.
Yine Râd suresi 21. ayeti kerimesinde buyrulduğu üzere sıla-i rahim insani bir erdem olmasının ötesinde ilahi bir yükümlülüktür:
وَالَّذِينَ يَصِلُونَ مَا أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُوءَ الحِسَابِ
“Onlar ki, Allah’ın riayet edilmesini emrettiği şeye riayet ederler (sıla-i rahimde bulunurlar) , Rablerinden korkarlar ve hesabın kötü olmasından endişe ederler” “riayet edilmesini emrettiği şeyler” ifadesi başka manalara haml edilebilir olmasıyla beraber müfessir ve alimlerin ekserisine göre “sıla-ı rahimi gözetmek” anlamındadır.
Cenab-ı Hak zikrettiğimiz bu ayeti kerimede güzel bir akıbetle müjdelediği kullarının vasıflarını zikrederken içinde sıla-i rahimi gözetmenin olduğu üç hususa şöyle değinir;
1-Rablerinden korkarlar,
2-Bilhassa hesabın kötü olmasından endişe duyarlar.
3-Allah’ın emrettiği şeyleri yani sıla-i rahimi gözetirler.
Değerli Müslümanlar!
Allah Teala din-i mubin-i islamı göndermekle akrabaları birbirine mirasçı kılmış, müslümanların aralarını bu gibi bir takım haklar ve vazifelerle kuvvetlendirmiştir. Filhakika bu hususun manevi ciheti olmasının yanında maddi güç olduğu da pek ala aşikardır. Modern çağın bazı insanları kendisini kendine yeter bir varlık zannetmekte, en yakınlarına bile tahammül göstermeyişini yalnızlığın asaleti olarak düşünmektedir. Halbuki akraba çevresinin dağınık ayrı gayrı değilde bir ve kenetlenmiş binalar gibi olan birisi hem maddi hem manevi kötülüklerden muhafaza olunması muhakkaktır. Bu sıla başta en yakınları olmakla beraber İnsanlarla yakınlık ve ülfeti inşa eden en muhim bir erdemdir. Bu husus o kadar muhimdir ki insanlığı tevhide çağıran insanlığın önderleri Peygamberler dahi risalet hayatlarına baktığımızda dini tebliğ hususunda ilk akrabalarından başlamış, yine akrabalarının destekleriyle tebliğ vazifelerine devam etmişlerdir. Mesela malumdur ki Peygamber Efendimiz islamı tebliğde önce en yakın akrabalarından başlamış zaman zaman onların desteklerini görmüştür. Yine bunun en bariz misali Şuayb aleyhisselamdır. Azgın kavmi kendisine :
وَلَوْلاَ رَهْطُكَ لَرَجَمْنَاكَ
“Eğer kabilen olmasaydı mutlaka seni taşlayarak öldürürdük...”(Hud, 91) demişlerdi. Benzeri örnekleri çoktur.
Müslüman, dini ve dünyevi hususlarda yakınlarına hem faydalı olmak hemde hayırlı işlerde onlardan istifade edebilmek için akrabalık bağlarını devam ettirmeli ve “sıla-i rahim” vazifesini hiçbir zaman ihmal etmemelidir.
Nitekim Hz. Peygamber Efendimizin “Akrabasıyla ilgi ve alakasını kesen kimse cennete giremez.”(Buhari, Edeb,11) ifadesi sıla-i rahimin ehemmiyetini bariz bir şekilde ortaya koymaktadır. Hatta bu husus o kadar mühimdir ki akrabalar müslüman olmasalar bile, onlarla aramızda bazı hak hukuk mevcuttur. Ayeti kerimede müslüman olmayan anne-babaya dahi iyilik yapılması ve dünyada onlarla iyi geçinilmesi emredilmiştir.
"Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim."(Lokman,15)
Tabi olarak sıla-i rahime en mustahak bireyler anne-babalardır. Bu, dinin özel bir talimatıdır. Haklar içinde en muhim olanı onlarınkidir. Öyle ki Allah ve Resulune itaatten sonra ana-babaya itaat gelir. Çünkü anne ve babalarımız varlık sebebimiz ve veli-nimetimizdir. Maddi ve manevi hayatımızı inşa eden müstesna fazilet abideleridir. Bir anne yüreği ve kucağı çocuk terbiyesinin yapıldığı muhteşem bir dershanedir. Aile yuvası çocuğun istikbalini şekillendiren ilk eğitim müessesesidir. Dolayısyla anne ve babaların evlatları üzerindeki hakları sayılamayacak kadar çoktur.
Kıymeti Müminler!
Allah Teala “rahim” diye isimlendirilen akrabalık bağına, Rahman ve Rahim esmay-ı ilahiyyesinden türeyen bir isim vermiş ve:
“...Ona riayet edene Ben de iyilik ve ihsanda bulunurum. Onu koparanı da lutuf ve merhametimden mahrum bırakırım.”( Ebu Davud, Zekat, 45/1694) buyurmuştur.
Velhâsılı akrabalarla münasebetler, Allah Teâlanın Rahman sıfatının bir tecellisi olarak merhamet ve şefkat temelleri üzerinde bina edilmelidir. Ve bu münasebet bir mütekabiliyete değil sevgi, şefkat ve sabır temeline istinat etmesi gerekmektedir. Bu hususta şu hadisi şerifler bize ne mühim bir ölçü talim etmektedir:
“Akrabasının yaptığı iyiliğe aynıyla karşılık veren, onları koruyup gözetmiş sayılmaz. Akrabayı koruyup gözeten kişi, kendisiyle alakayı kestikleri zaman bile, onlara iyilik etmeye devam edendir.”(Buhari, Edeb, 15)
Yine bir adam, “Ya Rasulallah, akrabamı ziyaret ediyorum onlar bana sırt çeviriyor; ben iyilik ediyorum, onlar kötülük ediyor.” deyince Efendimiz şöyle buyurmuş: “Eğer dediğin gibiyse, onlara sıcak kül yediriyorsun.(Sıcak kül yiyen bir adam, korkunç bir ıstırap çeker. Midesi yanmaya, bağırsakları kavrulmaya ve aşırı derecede susuzluk duymaya başlar. Ne kadar su içerse içsin, harareti bir türlü sönmez. Akrabasının anlayışsızlığına göz yuman, kötülüğünü iyilikle karşılayan, kabalığını bağışlayan bir kimse, ilâhî emre uymanın ve onu uygulamanın derin hazzını ve huzurunu tadarken, ona kötü davranan yakınları, yaptıklarından dolayı bir müddet sonra elem duymaya başlarlar. Bu asîl davranış karşısında ezilir, perişan olur, yerin dibine geçerler. Böyle bir duruma göre sıcak kül teşbihinin anlamı, sen onların yüzüne sıcak kül serpiyor ve yüzlerini kül rengine buluyorsun, demektir.) Bu hal üzere devam edersen, Allah seninle beraber bir yardımcı bulunduracaktır. (Müslim, Birr, 22)
Peygamber Efendimizin hayatı sıla-i rahmin müstesna örnekleriyle doludur bunlardan birkaçı:
-Sütannesi Halime’yi gördüğünde ayağa kalkar “Bu benim annemdir!” demiş, omzundaki örtüyü yere sermişti.
-Huneyn savaşında esir düşen sütkardeşi Şeyma’ya gözleri dolarak “Hoş geldin” demişti.
-Dadısı Ümmü Eymen’i sık sık ziyaret eder, kendisine “Anamdan sonra annem, benim ev halkımdan geride sağ kalan kimsedir.” diyerek iltifatta bulunmuştu.
-Bir kurban kesecek olsa muhakkak Hazret-i Hatice’nin akrabalarına da bir pay gönderirdi.
-Amcası Ebu Talib’in hanımı Fatıma hatun vefat ettiğinde “Bugün annem vefat etti” diyerek ağlamış, gömleğini ona kefen yapmış, cenaze namazını kıldırıp, kabri içinde bir müddet uzanmıştı.
-Hicretin yedinci senesinde Mekke’de kıtlık ve kuraklık baş göstermiş, Peygamber Efendimiz (s.a.v) de kendisini öz yurdundan çıkaran, dahası her fırsatta düşmanlık yapan Mekkelilerin bu haline kayıtsız kalmamış yardım için beş yüz dinarlık bir ikramda bulunmuştu. Ayrıca Ebu Süfyan’a bol miktarda Medine hurması yollamıştı. Gösterilen bu alicenap davranış karşısında Ebu Süfyan: “Allah, kardeşimin oğlunu hayırla mükafatlandırsın! Çünkü O, akrabalık hakkını gözetti” demekten kendini alamamıştı.
- Nübüvvetten önce Ebu Talibin maddi durumu zayıf aile efradı bir hayli kalabalıktı. Bu sebeple sıkıntı içindeydi. Peygamber efendimiz, diğer amcası Hz. Abbas’a gidip:”Amcacığım biliyorsun ki kardeşin Ebu Talib’in maddi durumu zayıf, insanlar kıtlık ve açlık içinde kıvranıp duruyorlar. Haydi, Ebu Talib’in yanında gidelim onunla konuşalım oğullarından birini ben yanıma alayım diğerini sen yanına al böylece yükünü hafifletmiş oluruz!” dedi. Abbas (r.a) bu alicenap teklifi kabul etti. Gidip onunla konuştular neticede Efendimiz (s.a.v) Hz. Aliyi amcası da Caferi yanlarına aldılar. Böylece Efendimiz (s.a.v)’e risalet gelinceye kadar Hz. Ali (r.a) O’nun yanında yetişti.
İşte en güzel örneklerini Alemlere Rahmet Efendimizin hayatında gördüğümüz bu husus(sıla-i rahim) Ümmeti Muhammed’e ne güzel emsal teşkil etmektedir.
-Diğer taraftan, sıla-i rahimde bulunmak, doğrudan imanla alakalı bir hadisedir. Nitekim Rasulullah (s.a.v):
“Allah’a ve ahiret günününe iman eden kimse akrabasına iyilik etsin!..”(Buhari, Edeb, 85) ifadesinde akrabaya iyilik Allah ve ahiret inancına kayıtlanmış olması meselenin çok mühim olduğunu ortaya koymaktadır.
Değerli Müminler!
Sıla-i rahimin elbet bir takım zorlukları olabilir. Lakin ona va’dedilen mükafat, daha fazla ve daha büyüktür. Zira Rasulullah Efendimiz akraba ile ilgilenmenin mükafatlarından şöyle haber verir:
“Rızkının çoğalmasını ve ömrünün uzamasını isteyen kimse, akrabasını kollayıp gözetsin!” (Buhari, Edep 12)
Bundan daha güzeli de, sıla-i rahimin insanı Allah Teala’nın muhabbetine eriştirmesidir. Bir kudsi hadiste Allah Teala şöyle buyurur:
“...Akraba ve dostlarıyla irtibatını kesmeyenlere ve Ben’im için ziyaretleşenlere Ben’im de muhabbetim hak olmuştur. (Ahmed, 4)
Bunun da ötesinde netice olarak daha daha güzeli akrabayı gözetmek cennet kapısı olduğudur. Nitekim Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin naklettiği rivayete göre Resûlullah’a (sav.) bir adam gelir ve der ki:
(Ya Resûlallah) Beni cennete yaklaştıracak ve cehennemden uzaklaştıracak amelin ne olduğunu söyler misin? Peygamberimiz şöyle buyurur:
“– Allah’a ibadet eder, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaz, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, akrabalarına karşı iyi muamelede bulunursun. Sorusunun cevabını alan adam geri dönüp giderken Efendimiz (sav.) yanındaki ashabına:
“– Eğer bunlara sımsıkı sarılırsa cennete girer” buyurdu. (Müslim, İmân, 14)
Bunun aksine akrabalarıyla bağını keserek onlarla ilgilenmeyen kişiler için de pek çok ilahi ikaz ve tehditler varid olmuştur. Nitekim Rasulullah Efendimiz bu hususta şöyle buyurmuştur:
“Ahirette cezasını ayrıca vermekle beraber, dünyada Allah Tealanın çabucak cezalandırmasını en fazla hak eden günahlar, zulmetmek ve akrabayı ihmal etmektir.”(Ebu Davud,Edeb, 43)
“Her cuma gecesi insanoğlunun amelleri Allah’a arz olunur. Fakat akrabasıyla alakasını kesen kimselerin amelleri kabul edilmez.(Ahmed, 2.484) (Yani Cenab-ı Hak amellerine itibar etmez yüz çevirir)
“Yeryüzünde bir müslüman, Allah’tan bir şey dilerse günah bir şeyi istemediği veya akrabası ile alakasını kesmeyi arzu etmediği müddetçe Allah onun dilediğini mutlaka yerine getirir veya ona vereceği şey kadar bir kötülüğü kendisinden uzaklaştırır.” (Tirmizi, Deavat, 115)
“Akrabasıyla ilgisini kesen kimse cennete giremez.” (Buhari, Edeb, 11) (Muhtemelen burada murad ilk anda cennete girebilecekken bu ihmalden dolayı Allah Tealanın dilediği kadar geciktirmesi buda ona büyük bir ızdırab olur. Allah ve Rasülü daha iyi bilir.)
Yüce dinimiz islam ulvi bir değer ve kullar arasında rahmet bağı olan sıla-i rahimi kati bir şekilde emredip ihmalinde azabın olduğuyla ikaz ederken modern dünyamız ise gözetilmesi gereken bu yüce değer ve değerlere ne büyük bir savaş açmıştır. Modern dünyamız daha doğrusu islam’ın ulvi haslet ve değerlerinden hâli olan emperyalist dünya sistemi adeta bireyselliği kutsayarak akrabalığı, komşuluğu, kardeşlik ilişkilerini yok saymaktadır. Bireyselliği, yalnızlığı “hayatta az insan çok huzur” felsefesi gibi fasit fikirleri birer özgürlük, mutluluk ve huzur kaynağı olarak addederek dolayısıyla bir marifetmiş gibi lanse ederek yanlış düşünce ve algılar ortaya çıkararak insanın temiz dimağlarına empoze etmektedir. Malesef bugün insan anne babasına bile yabancılaşmış durumdadır. İnsan kendisini var eden bağlarından koptukça özgürleştiğini sanıyor. fakat aslında fakirleşiyor, farkında değil. Kariyer, başarı ve özgürlük adına feda edilen nice bağlar insanın dengesini bozmaktadır. İşte sılah-i rahim bu kopuşa karşı bir direniştir. Bir psikolojik şifa ve sosyolojik denge çağrısıdır. Çünkü aile bağlarını gözetmek, insana güven duygusunu, şefkati ve sadakati yeniden öğretir. İnsan evinde güvenmeyi öğrenmeden dünyada kimseye güvenemez. Çünkü insanı insan yapan sır akrabalık bağında ve bu bağa gösterdiği itinada saklıdır. Dolayısıyla akrabayı aramak, alaka kurmak, mesaj atmak, dua etmek, ziyaret etmek, irtibatı canlı tutmak yalnızlığın ve bireysellik marazının ortasında rahmeti yeniden canlandırmak ve diri tutmak icab eder.
Kıymeti Müslümanlar!
Her bir varlıkla sıhhatli bir bağ kurmanın temeli önce bizatihi insanın yaratıcısı olan Allah Teâla ile kurması gereken bağda(sıla) atılır. Bu bağların adeta içiçe geçmiş hiyerarşisi vardır. Bu hiyerarşinin zirvesi önce Cenab-ı Hak ile olan bağdır(sıla) sonrada Fahri Kâinat Efendimiz ile olan kalp-gönül sılasıdır, birlikteliğidir.
1-) Allah ile kurulması gereken sılanın temelleri “ Ben sizin Rabbiniz değilmiyim” sorusuna “ Elbette sen bizim Rabbimizsin” cevabını vererek bezm-i elestte yapılan sözleşme ile atılmıştır. İman bu bağın dünya hayatındaki bir tasdiki ve ikrarıdır. Bu bağın kopmaz bir şekilde sıhhatli olması zaruridir. Onun sıhhati tağutu inkar, Hakk’ı kabul edip yalnız Ona teslim olmakla gerçekleşir. Bu bağ
kuvvetlendikçe o artık Kur’an’ı Kerim’in ifadesiyle “el-urvetül-vuska” yani kopma ihtimali olmayan sapasağlam bir bağa dönüşür. İşte bu bağ tabir yerindeyse pergelin sabit ayağıdır. Diğer bağların sıhhati buna bağlıdır. (Bireyin anne-babası ile olan bağı, çoluk çocuğu ile olan bağı, akrabası ile olan bağı, komşusu, yakın dostu uzak dostu vs. olan bağı hep asıl olan Cenab-ı Hakla olan iman ve teslimiyet sılasına bağlıdır.) Dolayısıyla hayatın her safhasında diri ve sağlam tutulmalıdır. Bollukta ve darlıkta zorlukta ve kolaylıkta nimetlere nail olunduğunda ya da musibetlerle sınanma hallerinde bu bağ asla unutulmamalıdır. Hakikat o ki insanın hayatın med ve cezirleri karşısında savrulmamasının teminatı bu bağdır. Dolayısıyla kâinattaki her varlıkla kurulacak bağ Rahman ve Rahim olan Zücelal ile olan sıla ya bağlıdır.
2-) Allah Rasûlü (s.a.v) ile kurulması gereken sıla ki; Rabbimiz bu sılaya çok ehemmiyet atfetmiştir. Bu bağın içinde iman vardır, saygı vardır, itaat vardır, ittiba vardır, teslimiyet vardır ve muhabbet vardır. Müminler için peygamberimiz candan daha öte bir kurbiyyete sahiptir. Onun eşleri annelerimizdir, annesi annemizdir, ashabı efendilerimiz sevgililerimizdir. Ona destek olmak iman borcumuzdur. O bize istiğfar eder biz ona sâlat ederiz. Ona ahdetmek Allah’a ahdetmektir. Bu bağ asla koparılmamalıdır.
Dolayısıyla insan Allah ve Rasulu ile kurulması gereken bağı sıhhatli ve gereği gibi kurduğunda bu sıla bütün alemlere şamil olmaya başlar. Yere iyi davranmak, göğe iyi davranmak, bu ikisi arasında yaşayan ve var olan bütün canlı-cansız eşyaya rahmet nazarı üzere muamele etmek bir şuur haline gelir. Zulüm ve ifsad yaklaşımı olması gereken sıla çerçevesinin dışında kalır. İnsan bütün varlıklarla başta anne-baba, akraba, komşu, dost, kardeş, vb.olmak üzere gereken bağı sıhhatli, doğru ve gereği gibi kurabildiğinde o artık güvendedir, huzurludur, güçlüdür, mutludur, ve istikamet sahibidir. Ancak bu bağlar doğru kurulamaz ya da kesilirse önce zayıf düşer sonrada dengeyi kaybedip yok olmaya mahkum olur. Bunu iyi bilen insan ve cin şeytanları bu bağları lif fif koparıp insanı zayıf ve biçare konuma düşürmek ve onu hücre hücre yok etmek ister. Bu insan ve cin şeytanları önce insanın Allah ile bağını koparmanın yolunu ararlar, önce çekirdek aileyi özgürlük ve özgünlük bahanesiyle fertlere bölerler, parçalarlar sonrada büyük aileyi Ümmeti Muhammedi, milleti parçalamanın yolunu ararlar sonrada istedikleri gibi onların üzerlerinde hükümran olurlar. Evet sılah-i rahimin ihmali ve terki insanı, sonrasında aileyi ve sonrasında ümmeti ve sonrasında milleti lif lif birbirinden kopararak bölüp parçalar bu da neticede çok büyük fitneye kapı aralamış olur. Öyleyse insan ve cin şeytanlarının hile ve desiselerine karşı uyanık olmalı ve insanı zayi olup gitmekten korumak için bağları sıklaştırıp pekiştirmelidir.
Dini Mubini İslamın sıla-i rahimi ısrarla emretmesinde, insanların bildiği ve bilmediği pek çok hikmetler gizlidir. Bize düşen, Rabbimizin emrine can u gönülden itaat ederek akrabalık bağlarımızı kuvvetlendirmek ve mükafatını da yine O’ndan beklemektir.
Hazırlayan: Tanju REİS / Taraklı Vaizi

Facebook Yorumları