menu
HUZUR ve GÜVENİN YOLU:TEVEKKÜL
HUZUR ve GÜVENİN YOLU:TEVEKKÜL
Haftanın Vaazı.. 24.04.2026 tarihli; "Huzur ve Güvenin Yolu:Tevekkül" konulu Haftanın Vaazı sitemize yüklenmiştir..

Huzur ve Güvenin Yolu:Tevekkül

Kıymetli Müminler

Bugün, modern dünyanın kuşatması altında yorulan ruhlarımıza bir inşirah, zihinlerimize bir pusula arıyoruz.  İmanın tadı, ruhun sükûnet kapısı olan tevekkül bu inşirahı ve pusulayı bizlere sağlamaktadır.

Tevekkül, kelime anlamıyla birini vekil tayin etmek, ona güvenmek demektir. Ancak hakikatte tevekkül; insanın bir hedefe ulaşmak için elinden gelen tüm maddi ve manevi çabayı gösterdikten, yani "sebeplere sarıldıktan" sonra neticeyi Allah’a bırakması, O’nun takdirine gönül huzuruyla razı olmasıdır.

Tevekkül, zannedildiği gibi pasif bir bekleyiş, bir kenara çekilip atalet içinde oturmak değildir. Bilakis tevekkül, en büyük aktifliktir. Hakiki mümin, devesini sağlam kazığa bağlayan ama düğüme değil, Düğümü Attırana güvenendir.

 Nitekim Yüce Rabbimiz, فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ

"Kararını verdiğin zaman artık Allah’a dayanıp güven; çünkü Allah kendine dayanıp güvenenleri sever" (Âl-i İmrân, 159) buyurarak, tevekkülün "azim ve karar"dan, yani bir eylemden sonra geldiğini bizlere ihtar etmektedir. 

Bu şuurla hareket edenler,

إِن يَنصُرْكُمُ اللّهُ فَلاَ غَالِبَ لَكُمْ وَإِن يَخْذُلْكُمْ فَمَن ذَا الَّذِي يَنصُرُكُم مِّن بَعْدِهِ وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكِّلِ الْمُؤْمِنُونَ

 "Eğer Allah size yardım ederse, size galip gelecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler ancak Allah’a tevekkül etsinler" (Âl-i İmrân, 160) ayetinin gölgesinde, dünyanın tüm orduları üzerlerine gelse dahi sarsılmaz bir kale gibi ayakta dururlar. Çünkü onlar bilirler ki; "Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter" (Talâk, 3). Ayetini gönüllerine yerleştirmişlerdir.

Tevekkülü yanlış anlayanlar ise tedbiri terk ederek cehalete düşerler. "Kaderim neyse o olur" diyerek sınavına çalışmayan öğrenci, tarlasını sürmeyen çiftçi veya ilacını içmeyen hasta tevekkül sarılmış değil, sadece tembelliğini kutsallaştırmış olur.

 Oysa Sevgili Peygamberimiz (sav), bu kavramı hayatının her anında bir denge unsuru olarak yaşamıştır. Bir bedevi devesini bağlamadan mescide girdiğinde Efendimiz (sav) ona; "Önce bağla, sonra tevekkül et!" (Tirmizî) buyurarak bu dengenin sınırlarını çizmiştir. 

Yine O (sav), "Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabahleyin aç çıkıp akşam tok dönen kuşlar gibi rızıklandırılırdınız" (Tirmizî) buyururken, kuşların yuvalarında oturmadığını, kanat çırparak rızık peşinde koştuğunu bizlere hatırlatmıştır. Bu gayret, müminin 

وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى

"İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır" (Necm, 39) ayetine olan sadakatidir.

Peygamberlerin hayatları, tevekkülün nasıl bir mucizeye dönüştüğünün eşsiz sahneleriyle doludur. Hz. İbrahim (as) ateşe atılacağı sırada, kainatın tüm sebepleri aleyhine dönmüşken, meleklere bile ihtiyaç duymadan "Rabbimin durumumu bilmesi bana yeter!" demiştir. Bu teslimiyet karşısında ateş, gül bahçesine dönmüştür. Zira o, "Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a tevekkül et!" (Furkân, 58) emrine tam bir sadakatle uymuştur. 

Hz. Musa (as), arkasında Firavun’un ordusu, önünde ise geçit vermez Kızıldeniz varken kavminin "Yakalandık!" feryatlarına karşı, zerre sarsılmadan: "Asla! Rabbim benimledir, O bana bir yol gösterecektir" demiştir. Bu iman, denizi yararak bir kurtuluş yolu açmıştır. Çünkü mümin, "Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir... O’na tevekkül et!" (Hûd, 123) hakikatine ram olmuştur.

İbrahim (as), eşi Hacer’i ve bebek İsmail’i ıssız bir vadiye bıraktığında Hacer sordu: "Bizi burada bırakmanı Allah mı emretti?" Hz. İbrahim "Evet" deyince, Hacer’in cevabı tarihe kazındı: "Öyleyse Allah bizi zayi etmez!" Bu tevekkül, çölün ortasından kıyamete kadar akacak olan Zemzem’i fışkırtmıştır.

Hicret esnasında Sevr Mağarası’nda müşriklerin ayak sesleri duyulurken Hz. Ebubekir endişelenir. Efendimiz (sav) büyük bir sükûnetle şöyle der: "Üzülme, Allah bizimle beraberdir. Üçüncüleri Allah olan iki kişiyi sen ne sanıyorsun?"

Tevekkülün zirvelerinde yaşayan gönül ehli zatlardan biri olan sarayları terk eden İbrahim Edhem, bir gün çölde bir kuşun, kanadı kırık başka bir kuşa ağzıyla yemek taşıdığını görür. "Rabbim bir kuşu diğeriyle rızıklandırıyorsa, ben neden bu kadar telaş ediyorum?" der ve tevekkülün derinliğine dalar.

Şakik-i Belhi bir kıtlık zamanında herkesin yüzü asıkken bir kölenin neşeyle şarkı söylediğini görür. "Herkes açlıktan kırılıyor, sen neden bu kadar mutlusun?" diye sorar. Köle der ki: "Benim efendim çok zengin, büyük ambarları var. Bana bakacağına söz verdi." Şakik bu cevapla sarsılır: "Bir köle, sahibi insana bu kadar güveniyorsa; ben Sahibi Allah olan bir kul olarak neden endişe ediyorum?

Günümüzde ise teknoloji ve tıp çağında tevekkül, modern insanın en büyük şifasıdır. 

Psikolojik açıdan bakıldığında; her şeyi kontrol etme hırsı, insanı anksiyete, panik atak ve tükenmişlik sendromuna sürüklemektedir. Tevekkül, bu "sahte tanrılık" iddiasından insanı kurtarır.

Kontrol İllüzyonundan Kurtulma: İnsan her şeyi kontrol edebileceğini sanır ve edemeyince çöker. Tevekkül, "Kontrol edemeyeceğim bir alan var ve orayı Allah yönetiyor" dedirterek beyni aşırı yüklenmeden kurtarır.

Depresif Ruminasyonun Önlenmesi: "Neden böyle oldu?" sorusunun yarattığı karanlık döngüyü, "Hayırlısı budur" cümlesi bıçak gibi keser.

Kortizol Seviyesinin Dengelenmesi: Sürekli stres (fight or flight) halinde olan beden, tevekkülün getirdiği teslimiyetle parasempatik sinir sistemini devreye sokar, kalp ritmi düzelir.

Anlam Arayışı ve Direnç: Travmatik olaylarda (ölüm, iflas) "Bu bir imtihandır ve sonu hayırdır" inancı, intihar riskini ve ağır depresyonu ortadan kaldırır.

 En ileri siber güvenlik önlemlerini alan bir yazılımcı veya robotik cerrahi ile milimetrik bir ameliyat gerçekleştiren bir cerrah, aslında modern dünyanın "devesini bağlamaktadır." Ancak sonucun başarısında kendi zekasını değil, "Şüphesiz Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever" (Âl-i İmrân, 159) ayetindeki o yüce Kudret’i gördüğünde, başarısızlık anında dahi yıkılmaz. 

Zira o, "Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez" (Tevbe, 51) bilinciyle stresin kortizol yüklü pençesinden kurtulur. Modern psikoterapinin "kabullenme" dediği şey, mümin için "Hasbiyallâhu lâ ilâhe illâ hûve..." (Tevbe, 129) zikriyle kainatın sahibine iltica etmektir.

Bugün, 2023 depremi gibi büyük acılarda her şeyini kaybeden ama enkazın başında "Elhamdülillah, veren de O alan da O" diyerek ayakta kalan o vakar sahibi dedenin duruşu, tevekkülün en güncel ve en edebi halidir. O amca, Efendimiz'in (sav) "Allah’ım! Sana teslim oldum, Sana iman ettim, Sana tevekkül ettim" (Buhârî) duasını bir yaşam felsefesi haline getirmiştir. 

Yine rızık kaygısıyla boğulan bir gencin, sabah "Bismillah" diyerek işine koyulması ama akşam cebindekiyle yetinip isyan etmemesi; "Kim kaygılarını teke indirirse (Allah'ın rızası), Allah onun diğer kaygılarını giderir" (İbn Mâce) hadisinin yaşayan bir tefsiridir.

Sonuç olarak; mümin, "Müminler ancak o kimselerdir ki; yanlarında Allah zikredilince kalpleri ürperir... ve yalnız Rablerine tevekkül ederler" (Enfâl, 2) ayetindeki o seçkin zümreye dahil olmaya çalışmalıdır. 

Efendimiz’in (sav) "Kaderin hayrına ve şerrine iman etmek, kaygı ve kederi giderir" (Hâkim) müjdesi, zihnimizdeki tüm düğümleri çözecek yegâne kuvvettir. 

Sebepleri birer "fiili dua" olarak yerine getirelim, ancak kalbimizi sebeplere değil, sebepleri yaratan Allah’a bağlayalım. Unutmayalım ki; deveyi bağlamak görevimiz, neticeye rıza göstermek ise iman kalitemizdir.

Rabbim bizleri, her daim "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" (Âl-i İmrân, 173) diyen ve bu sözün huzuruyla nefes alan bahtiyar kullarından eylesin.

Amin

VAAZI İNDİR

Hazırlayan: Halit IŞIK / Ferizli Vaizi

Facebook Yorumları