İÇİNİZDEN HAYRA ÇAĞIRAN BİR TOPLULUK BULUNSUN!
09 Ekim 2020 Cuma Vaazı Yayınlandı mı? "İçinizden Hayra Çağıran Bir Topluluk Bulunsun" konulu 09.10.2020 Cuma vaazı sitemize eklenmiştir.

İçinizden Hayra Çağıran, İyiliği Emredip Kötülüğü Meneden Bir Topluluk Bulunsun; Din Görevlileri

Yüce dinimiz İslam’ın gönderiliş gayesi iyiliğin yeryüzünde hâkim olması, kötülüğün ortadan kalkmasıdır.

Bütün Peygamberler, iyiliği ve güzelliği yaymak , kötülüğe karşı çıkmak ve engellemek uğrunda bütün ömürlerini geçirmişlerdir. Yani Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker “ vazifesini yapmışlardır.

Kuran-ı Kerimde Peygamberimiz sav’ in görevleri anlatılırken en başta gelen vazifesinin “İyiliği emretmek ve kötülükten menetmek" Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker olduğu ifade edilmektedir.

(الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الأمِّيَّ الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوباً عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَالإنْجِيلِ يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَاهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالأغْلالَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ فَالَّذِينَ آمَنُوا بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذِي أُنْزِلَ مَعَهُ أُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ) [الأعراف:157].

Onlar, ellerindeki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî peygambere uyarlar. Peygamber onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten meneder; yine onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını kaldırır, üzerlerindeki zincirleri çözer. O peygambere inanan, onu koruyup destekleyen, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nura uyanlar, işte bunlardır kurtuluşa erenler.” (Araf 157).

Âyette bütün peygamberler gibi Hz. Muhammed’in de (sav) en temel görevlerinden birinin “iyiliği (ma‘rûf) emretme ve kötülüklerden (münker) menetme” faaliyeti olduğu bildirilmektedir.

Peygamberimizden sonra insanlara doğru yolu kim gösterecek ve onları kim uyaracaktır?

Mescid-i Nebevide Peygamberimizin dizinin dibinde yetişen müminler, Peygamberimizden aldıkları ilim ve irfanla yüce dinimiz İslamı ulaştıkları her yere ulaştırmışlardır. İyiliği yaymak ve kötülükleri engelleme gayretiyle çalışmışlardır. Daha sonra alimlerimiz ve hocalarımız bu görevi silsile halinde bize kadar ulaştırmış ve kıyamete kadar da devam edecektir inşallah.

Bu hususta peygamberimiz sav şöyle buyurmuştur:

Alimler, peygamberlerin varisleridir. Peygamberler ne dinar ne de dirhem miras bıraktılar, ancak ilim miras bıraktılar. Şu halde o ilmi alan büyük bir pay almış demektir." (Buhari, İlm, 10; Ebû Davut, İlm, 1; Tirmizi, İlm,19; İbn Mace, Mukaddime,17).

Camiler ve din görevlileri haftasını idrak ettiğimiz şu günlerde Din Gönüllüsü hocalarımızın ve camilerin iyiliğin yaygınlaşması ve kötülüğün engellenmesi hususunda ki önemi herkesçe malumdur.

Yüce Rabbimiz bu görevi Kur’an-ı Kerimde şöyle ifade buyurmaktadır:

(ولْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ ويَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ)

İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Al-i İmran 104)

Ümmet tabiri burada “topluma önderlik edecek olan grup” anlamına gelmektedir. Yüce Allah müslümanların içinde onlara önderlik edecek, birlik ve beraberliklerini sağlayacak, onlara iyiliği emredecek, onları kötülükten sakındıracak, insanları İslâm’a çağıracak bir sosyal kontrol mekanizmasının bulunmasını istemektedir.

Müfessirler müslümanların böyle bir kurumu oluşturmalarının farz-ı kifâye olduğunu belirtmişlerdir. Bu görev yerine getirilmediği takdirde, görevin özelliğine göre o topluluğu meydana getiren yükümlülük çağındaki bütün müslümanlar bu ihmalden dolayı sorumlu olurlar. (Elmalılı, II, 1155).

وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ “İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” ifadesiyle kurtuluşumuzun “iyiliği emredip kötülüğü menetme” vazifesini yerine getirmemize bağlı olduğunu anlamaktayız.

İyiliği Yayma Kötülük Engelleme Vazifesi Genel Manada Bütün Müminlerin Vazifesidir:

Müminler birbirinin kardeşidirler. Elbette kardeş kardeşi uyaracak ve ona doğru yolu gösterecektir. Allah Teâla bu hususu hatırlatarak şöyle buyuruyor:

(وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُولَئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ)

Müminlerin erkekleri de kadınları da birbirlerinin velîleridir; iyiliği teşvik eder, kötülükten alıkoyarlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve resulüne itaat ederler. İşte onları Allah merhametiyle kuşatacaktır. Kuşkusuz Allah mutlak güç ve hikmet sahibidir.” (Tevbe 71)

Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

عن أَبي سعيدٍ الخُدْريِّ رضي اللَّه عنه قال : سمِعْتُ رسُولَ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يقُولُ : « مَنْ رَأَى مِنْكُم مُنْكراً فَلْيغيِّرْهُ بِيَدهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطعْ فبِلِسَانِهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبقَلبهِ وَذَلَكَ أَضْعَفُ الإِيمانِ » رواه مسلم

"Sizden biriniz çirkin bir iş görürse, onu eliyle değiştirsin; eğer buna gücü yetmezse, diliyle uyarsın; buna da gücü yetmezse, kalbiyle nefret etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir." (Müslim, Îmân 78. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17)

Peygamberimiz çirkin ve haksız bir işi gören müslümanın, buna sessiz kalmayarak tavır koymasını öğütlüyor ve bu tavrın üç şekilde olabileceğini söylüyor: Gücü yetiyorsa onu eliyle men eder. Bu görev yöneticilere aittir. Böylece kötülük önlenmiş olur. Buna gücü yetmiyorsa nasihat eder. Kötülüğün zararlarından söz eder. Bunda başarılı olursa yine kötülük önlenmiş olur. Buna da gücü yetmiyorsa o işi onaylamadığını tavırlarıyla belli eder, destek vermez. Onun bu tavrı etkili olabilir ve kötülüğün yayılmasına engel olur.

En Hayırlı Toplum Olmanın Şartlarındandır

Hayırlı bir toplum ve ümmet olmanın temel şartlarından birisinin de İyiliği emretme ve kötülükten menetmeye bağlı olduğu ayeti kerimede şöyle ifade edilmiştir:

كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَوْ آمَنَ أَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْ مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ

Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah’a inanırsınız. Ehl-i kitap da inanmış olsalardı elbette onlar için hayırlı olurdu; içlerinden inananlar da var, fakat çoğu yoldan çıkmıştır.”(Ali İmran,110)

Bu âyetlerde anlatılan vasıfların en hayırlı ümmetin belirgin vasıfları olduğunda şüphe yoktur. Gerçek müminler de bu vasıfları taşımaktadırlar. Bu sebeple Allah, insanlığı hakka davet gibi önemli ve şerefli bir görevi onlara vermiştir. Bu görev daha önce İsrâiloğulları’na verilmişti. Ancak onlar zamanla bozulmuşlar, bu sebeple başarısızlığa uğramışlar ve bu emaneti koruma liyakatini kaybetmişlerdir.

O halde müslümanlar, kendilerine verilmiş olan bu şerefli görevin sorumluluğunun bilincinde olmalı ve öncekilerin düştükleri hatalara düşmemelidirler. Âyette belirtilen vasıfları koruyamaz, verilen görevleri yerine getirmezlerse en hayırlı ümmet olma şerefini de yitirirler. Nitekim uzun zamandan beri müslümanlar imanlarının gereğini yerine getirmedikleri için insanlığa rehber olma liyakatini de gösterememişlerdir.

Hatta İslâm dünyasının büyük bir çoğunluğu XIX. asır boyunca ve XX. asrın ilk yarısında bağımsızlığını dahi yitirmiş ve gayri müslim milletlerin boyunduruğu altına girmiştir. Onların tekrar üstün konuma gelmeleri ise âyette ifade ve işaret buyurulduğu üzere, imanda, amelde, ahlâkta, ilim ve uygarlıkta ilerleyerek bu konumu hak etmelerine bağlıdır. (Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 651-652)

Kurtuluş Gemisidir

Toplumlarda ahlâkî değerlerin erozyona uğraması ve ahlâkın çökmesi mâhşerî vicdanda duyarlılığın azalma eğilimi göstermesi ile yakından ilgilidir. Bu da bireylerin kötülükler karşısında rahatsızlık duymama alışkanlığı kazanmaya başlamasıyla olur. Kısa sürede bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan bu alışkanlık toplumsal refleksleri dumura uğratır.

Abdullah b. Mes‘ûd’un rivayetine göre Resûlullah sav, İsrâiloğulları arasında kötü davranışların yaygınlaşmaya başlamasını şöyle tasvir etmiştir:

Bir kimse günah işleyen birine rastladığında ona “Allah’tan kork! Bu işi yapma, sana helâl değildir” der, ertesi gün onu aynı halde görse de onunla birlikte oturabilmek ve yiyip içebilmek için artık ikaz etmezdi. Hepsi böyle yapar hale gelince Allah onların kalplerini de (ahlâk ve duygularını da) birbirine uygun hale getirdi. Rivayete göre Hz. Peygamber bu açıklamayı takiben

كَانُوا لَا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُۜ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَİşledikleri kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmıyorlardı. Yaptıkları ne fena idi!” (Maide 79) âyetini okumuş sonra şöyle buyurmuştur: “Aman dikkat edin! Allah’a andolsun sizler de ya iyiliği emredip kötülükten sakındırır ve zalime zulmünden vazgeçinceye kadar baskı yaparsınız ya da Allah sizin de kalplerinizi birbirine benzetir, onlara lânet ettiği gibi size de lânet eder” Taberî, IV, 318-319; Tirmizî, “Tefsîr”, 6 ; Ebû Dâvûd, “Melâhim”, 17; İbn Mâce, “Fiten”, 20). Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 322-323

bu hussta yine Peygamberimiz sav buyuruyorlar ki:

عن النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآله وسَلَّمَ قَالَ: «مَثَلُ القَائِمِ عَلَى حُدُودِ اللهِ وَالوَاقِعِ فِيهَا، كَمَثَلِ قَوْمٍ اسْتَهَمُوا عَلَى سَفِينَةٍ، فَأَصَابَ بَعْضُهُمْ أَعْلاَهَا وَبَعْضُهُمْ أَسْفَلَهَا، فَكَانَ الَّذِينَ فِي أَسْفَلِهَا إِذَا اسْتَقَوْا مِنَ المَاءِ مَرُّوا عَلَى مَنْ فَوْقَهُمْ، فَقَالُوا: لَوْ أَنَّا خَرَقْنَا فِي نَصِيبِنَا خَرْقًا وَلَمْ نُؤْذِ مَنْ فَوْقَنَا، فَإِنْ يَتْرُكُوهُمْ وَمَا أَرَادُوا هَلَكُوا جَمِيعًا، وَإِنْ أَخَذُوا عَلَى أَيْدِيهِمْ نَجَوْا، وَنَجَوْا جَمِيعًا» رواه البخاري

Allah’ın emirlerine uyanlarla uymayanların durumu, bir gemi için kura çekenlere benzer. Bir bölümü geminin üst kısmına düşmüş, diğerleri de alt kısmına düşmüştür. Alt kısımda kalanlar, su ihtiyacı olduğu zaman üst güverteye çıkıp su ihtiyacını gidermektedirler. Onlar şöyle derler: ‘Bizim bölümden bir delik delelim de üsttekilere eziyet etmeyelim.’ Eğer üsttekiler, onlara ilişmez de serbest bırakırsa, hepsi helâk olur. Ellerinden tutup engel olurlarsa onlar da kurtulur, kendileri de.” (Buhari)

Kıssamıza ve aktarmış olduğumuz hadise baktığımızda anlıyoruz ki gemi delindiği zaman yani haddi aşıp meşru yoldan uzaklaşıldığında zarar görecek olanlar, sadece gemiyi delenler değil, geminin içerisindeki herkestir. Evet, gemiyi deldirdiğimizde ilk boğulacak olanlar, gemiyi delenler olacaktır, ama öyle ya da böyle o gemideki herkes bir müddet sonra boğulacaktır. Yani, alt kısımdakiler gemiyi delerken, üst kısımdakiler bana ne diyerek sorumluluklarını üzerlerinden atmış olmazlar.

Toplumdaki yaşanan kötü olaylara, ahlaka aykırı hâdiselere şahid olduğumuz zaman görmezden gelmeyip, ayetlerin ve hadislerin emrine uyarak hepimizin dünya ve ahiret iyilik ve selameti için kötülüğü engellemeliyiz.

Edep ve Yöntem

Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker yapılırken dikkat edilmesi gereken bir takım hususlar vardır. Bunları şöyle sırlayabiliriz.

  1. Niyyet halis olmalıdır. “Allahın bir emrini Allah rızası için yapıyorum” düşüncesinde olmalıdır.

  2. Neticeyi Allahtan bilmek gerekir. Bu husus halis niyetin tamamlayıcısı niteliğindedir.

Bu husus Kuran-ı Kerimde şöyle ifade edilmiştir:

قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَرَزَقَن۪ي مِنْهُ رِزْقًا حَسَنًاۜ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ اُخَالِفَكُمْ اِلٰى مَٓا اَنْهٰيكُمْ عَنْهُۜ اِنْ اُر۪يدُ اِلَّا الْاِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُۜ وَمَا تَوْف۪يق۪ٓي اِلَّا بِاللّٰهِۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ

Şu’ayb, şöyle dedi: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!. Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.” (Hud 11)

  1. Hikmet ve Güzel öğüt İslam davet metodunun temelini oluşturmaktadır.

Bu husus Kuran-ı Kerimde Şöyle geçmektedir.

اُدْعُ اِلٰى سَب۪يلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ

Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle tartış. Kuşkusuz senin rabbin, yolundan sapanların kim olduğunu en iyi bilendir; O, doğru yolda bulunanları da çok iyi bilir. (Nahl, 125)

Münafıklar Kötülüğün Yayılması için Çalışır

Tevbe süresi 67. Ayette Müminlerin tam tersi bir durumda olan münafıkların kötülüğü yayıp iyiliği engelledikleri bildirilmektedir.

اَلْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍۢ يَأْمُرُونَ بِالْمُنْكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ اَيْدِيَهُمْۜ نَسُوا اللّٰهَ فَنَسِيَهُمْۜ اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ:

Erkeğiyle kadınıyla münafıklar birbirine benzer; kötülüğü özendirip iyiliği engellerler, hayır için harcamaya elleri varmaz. Onlar Allah’ı umursamadılar, O da onları kendi hallerine bıraktı. Gerçek şu ki münafıklar günaha batmış kimselerdir.” (Tevbe 67)

İkiyüzlü davranan kimselere hâkim olan özellik, kötülükleri körükleyip iyilikten alıkoymak iken yürekten inananların temel vasfı iyiliği özendirmek, kötülükten vazgeçirmeye çalışmaktır.

Muhterem Müminler!

Günümüz dünyasına baktığımızda gerçekten ayet-i kerimenin ifade ettiği gerçekleri görmekteyiz. Münafıklar, fasıklar, kâfirler ve şeytanın aveneleri bütün yeryüzünde kötülüğün yayılması, ahlakın bozulması din ve imanın kaldırılması için her imkânı kullanıyorlar. Gece gündüz demeden olan ca güçleriyle çalışıyorlar.

Buna karşın bizler müminler olarak ulvi hedefleri olan, ilimle donanmış, ilmiyle amel eden şuurlu dava insanları olup, emanet olarak taşıdığımız bu yüce değerleri ve hak davamızı kendimizden başlayarak, ailemize, yakınlarımıza ve ulaşabildiğimiz her yere ve herkese ulaştırmalıyız.

Bilmeliyiz ki hak gelirse batıl, iyilik gelirse kötülük, nur gelince karanlık o yerde barınamaz, yok olup gider. Hepimiz iyiliğin elçileri olma niyeti ve gayreti içinde olalım.

Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ettim. O, yüce Arş’ın sahibidir.”(Tevbe 129)

İsmail ÇAYLAK

Adapazarı İlçe Vaizi

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları