menu
ÇAĞIMIZIN ENGELLİLERİ!
ÇAĞIMIZIN ENGELLİLERİ!
Haftanın vaazı.. 01.12.2023 tarihli "Çağımızın Engellileri" konulu haftanın vaazı sitemize yüklenmiştir.

Çağımızın Engellileri!

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يم

وَمَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُواْ كَمَثَلِ الَّذِي يَنْعِقُ بِمَا لاَ يَسْمَعُ إِلاَّ دُعَاء وَنِدَاء صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ

“İnkarcılara seslenenin durumu, bağırıp  çağırmadan başka bir şey işitmeyen hayvana haykıran çobanın durumuna benzer. Onlar sağır, dilsiz ve kördürler;  çünkü onlar düşünmezler.” (Bakara, 2/171)

Değerli Müslümanlar!

 İster sağlıklı ister engelli olsun her insan, Allah’ın yeryüzünde yarattığı en kıymetli ve en değerli  varlığıdır.

 Yüce Allah, insanları servetleri, ırkları, renkleri, cinsiyetleri, dilleri, nesepleri, fizyolojik yapıları, engelli veya sağlıklı oluşları açısından değerlendirmez. Onları iman, salih amel, güzel ahlak, ibadet ve itaatleri veya inkâr, şirk, nifak, isyan ve kötü davranışları açısından değerlendirir.

اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْؕ اِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ خَبٖيرٌ 

“Allah katında en üstün olanınız en muttaki olanınızdır.” (Hucürat, 49/13) anlamındaki ayet ile,

 إِنَّ اللهَ لَا ينظرُ إلى صُوَرِكُمْ وَأمْوالِكُمْ ، ولكنْ ينظرُ إلى قلوبِكم وأعمالِكم

“Allah sizin suretlerinize ve servetlerinize bakmaz. Fakat kalplerinize ve amellerinize bakar” (Müslim, Birr, 34) anlamındaki hadis bu gerçeği ifade eder. 

Muhterem Müslümanlar!

Kur’an-ı Kerim’de fiziksel ve  mecazi anlamda engellikten  bahsedilir.  Engelliler ile ilgili ayetlerin büyük çoğunluğu mecazi anlam ifade eder. Fiziksel anlamda engellilik ile  ilgili ayetlerin sayısı oldukça azdır.

Yüce Kitabımızda, fiziksel anlamda çeşitli musibetlere maruz kalan peygamberlerden söz edilir, bu sıkıntılar karşısında metanet ve sabır göstermelerinden dolayı örnek olarak övgüyle zikredilirler.

Mecazi anlamda engellilik; iman etmeyen insanların ilahi gerçekleri anlamamaları, görmemeleri, duymamaları ve konuşmamaları bağlamında geçer.

Ahiret hayatında görme, duyma ve konuşma engelli olmak; hakiki anlamda kafirler için gerçekten kör, sağır, dilsiz olmaları, kendilerini sevindirecek şeyleri görememeleri, duyamamaları, delil ile konuşamamalarını ifade eder.

Allah Teâlâ,  Kerim Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de , inkâr edip isyan eden kafirleri kör ve sağır insanlara, iman edip salih amel işleyen  müminleri ise işiten ve gören insanlara benzetir ve bunların eşit olmayacağını şöyle ifade eder:

مَثَلُ الْفَرِيقَيْنِ كَالأَعْمَى وَالأَصَمِّ وَالْبَصِيرِ وَالسَّمِيعِ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلاً أَفَلاَ تَذَكَّرُونَ

“Bu iki grubun durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimsenin durumuna benzer. Bunlar eşit olur mu? Hâlâ ibret almıyor musunuz? (Hûd, 11/24)

 Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s) “Bir şeyi (aşırı) sevmen, kör ve sağır eder!”  (Ahmed, V,194,VI.450) hadisinde, “kör, sağır ve dilsiz” kelimelerini mecazi anlamda kullanmış,  hiçbir engelliyi bu kelimelerle vasıflamamıştır. Yine Efendimiz (s.a.v.) insanları fiziksel özellikleriyle  aşağılanmasına karşı çıkmıştır.

Değerli Mü’minler!

Engelli kavramını sadece fiziksel, zihinsel ve mecazi anlamda ele almak yeterli değildir. Bugün insanlık âlemi olarak en büyük sıkıntılarımızdan biri; merhamet, şefkat, adalet, vicdan, hoşgörü ve insaf engellisi olmamızdır. Yani bu güzel hasletlerden uzak olmamızdır.

 Peygamberimiz (s.a.v)’in en belirgin özeliği, onun merhamet ve şefkat elçisi olmasıdır. Hz. Peygamber (s.a.v), rahmete, merhamete, şefkate,  adalete, hoşgörüye engel olan şeyleri ortadan kaldırmak için gönderilmiştir. Bu konuda Yüce Allah Enbiya Süresinin 107.ayetinde şöyle buyurmaktadır:

 وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ

“Ey Muhammed, biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” 

Hz. Muhammed (s.a.v.) bütün insanlığa gönderilmiş bir peygamber, dolayısıyla âlemlere rahmettir. Âlemlere rahmet olmasının bir sonucu olarak insanlara birbirlerini, hayvanları, bitkileri sevmeyi, ekolojik dengeyi korumayı tavsiye etmiştir. İnsanlara kurtuluş ve mutluluğa erme yollarını öğreten yine odur. Onun vasıtasıyla insanlar dünya ve ahiret hayatı bakımından birçok iyilik elde etme imkânı bulmuşlardır.

Peygamber Efendimiz (s.av.) geldiği zaman insanlık onuru çiğneniyor, insanlar tanrı diye elleriyle yaptıkları putlara tapıyor, kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyorlardı. Yüce Allah Tekvir süresinin 8 ve 9. ayetlerinde bu büyük cürümü şöyle anlatıyor: 

وَإِذَا الْمَوْؤُودَةُ سُئِلَتْ بِأَيِّ ذَنبٍ قُتِلَتْ

 “Diri diri gömülen kıza hangi suçundan dolayı öldürüldüğü sorulduğunda” 

Cahiliye döneminde –nadir de görülse- bazı Araplar kız çocuğunun olmasından dolayı utanç duydukları (Nahl 16/58-59), bazıları da büyütüp beslemede sıkıntı çekmekten endişe ettikleri için (En’am 6/151; İsra 17/31) onları diri diri toprağa gömerlerdi. İşte ahirette sorgulama başladığında bu katiller öldürdükleri kızlarıyla birlikte mahkemeye getirilecek ve hesaba çekileceklerdir.

Yüce Allah insanları bu batıl inançların kıskacından kurtarmak, onları düşüncede, inançta ve toplumsal hayatta özgürlüğe kavuşturmak, rahmete, merhamete, şefkate engel durumları ortadan kaldırmak amacıyla âlemlere rahmet, son peygamber Hz. Muhammed Mustafa’yı elçi olarak göndermiştir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) getirdiği dini ve ahlaki prensipler sebebiyle insanlık için rahmet olmuştur. Bir hadi-i şeriflerinde;

“Ben bir rahmet ve hidayet rehberiyim” buyurmuştur; (Dârimi, Sünen, “Mukaddime”, 3). Müşriklere beddua etmesini teklif edenlere, “Ben lanetçi olarak değil, âlemlere rahmet olarak gönderildim” diye cevap vererek beddua etmeyi reddetmiştir. (Müslim, “Birr”, 87)

Kıymetli Müslümanlar!

Merhametli, şefkatli Nebi (s.a.v),”…Yeryüzündekilere merhamet edin ki, Allah da size merhamet etsin.” (Ebû Davüd, Edeb, 58; Tirmizi, Birr,16) buyurarak, merhametin kapsamının çok geniş olduğunu ifade etmiştir. Bu itibarla merhamet duygusunu, insanlara, müminlere, iyi kimselere veya fakirlere gösterilen merhamet diye kayıtlamamıştır. Mahlûkata karşı merhamet, kalbin rikkati ve inceliğidir. Kalpteki bu yumuşaklık ise imanın alametidir.

Bir savaş esnasında birkaç çocuk çarpışan iki taraf arasında kalmış ve ölmüşlerdi.  Hz. Muhammed (s.a.v.), bundan haberdar olduğu zaman büyük üzüntü duymuştu. Askerler Peygamberimizin üzüldüğünü görünce:

-Ey Allah’ın Resulü, neden bu kadar üzülüyorsunuz, bunlar nihayet müşrik çocukları değil mi? dediler. Rahmet peygamberi:

“Bu çocuklar müşrik çocukları da olsa  insandır. Çocuk oldukları için günahları da yoktur. Dikkat ediniz, kesinlikle çocuk öldürmeyiniz. Her can Allah’ın fıtratına göre yaratılmıştır” (İslam Tarihi, Saadet, c.2, s.982) Asrı buyurarak, merhamete engel olan bakış tarzlarını ortadan kaldırmıştır.

Kardeşlerim!

Rahmet Elçisi (s.av), kin, nefret ve intikamla dolu, değer ölçülerini yitirmiş, yollarını şaşırmış, gönülleri kararmış, ahlak bağları tamamen çözülmüş, aşağıların aşağısına yuvarlanmış olan Cahiliye toplumunun rahmet, şefkat, sevgi, muhabbet toplumu olmasının önündeki engelleri kaldırarak onları rahmet ve merhamet toplumuna dönüştürmüştür.

  Üzülerek ifade edeyim ki  insanlık  cahiliye dönemi yaşantısına geri dönmektedir. Bugün dünya,  haktan, hakikatten, adaletten, sadakatten, merhametten, şefkatten, hoşgörüden hızla uzaklaşmaktadır. Şefkat, merhamet, adalet, vicdan engellisi bir dünya haline dönüşmeye başladık.

Sosyal hayatımız bozuluyor, ahlak bağlarımız çözülüyor, akrabalık bağlarımız zayıflıyor, gönüllerimiz kararıyor, merhamet ve şefkat, sevgi muhabbet, hoşgörü kalplerimizden siliniyor, hayır ve fazilet değerlerimizi yitiriyor, Allah’a giden yoldan hızla uzaklaşıyoruz.

Değerli Müminler!

Bugün Doğu Türkistan’da, Myanmar’da, Arakan ’da, Bosna’da, Suriye’de, Irak’ta  özellikle Filistin’de, Gazze’de dünyanın daha birçok yerinde yaşanan amansız zulümler, yürekleri burkan şiddet, oluk oluk akan kan, dinmeyen gözyaşı, yitirilen umutlar, heba olan hayatlar insanlığı cahiliye girdabına doğru hızla çekmektedir. Merhamet, şefkat ve hoşgörü engelli  sevgi ve adalet engelli, ahlak  ve  vicdan engelli bir dünyaya doğru hızla yol almaktayız.

Kıymetli Kardeşlerim!

Filistin-Gazze üzerinde ayrı bir parantez açmak istiyorum. Bugün Filistin’de-Gazze’de insanlık tarihinin en büyük zulümlerinden biri yaşanmaktadır. Masum, günahsız bebekler, çocuklar, kadınlar, yaşlılar hunharca katledilmektedir. Evler, camiler, okullar, hastaneler zalim, gaddar, kindar, ırkçı Siyonistler tarafından yasaklı fosfor bombalarıyla acımasızca bombalanmaktadır. Bütün dünyanın gözü önünde insanlık suçu ve soykırım işlenmektedir. Binlerce masum can verirken dünyayı yaşanmaz hale getiren süper güçlerin insaf ve vicdan engelli yöneticileri  bu soykırımı  seyretmekte.

 Gazze’de ve Batı Şeria’da masum bebekler, çocuklar, kadınlar ve yaşlılar değil,  aslında  buna seyirci kalan insanlık öldü .Gazze’de işlenen vahşet ve soykırım karşısında hiçbir şey yapamayan insanlığın vicdanı da öldü. Bu katliam, vahşet, soykırımdan sonra vicdan engellisi bir dünyaya dönüştük. Bu arada şu gerçeği ifade etmeden geçmeyeceğim: Bu zulme, katliama, soykırıma baştan beri destek vermeyen, tepki gösteren, susmayan, İsrail mallarını boykot eden, yönetimlerinin baskılarına rağmen meydanlarda hakkı haykırmaktan geri durmayan, ırkçı Siyonistlerin baskılarına karşı dik duran, bütün imkânlarıyla Gazzeli kardeşlerimizin yanında duran, vicdanının sesini dinleyen, vicdan engellisi olmayan herkesi takdir ediyorum.

Aziz Cemaat!

Halkı Müslüman olan ülkelerin işbirlikçi liderleri sessizliğini korurken, dünyanın gözleri önünde Gazze’de vahşet, soykırım devam ederken, katil Siyonist bir Haham  bir yayında şu kan dondurucu ifadeleri kullanıyor:

“Tanrı bize çocukları öldürmemizi emrediyor. Kutsal metinlerimiz bize savaştayken hayatta olan hiç kimseyi kadın-çocuk ayırt etmeksizin öldürme talimatını verir” diyerek, din anlayışlarının, vicdanlarının, merhamet ve şefkatlerinin ne kadar engelli olduğunu ortaya çıkarmış oldu. 

Aziz kardeşlerim;  Bir savaş esnasında iki ordu arasında kalıp ölen birkaç müşrik çocuğu için Rahmet Peygamberi’nin (s.a.v) ne kadar üzüldüğünü ifade etmiştik. Bugün Gazze’de binlerce masum bebek, çocuk fosfor bombalarıyla vahşice  katledilirken katil Siyonist liderlerinin ve onlara destek verenlerin bu katliamları İsrail’in kendini savunma hakkı var bahanesine sığınarak savunmaları ne kadar da  vicdandan, merhametten yoksun olduklarını, ne derece vicdan, merhamet ve şetkat engellisi olduklarını ispat eder niteliktedir.

Muhterem Müslümanlar!

Gazze’de ve dünyanın bir çok yerinde acımasızca katledilen masum bebekler, çocuklar, kadınlar ve onları gaddarca katleden katiller Allah’ın huzurunda mahkemeye çıkıp, Rabbimizin onlara:

وَإِذَا الْمَوْؤُودَةُ سُئِلَتْ بِأَيِّ ذَنبٍ قُتِلَتْ

 “Diri diri gömülen kıza hangi suçundan dolayı öldürüldüğü sorulduğunda” (Tekvir, 81/8-9)

“Bu masum bebekleri, çcukları, kadınları, yaşlıları hangi suçlarından dolayı vahşice katlettiniz, üzerlerine bombaları niçin yağdırdınız?” diye sorduğu zaman bu katiller sürüsü ve onlara destek verenler nasıl cevap verecekler, hangi mazeretleri ileri sürecekler merak ediyorum.

Muhterem Kardeşlerim!

Bu katil sürüsünün ve onlara destek verenlerin içinde bulundukları psikolojik durumu A’raf süresinin 179. ayet-i kerimesi çok güzel   tasvir ediyor:

Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.  (A’raf,7/179)

Bu zalimlerin içinde bulundukları halet-i ruhiyeyi ele alan bir başka ayette ise ;

وَقَالُواْ قُلُوبُنَا غُلْفٌ بَل لَّعَنَهُمُ اللَّه بِكُفْرِهِمْ فَقَلِيلاً مَّا يُؤْمِنُونَ

Yahudiler “Kalplerimiz perdelidir!” dediler. Aksine, inkarları sebebiyle Allah onlara lanet etmiştir; o yüzden çok az inanırlar.” (Bakara,2/88)

Kardeşlerim; bu ayet-i Kerime’nin inmesine neden olan Medineli Yahudiler ile tarihin diğer dönemlerinde yaşamış olan ve bugünkü Yahudilerin ortak halet-i ruhiyesi şudur:

“Allah’ın emirlerine isyan etmek, peygamberlerine karşı çıkmak, yeryüzünde fitne ve fesat çıkarmak, haksız yere kan dökmektir. Bu kötü hasletleri sebebiyle Allah’ın rahmetinden mahrum olmaları, yani rahmet ve merhamet engellisi olmalarıdır.”

Muhterem Kardeşlerim!

Yahudiler dün olduğu gibi bugün de kendi karakterlerine uygun hareket ediyorlar. Rahmet, merhamet, şefkat engellisi olduklarını, bu güzel hasletlerden uzak olduklarını ortaya koyuyorlar. 

Peki, Gazze’de bunca vahşet, katliam ve soykırıma rağmen, Kabe-i Muazzama’nın, Mescid-i Haram’ın, Mescid-i Nebevi’nin, Ravza-i Mütahhara’nın bulunduğu Suudi Arabistan’da “Riyad Sezonu” isimli dünyanın en büyük müzik eğlence festivali düzenlenip, yüzbinlece kişinin bu festivale katılıp eğlenmesine  ne demeli, bu rezilliği nasıl okumalıyız?

Yüce Allah Hucürat süresinin 10. ayet-i celilesinde “ Müminler ancak ve ancak kardeştirler” buyuruyor.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) de; “Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte müminlerin misali, bir beden misalidir. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar” buyuruyor. ( Riyazü’s- Salihin, II, 180).

Bir başka hadisinde ise Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz... “buyuruyor. (Riyazü’s-Salihin,II,194)

Kardeşlerim; Gazze’de her gün başlarına bomba yağıp hunharca katledilenler bizim kardeşimiz değil mi? Onlar sıkıntı içerisinde, aç ve susuz iken, şiddetin her türlüsüne reva görülürken, baskı ve şiddetle vatanlarından koparılırken, insan hakları, çocuk hakları, eğitim hakları gibi en temel haklardan mahrum bırakılırken, nasıl olur da bir başka İslam ülkesinde eğlence festivali düzenlenip Müslümanlar doyasıya eğlenebilir?

Bir Müslüman nasıl olur da bu kadar rahmetten, merhametten, şefkatten mahrum kalabilir? Peygamberimiz (s.a.v.), alemlere rahmet olarak gönderilirken, nasıl olur da onun ümmeti olduğunu iddia edenler rahmet ve merhamet engelli olabilir, nasıl olur anlamak mümkün değil! 

Burada Sezai Karakoç’un şu güzel sözünü söylemeden geçmeyeceğim; “Kardeşiz demek yetmez. Habil misin yoksa Kâbil mi? Onu netleştirmek lazım.”

Kıymetli Müminler! 

Ne yazık ki bugün insanlık olarak rahmet, şefkat ve merhametten yoksun bir dönemde yaşıyoruz. Ailelerimizde, sokak ve caddelerimizde, işyerlerimizde, trafikte kısacası gündelik hayatın her alanında kin, nefret, intikam ve şiddet eksik olmuyor. Rahmet ve merhamet engellisi bir dünyaya dönüştük. Rahmet Peygamberinin (s.a.v) hikmet, merhamet, vicdan, adalet, hak ve hakikat yüklü çağrılarına çok ihtiyacımız var.  Rabim bizleri rahmetinden ve merhametinden mahrum eylemesin. Rahmet ve merhamet engelli  eylemesin. Amin

VAAZI İNDİR

HAZIRLAYAN: EKREM  ÇAKMAK  /SAKARYA İL VAİZİ

Facebook Yorumları