menu
MİRAÇ KANDİLİ
MİRAÇ KANDİLİ
Miraç Kandili Vaazı.. 17.02.2023 tarihli; "Miraç Kandili" konulu vaaz sitemize yüklenmiştir.

Miraç Kandili

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

 سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

“Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (İsra, 17/1)

Öncelikle ülkemizde 6 Şubat'ta 04.17'de Kahramanmaraş Pazarcık'ta 7.7 ve Aynı gün Elbistan'da da saat 13.24'te 7.6 büyüklüğünde meydana gelen, 11 ilimizi içine alan yaklaşık 13-14 milyon kişiyi doğrudan etkileyen ve 10 binlerce kardeşimizin ölümüne sebebiyet veren depremin üpertici ikliminde, kayıplarımızın acısının yüreklerimizi dağladığı bir zaman diliminde bulunuyoruz. Bu acılarla yeni bir Miraç kandiline ulaşmış bulunmaktayız. Öncelikle vaazımıza başlarken aramızdan ayrılan kardeşlerimiz için Yüce Rabbimizden merhamet, mağfiret; yakınlarına ise sabırlar diliyoruz. Tüm memleketimizin başı sağ olsun.

Değerli mü’minler!

Ne gariptir ki idrak edeceğimiz Mi’raç Kandili, Peygamber Efendimizin de(SAV) tıpkı bu günlerimiz gibi acı ve hüzün dolu günlerinde vuku’ bulmuştur. Çünkü Peygamber Efendimiz (SAV), sevgili eşi Hz. Hatice’yi (r. anha) ve İslam davasına destek olan amcası Ebu Talib’i kaybetmişti. Mü’minlere karşı Müşriklerin eza ve cefaları son safhaya ulaşmıştı. Tüm inanalar sığınılacak huzurlu bir sığınak arıyorlardı. Bir ümit diye Hz. Peygamber Efendimiz (SAV) Taif’e gitmiş, oradan da dövülerek- sövülerek, taşlanarak kovulmuştu. Yaralarından akan kanlar üzerindeyken can havliyle bir üzüm bağına sığınmıştı. Gözleri yaşlı, Allah-ü Teala’ya dua dua yalvararak ağlıyordu. Bu üzücü olaydan dolayı başlarına herhangi bir şey gelmesin diye niyaz ediyordu. Çünkü O, yine de insanlardan ümidini kesmemişti. Her haliyle bize örnek olan Hz. Peygamber Efendimiz (SAV), yine merhamet yüzünü gösteriyordu.

İşte tam bu dönemde; Rasulullah (sav) ‘ın kavminden çektiği ezâ ve cefâlardan dolayı hüzünlenmesine, iman etmiyorlar diye ümitsizliğe düşmesine mukabil İsra ve Mi’rac olayı gerçekleşmiştir. Yani Mi’raç, Yüce Allah’ın kendisini terk etmediğinin, her daim yanında olduğunun bir işareti olarak Peygamberimize (SAV)lütfedilen bir olaydır. Peygamber Efendimiz de (SAV) yaratılmış bir kulun varacağı son noktaya ümmetini de kalbinde, beraberinde götürmüştür. Yine o yüce Peygamber (SAV) gördüğü cennetleri geride bırakmış, ümmetini de alıp götürmek için vazifesinin başına dönmüştür.

Kıymetli kardeşlerim!

İsrâ, gece yürüyüşü demektir. Peygamberimiz (sav)’in bu  mûcizesi geceleyin olduğu için bu adı almıştır. Kur'an-ı Kerimde İsrâ suresinin ilk ayetinde  bu mucizeden bahsedilmektedir.

Mi'rac ismi de “yükseğe çıkmak” manasına olan "uruc"tan alınmıştır ki, “merdiven, asansör” demektir. Mi'rac ile ilgili hadislerde bu kelime kullanılarak "Yükseğe çıkarıldım" buyrulduğundan bu olaya "Mi'rac"  denmiştir. 

Sözlük anlamları bu olan İsra ve Miraç hadisesi, Peygamberimizin üstün makamlara yükselişi ve Allah’ın Yüce katına çıkarılışı olayıdır. Hz. Peygamberin gecenin bir bölümünde Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götürülmesine "İsrâ", buradan da yüce makamlara yükselmesine, Allah’ın katına çıkarılmasına ise "Miraç" denir.  Cenab-ı Hakk’a yakınlığın en üstün derecesi olan miraç, beşer anlayışı çizgisinin ötesinde olan akıllara durgunluk veren bir olaydır. Bu muazzam olayı fizik kanunları ile açıklamak mümkün değildir.

Allah’ın sevgili elçisi, son peygamberi, Mekke müşriklerinin haince saldırıları ve dayanılmaz eziyetlerine göğüs gererek yüce dinimiz İslâm’ı tebliğ görevini ifa ediyordu. 

Bu esnada kısa bir zaman içinde kendisine yardım eden, onu büyütüp himaye eden amcası Ebu Talip ve ilk iman eden, malıyla, canıyla ona bütün varını veren Hz. Hatice validemizi kaybetti. 

Aynı zamanda Taife giden Peygamberimizin orada taşlanması ve ayaklarının kan içerisinde kalarak tekrar Mekke’ye dönmesi kendisini çok üzmüştü. . Müşriklerin taşlaması üzerine Râbia oğullarına ait bağa sığınmış, halini Rabbi’ne arz etmiş ve duasında şöyle demişti: 

“ Allah’ım eğer bana kızgınlığın yoksa çektiklerimin hiçbirisine aldırış etmem”

Bu olaylardan dolayı bu yıla “gam ve hüzün yılı" adı verilmiştir.

İşte bütün bu hadiselerden çok sıkılan, bu olaylardan dolayı oldukça müteessir olan Hz. Muhammed’i Cenab-ı Hak (c.c.) teselli etmek, üzüntüsünü gidermek, O’na hiçbir beşer gücünün görmediği, duymadığı bir takım ayetlerini ilahi sırlarını, âli derecelerini göstermek için O’nu katına çıkarttı. Aradaki vasıtaları kaldırarak, O’nu ilahi vahye muhatap kıldı. Bu sırlı olay kameri takvime göre, Recep ayının yirmi altısını yirmi yedisine bağlayan gece meydana gelmiştir ki, bu geceye Miraç Gecesi denilmektedir.

Hicretten bir buçuk yıl kadar önce(on sekiz ay önce Mekke’de Receb ayının 27. gecesi) bir gece vakti, büyük meleklerden Cebrail Hz. Muhammed’i mahiyetini bilemediğimiz "Burak” ismi verilen manevî binitle Mekke’deki Mescid-i Haram’dan alıp Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürdü. Bu durum Kur’an-ı Kerim’in İsra suresinin 1. ayetinde şöyle anlatılmaktadır: 

"Kulu Muhammedi bir gece Mescid-i Haram’dan, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür.”"

İşte bu çektiği sıkıntılardan sonra İsra ve Mi’rac ziyafeti Allah tarafından O’na bir ikram olarak azim ve kararlılığını yenilemek için gelmişti. Rasulullah (sav) ‘ın kavminden çektiği ezâ ve cefâların Allah’n kendisini terk etmesi veya ona kızması yüzünden değilde, ancak bunların Allah’n bir kanunu olduğuna ve her zaman ve her asırda İslâm davetinin kanununun böyle olduğuna işaret edilmişti. (Zurkânî, Menâhilü’l-ʿirfân, C.I, s. 307-308.)

 Ayrıca müşrikler Rasulullah’ı sıkıştırmak ve susturmak için ona akıl almaz şeyler soruyorlar ,hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini bildikleri şeyleri talep ediyorlardı. Müşriklerin bu   tavırları, Hz.    Peygamber’in Mekke’den ve   Mekkelilerden ümidini    kesmesine yol   açacak cinstendi. 

İsra olayı yani Mescid-i Aksa’dan sonraki Miraç yolculuğu hakkında bilgilerimiz Peygamberimizin hadisi şeriflerine dayanmaktadır: Bu konudaki hadislerde bu olay şöyle anlatılmaktadır: 

Hz. Muhammed (s.a.s.) Cebrail’in refakatinde, hiçbir insana nasip olmayacak bir şekilde, zaman ve mekan mefhumlarını aşarak göklere yükseltilmiş, pek çok manevi makam ve mevkiler kendilerine gösterilmiş, varlık ufuklarının üzerine çıkarılarak Yüce Allah’ın huzuruna varmıştır. Bu olay hadislerde uzunca anlatılmaktadır. (Buhari, Bedu’l Halk 6; Müslim, İman, 264.)

Miracın esrar dolu ulvî sahneleri Necm suresinde de şöyle dile getirilmektedir.
"Allah o anda kuluna vahyedeceğini etti. Muhammed’in gözünün gördüğünü gönül yalanlamadı.
Ey inkârcılar, onun gördüğü şey hakkında kendisi ile tartışıyor musunuz? Andolsun ki, Muhammed Cebrail’i sınırın sonunda (Sidretü’l-Münteha’da) başka bir inişte de görmüştür.”( Necm, 7-18.)

Bu makamda Peygamberimize üç ilahi ihsanda bulunulduğu hadis-i şeriflerde belirtilmektedir.

Bunlar:

a) Beş vakit namaz. (Bu sebeple namaza mü’minin miracı denmiştir.)

b) Allah’a ortak koşmayanların bağışlanacağı müjdesi.

c) Bakara suresinin sonundaki üç ayet.

Bu büyük olaydan bahseden ve aynı adı taşıyan İsra suresinde Yüce Allah, bütün insanlığa ihtiyaç duydukları düsturları bildirmektedir. Bunlara uyulduğunda huzur ve mutluluğa kavuşulacağı muhakkaktır. Bu düsturlar:

“Rabbin yalnız kendisine kulluk etmenizi, ana-babaya iyi davranmayı emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında kalırsa, yaşlanırsa, onlara karşı öf bile deme, onları azarlama, ikisine de güzel söz söyle", 

“Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver. Elindekileri saçıp savurma", "Saçıp savuranlar şeytanın dostlarıdırlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür."

"Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün açıp tutumsuz olma, yoksa pişman olur, açıkta kalırsın...", 

“Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin. Biz onlara da size de rızık veririz. Onları öldürmek şüphesiz büyük bir günahtır.", 

“Sakın zinaya yaklaşmayın, doğrusu bu çirkindir. Kötü bir yoldur.", “Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın...", 

"Yetimin malına ergin çağına ulaşana kadar, en güzel şeklin dışında yaklaşmayın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin, çünkü verilen söz sorumluluğu gerektirir", 

“Bir şeyi ölçtüğünüzde tas tamam ölçün, doğru terazi ile tartın, böyle yapmak sonuç itibariyle daha güzel ve daha iyidir.", 

“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, çünkü sen ne yeri delebilir ve ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.", “Bunların hepsi Rabbi’nin katında beğenilmeyen kötü şeylerdir.’"( İsra, 26-38.)

Miracın Yankıları

Peygamberimiz evine döner dönmez, gece olup bitenleri ailesine ve arkadaşlarına anlattı. Her söylediğinin gerçek olduğunda şüphe olmayan Peygamberimize ailesi ve arkadaşları yürekten inanmışlardı. 

Mekke’lilerin bir kısmı bu olayı duyar duymaz şaşkına dönmüşler; bir gecede bu kadar uzaklara gidip gelinebilir mi? Bu kısa zamanda bu yerler gezilir mi? demişlerdi. Çünkü onlar Miracdaki üstün gerçekleri kavrayacak seviyede değillerdi. Bu sebepten Miraç olayı kendilerine anlatılınca inanmadılar. Kervanların bir ayda gidip bir ayda geldiği mesafeye Muhammed nasıl olur da bir gecede gidip gelebilir, diyorlardı. Her şeyi maddi ölçülere göre değerlendiriyorlardı. Halbuki Hz. Muhammed onların kullandıkları vasıtaları kullanmış değildi. O, şimşek hızındaki, Burak denilen manevi bir binite binmiş ve bununla yolculuk yapmıştı. Bu olay karşısında şaşkına dönmüşlerdi. 

Bu olayı Hz. Ebu Bekir’e anlattılar. Hz. Ebu Bekir onlara:

-Muhammed’in doğru söylediğine inanıyorum, dedi.

-Demek Muhammed’in bir gecede Mescid-i Aksa’ya gidip döndüğünü tasdik ediyorsun?

-Evet tasdik ediyorum, değil, bunu, bundan daha fazla uzaklarına da, meleklerin gökten haber getirdiklerine de inanmışımdır, dedi. Bu inanıştan dolayı Ebu Bekir’e "Sıddık" lakabı verilmiştir.

Peygamberimizin daha önce Mescîd-i Aksâ'ya gitmediğini biliyorlardı. Onun için kendisine Mescîd-i Aksâ ile ilgili sorular sordular. Peygamberimiz çok bunaldı. Çünkü bir an uğrayıp geçtiği bir yer hakkında ne kadar bilgisi olabilirdi. Kendisi bu anı şöyle anlatıyor:

"Kureyş beni yalanlayınca, Mescîd-i Haram'a gidip Hicr'de ayakta durdum. Bundan sonra Allah bana Beyt-i Makdis ile gözümün arasındaki mesafeyi kaldırdı da ne sordularsa oraya bakarak haber vermeye başladım."( Buhârî, Menakıp, 41; Müslim, iman, 75.)

İsra gecesinin sabahında Cebrail aleyhisselam gelip Resulullah (sav)’a namazın nasıl kılınacağını ve namaz vakitlerini öğretti. Bundan önceleri de zaten Peygamber Efendimiz(sav) Hz. İbrahim (as) ‘ın yaptığı gibi sabah ve akşamleyin ikişer rekat namaz kılıyordu.

İsra ve Mirac’ın meydana geldiği devirde yaşayan ve her şeyi dar çerçeve ve anlayışla gören inkarcılar bu olaya inanmak istemediler. Günümüzde ulaşılan teknolojik ve ilmi seviye bu hadiseyi daha kolay anlamamızı sağlamaktadır. Zamanımızda binlerce, onbinlerce kilometre uzaklıkta bulunan insanlar, aynı anda birbirleriyle konuşabilmekte, dünyanın her tarafında meydana gelen olayları ve haberleri aynı anda izleyebilmekte, çok uzun mesafeleri çok kısa zaman içerisinde kat edebilmektedirler. Hatta aya, gezegenlere, uzaya çıkabilmekte ve yeryüzündekilerle bağlantı kurup konuşabilmektedirler.
Allah’ın yarattığı insan, kendi sınırlı aklı ve gücüyle bunları başarabileceğine göre, kâdir- i mutlak olan Yüce Allah, kulu Muhammedi neden gecenin kısa bir anında Mekke’den Kudüs’e götürmesin? Yüce Allah için bu oldukça kolay.

Âyet-i Kerîme'lerde Peygamberimize vahyedildiği bildiriliyor, ancak neyin vahyedildiği açıklanmıyor.

Bu makamda Peygamberimize üç ilâhî ihsanda bulunulduğu hadis-i şeriflerde ifade buyuruluyor. Bunlar:

1- Beş vakit namaz, Mi'rac hediyesi olarak Peygamberimizin getirdiği beş vakit namaz, aynı zamanda mü'minin Mi'rac'ı sayılmıştır.

2- Allah'a ortak koşmayanların bağışlanacağı müjdesidir. 

3- Bakara sûresinin sonundaki üç âyet ki, İslâm'ın temel inanç esaslarını tamamlamakta ve müslümanların çektiği üzüntü ve sıkıntıların sona erdiği müjdelenmektedir.

Âyet-i Kerîme'ler meâlen şöyledir:

"Gökte ve yerdekilerin hepsi Allah'ındır. İçinizdekileri açığa vursanız da gizlesiniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir. Sonra dilediğini affeder, dilediğine azab eder. Allah her şeye kadirdir. Peygamber Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, mü'minler de iman ettiler. Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. Rabbimiz, affına sığındık, dönüş sanadır, dediler. Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde yükümlü kılar.Herkesin kazandığı (hayır) kendisine, yaptığı kötülük de kendinedir. Rabbimiz, unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme. Bizi affet. Bizi bağışla. Bize acı. Sen bizim Mevlâmızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et."( Bakara, 284-286.)Âmin.

İşte Peygamberimiz bu müjdelerle Mi'rac'tan dönüyordu. 

Peygamberimiz Mi'rac'ta Allah'ı Gördü mü?

Olay esnasında Peygamberimiz pek çok ilâhî âyetler görmüştür ki, sahih hadislerde bunlara işaret buyrulmuştur. Esasen Kur'an-ı Kerîm'de Peygamberimizin Mi'rac sebebi açıklanırken, "Kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için." buyrulmuştur. O gece peygamberimiz pek çok şey gördü, ancak Allah'ı dünya gözleriyle görmüş müdür? Bu hususta ne Kur'an-ı Kerim'de ve ne de hadislerde kesin bir ifade bulunmamaktadır.

İkrime (r.a.) şöyle demiştir: "İbn Abbas (r.a.):"Muhammed (s.a.s.) Rabbini gördü ." dedi. Ben:

- "Gözler O'nu idrak edemez" buyrulmuyor mu? dedim, İbn Abbas:

- Allah gerçek nuru ile tecelli ettiği zaman öyledir, diye cevap verdi."(Tirmizî,Tefsîru'l- Kur'an,54.)

Yine İbn Abbas (r.a.): "İbrahim aleyhi's-selâm'ınAllah'ın dostu olmasına, Mûsa aleyhi's-selâm'ın Allah ile konuşmasına ve Muhammed aleyhi's-selâm'ın Allah'ı görmesine şaşıyor musunuz?"demiştir.( Fethu'l-Bârî, c.8., s. 492.)  

 İkrime'nin İbn Abbas(r.a.), dan rivâyetine göre, İbn Abbas şöyle demiştir.:

"Muhammed'in gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı."âyet-i kerime'sinin tefsirinde, "O'nu kalbi ile gördü" demiştir.( Necm, 11.)

 Rivayetlerden şunu anlayabiliriz ;Rasulullah (sav) miraçta Alahu Taala’yı kalp gözüyle görmüştür.

Tabiki en doğrusunu Allah bilir.

Evet, değerli mü'minler! Peygamberimiz böylece bu mübarek yolculuğu tamamlayarak aynı gece evine döndü.

Muhterem Mü’minler :

İsra ve Mirac hadisimüttefekun aleyh” dir.  Yani doğruluğu hakkında İslam alimleri ittifak etmişlerdir. İsra ve Mirac mucizesinin Peygamber Efendimizin mucizelerinden en barizi olduğu bütün Müslümanların icmaıyla sabittir. Yani  kesindir ve inkar edilemez.( Dr.M. Said Ramazan  El-Buti Fıkhu’S-Siyre s.157) 

İsrâ ve Mi'rac hem ruh, hem bedenle birlikte olmuştur

Mütekaddiminden ve Müteahhirînden  yani önceki ve sonraki gelip geçmiş bütün müslümanlar bunun üzerinde ittifak etmişlerdir. İmam Nevevi, Müslim şerhinde şöyle diyor:

*İnsanların ekserisinin, seleften çoğunluğun, kelâmcılardan, hadişçilerden ve fıkıhçılardan müteahhir imamların tümünün üzerinde bulunduğu kanaat; Resûlullah’ın bedeniyle, Mi'rac'a götürüldüğüdür.

*Îbn Hacer de Buhâri şerhinde diyor ki: «Gerçekten İsrâ ve Mi'rac aynı gecede, uyanıklık halinde ve bedenle ruhu  her ikisi birlikte gerçekleşmiştir. Hadisçilerden, kelâmcılardan ve fakihlerden  cumhûr-u ulemâ bu kanaate sahiptirler. Sahih haberlerin zahiri onun üzerinde ittifak halindedir.( Dr.M. Said Ramazan  El-Buti Fıkhu’S-Siyre s.160)

İsrâ ve Mi'rac'ın; beden ile ruhun birlikte olduğunda şübheye mahal bırakmayan bir delil de şudur ki ; 

Kureyş müşriklerinin bu olayı alaya almaları, şaşkınlıkla karşılamaları ve Peygamberimizi yalanlamada acele etmeleridir. Çünkü mes'ele sadece bir rü'ya mes'elesi olsaydı ve Resûlullah bunu bir rü'ya şeklinde onlara haber verseydi; onların bu olaya şaşmalarına, gözlerinde büyütmelerine ve inkâr etmelerine gerek kalmazdı. Çünkü uykuda görülen şeylerin belli bir sınırı yoktur. Bilâkis bu gibi bir rü'yayı görmek o vakit Müslümana da, kâfire de caiz olur. Eğer iş böyle olsaydı, elbette, müşrikler Resûlullah'ı susturmak maksadıyla O’ndan Mescidi Aksâ'nın özelliklerini, kapılarını ve duvarlarını sormazlardı.

Değerli kardeşelerim! Bu konuda diğer önemli bir husus ta şudur:

MESİCİD-İ AKSÂ’NIN ÖNEMİ

  1. Hz. Peygamber (sav)’in Mescidi Aksaya götürülmesi ve  oradan da yedi kat göklere çıkarılışının aynı anda olması, Mescid-i Aksâ'nın Allah katındaki mevkisine ve kudsiyetine işaret etmektedir.

  1. Mescid-i Aksa İslâm’ın ilk kıblesidir. Müslümanlar, hicretin on altıncı ayına kadar Mescid-i Aksa’ya dönerek namaz kıldılar. Allâh Rasûlü(s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:

“(Ziyaret maksadıyla) ancak üç mescide seyahat edilebilir: Mescid-i Haram, benim şu mescidim ve Mescid-i Aksa.” (Buhârî, Fedâilü’s-Salât,6; Müslim, Hacc, 288/827)

  1. Rasûlullâh (s.a.v.) de Ebû Zer’in (r.a.) bir sorusuna cevap olarak yeryüzünde ilk inşa edilen mescidin “Mescid-i Haram”, ikinci inşa edilenin ise “Mescid-i Aksa” olduğunu beyan buyurmuştur. ( Buhârî, Enbiyâ, 10.)

  1. İsra mucizesinin son, Mi’rac mucizesinin de ilk basamağı olan Mescidi Aksa malumunuz bugün işgal altındadır. Yeryüzünde  Kâbe’den sonra ikinci inşa edilen bu mescit tıpkı Mescidi Haram gibi Mescidi Nebi gibi bütün Ümmeti Muhammed tarafından korunması gereken kutsal mekânlardandır.

Allah Teala niçin peygamber efendimizi Mescidi Aksaya götürmüş ve oradan gökler âlemine yükseltmiştir? 

Niçin İsra suresinde çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa diye buyurmuştur? 

Burada Bütün Mü’minlere şöyle bir mesaj vardır Kıyamete kadar Mescidi Aksâ’yı koruyacaksınız.

  1. Mescidi Aksa ve Kudüs’ü Şerif, Alemi İslam’ın namusudur, şerefidir. Kudüs İslam dininin diğer bütün dinlere üstün olmasının işaretidir. Dolayısıyla Kudüs bir padişahın tahtı misalidir. Orayı elinde tutan dünya hükümranlık tahtına oturmuş demektir.

Kudüs’ü ziyaret giden Hıristiyan sayısı milyonlarla ifade edilirken   Müslüman sayısı birkaç yüzbini  geçememiştir, maalesef.

 Kudüsü Şerifi ve  Mescidi Aksayı yalnız bırakmamalıyız. İmkanı olanlar oraya ziyarete gitmeli ve Mescidi Aksa’nın sahipsiz olmadığını işgalcilere göstermelidirler.

Bir miraç kandilini daha idrak ederken  Rabbimizden niyazımız odur ki evvela Müslümanlara Mescidi Aksaya sahip çıkma şuuru versin, birlik ve beraberlik içinde Mescidi Aksa’yı ve  Kudüs’ü Şerifi Siyonistlerin   işgalinden kurtaracak güç ve iradeyi nasib eylesin.

İsra ve Miraç Hadisesinden Alınacak Dersler

  • İsra ve Miraç Mucizesi, Yüce Allah’ın emir ve yasaklarına uyarak, maddî ve manevî alanda çalışıp gayret gösterenlerin, ilim ve teknolojiyle yükselecekleri işaretini vermektedir.

  • Bize düşen görev, bu büyük hadiseyi iyi değerlendirmek, manevî değerlerimizde şek ve şüpheye girmeden bu mübarek gecenin manevî feyzinden en iyi bir şekilde faydalanmamızdır.

  • Bu mübarek kandili fırsat bilip, samimi bir kalp ve yakarışla Allah’a tevbe etmeliyiz. Kendimizi hesaba çekmeliyiz. 

  • Niçin yaratıldığımızı, dünyaya niçin gönderildiğimizi, İslâm’ın istediği kamil ve ideal bir mü’min modeline uygun olarak yaşayıp yaşamadığımızı düşünmeliyiz.

  • Bu kandil münasebetiyle İslâm’ın bizden istediği birlik, beraberlik, kardeşlik, dayanışma, yardımlaşma, sevgi ve saygı gibi duyguları aramızda pekiştirmeliyiz. Birbirimize karşı düşmanca davranışlardan uzak durmalıyız

  • Mü'minin Mi'rac'ı sayılan namazın farz kılındığı bu mübarek gecede yüce yaratıcıya yönelmeli, O'ndan af ve bağış dilemeliyiz.. 

  • Bu mübarek gecenin cümle Ümmeti Muhammed  için hayırlara vesile, şerlere ve musibetlere karşı da kalkan olmasını Yüce Allah'dan dilerim. Mi'rac kandilinizi şimdiden tebrik ederim.

VAAZI İNDİR

Hazırlayan: Cihan ÖZEL / Sakarya/ Adapazarı İlçe Uzman Vaizi

Facebook Yorumları