menu
GENÇLİK ve DİN
GENÇLİK ve DİN
Haftanın Vaazı.. 16.02.2024 tarihli; "Gençlik ve Din" konulu haftanın vaazı sitemize yüklenmiştir.

Gençlik ve Din

وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلًا

يَا وَيْلَتَى لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا

لَقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنسَانِ خَذُولًا

“O gün zalim olan kimse derin bir pişmanlıkla parmaklarını ısırıp şöyle uğunacak: Keşke ben de peygamberin tuttuğu yolu tutmuş olsaydım. Keşke (şeytan tabiatlı) falancayı dost edinmeseydim. Bana  okunup anlatılan Kur’an’dan beni o uzaklaştırdı.   Demek ki şeytan böyle yalnız ve çaresiz bırakırmış insanı.”  (Furkân 25/27-29)

Değerli Müslümanlar! 

Kitle iletişim araçlarının hızla geliştiği ve büyük devrimler gerçekleştirdiği bu yüzyılda artık dünya küçüldü, ülkelerarası sınırlar kalktı; herhangi bir ülkede meydana gelen bir olayın bilgisi anında diğer ülkelere ve insanlara ulaşabiliyor. İnsanlar dilini bilmediği diğer insanlarla teknoloji sayesinde binlerce kilometre öteden konuşup anlaşabiliyor. Hem ülke içinden hem de ülke dışından farklı kültür ve inançlara sahip kişilerin yapıp ettiklerini günlük takip edebiliyorlar. Bu mecrada insanların birbirinden etkilenmeleri kaçınılmazdır. 

Buradaki sorun insanların birbiriyle iletişim kurmaları değil, iletişim elbette olacaktır ve olmalıdır da. Buradaki esas sorun, modernlik adı altında çok cazip sunumlarla özellikle gençlerin aldatılması ve koskoca bir yalan girdabına sürüklenmeleridir.  

Gençlerimizin dine uzak durmaları, dinin emir ve yasaklarını referans almadan bir hayat yaşamayı istemeleri, maneviyatın, sevgi ve saygının zayıflaması,  dünyalık hırs, zevk ve sefa peşinde olma, bencil, keyifçi, hazlarına ve arzularına esir olmuş bir gençlik her geçen gün daha belirgin, daha görünür, daha göze çarpar hale gelmiştir. Yapılan anket araştırmaları da maalesef bunu doğrulamaktadır.

Aslında bu sorun sadece bugünün sorunu değil; binlerce yıllık bir sorundur. Yani birkaç bin yıl öncesine baksanız o zamanlarda da “ne olacak bu gençliğin hali?” diye hayıflanmaların olduğunu göreceksiniz. Üstelik hep gençlerin halinin, gidişatının kötü olduğu dile getirilir, sanki büyüklerin, yetişkinlerin hali çok iyiymiş gibi! Oysa toplum genciyle, yaşlısıyla, çocuğuyla, kadınıyla, erkeğiyle bir bütündür. Ortaya çıkan bir noksanlık, eksiklik bütün topluma aittir.

Değerli Müslümanlar!

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki gençlerin %96,3 gibi önemli bir kısmı kendisini dindar olarak tanımlamaktadır. .Ancak bu dindarlık hayatın her alanında dinî bir hassasiyet içerisinde olma anlamına gelmemektedir.

Bugün kimlik/aidiyet sorunu yaşayan gençlerimiz bir savrulmanın içinde; ne ait oldukları binlerce yıllık Müslüman Türk kültürünü hazmedebilmekte ne de kendilerine ait olmayan Batı kültürünü tam olarak benimseyebilmektedir. 

Peki, sebep nedir? Gençlerimizi böyle bir girdaba sürükleyen sebep veya sebepler neler olabilir?

Ailenin Etkisi

Her bir çocuk, dünyaya hiçbir şey bilmez durumdayken gelir. 

وَاللّهُ أَخْرَجَكُم مِّن بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ لاَ تَعْلَمُونَ شَيْئًا وَجَعَلَ لَكُمُ الْسَّمْعَ وَالأَبْصَارَ وَالأَفْئِدَةَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ 

“Allah, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.” (Nahl, 16/78)  

Çocuğun dinî hayatı da anne-babanın yaşantısına göre şekillenir. Hz. Peygamber (s), anne-babanın çocuğun dini hayatında ne kadar çok etkili olduğunu şu sözleriyle dile getirmiştir:  

مَا مِنْ مَوْلُودٍ إِلاَّ يُولَدُ عَلَى الْفِطْرَةِ، فَأَبَوَاهُ يُهَوِّدَانِهِ أَوْ يُنَصِّرَانِهِ أَوْ يُمَجِّسَانِهِ…

Her doğan, fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.”  (Buhârî, Cenâiz 92.)  

Bir genç, küçüklüğünde İslâmî terbiye alamazsa, ileri dönemlerinde bunu alması daha zor olur. Anne babasını dindar görmezse dinin emirlerine önem vermez. O halde anne ve babalar dikkat edecekler. Anne babalar çocukları için vay efendim şöyle arsız, yok efendim şöyle hayırsız, şöyle beynamaz, şöyle sarhoş vs. diyerek eleştirmek yerine; “biz nerede hata yaptık, neyi eksik bıraktık?” diye kendilerini hesaba çekmelidirler. Öyle ya! Ön teker nereye giderse arka teker de oraya gider! Evet…acaba  çocuğunuz sizde neyi görmedi mesela? Hangi kötü huyunuzu örnek aldı mesela? 

Değerli kardeşlerim, sevgili babalar!  

Önce anne baba olarak biz kendimize gelelim. 

Önce biz iyi bir Müslüman olalım. 

Önce biz ahlaklı bir Müslüman olalım.  

Önce biz Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getiren takvalı bir mümin olalım. 

Cenab-ı Allah Mekke müşriklerine, inkâr ederek hem kendilerini hem de ailelerini hüsrana uğrattıklarını haber veriyor: 

 قُلْ إِنَّ الْخَاسِرِينَ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنفُسَهُمْ وَأَهْلِيهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَلَا ذَلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ 

“De ki: “Şüphesiz hüsrana uğrayanlar, kıyamet gününde kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. İyi bilin ki bu, apaçık hüsranın ta kendisidir.” (Zümer, 39/15)

Bir Müslüman olarak bu ayetten hissemizi alalım ve düşünelim. Biz kendimizi düzeltmezsek ailemize bir faydamız olmaz. Biz yanlış yolda olursak ailemizi de o yanlış yola sürükleriz. O halde biz eleştirmekten önce kendimizi düzeltelim. 

Çocuklar, Allah’ın nimeti (Buhârî, Vüdu’, 8) ve emanetidir. Bu emaneti koruma mesuliyeti anne-babaya aittir.

Cenâb-ı Allah kitabında insanın kendisini ve ailesini korumasını istemektedir: 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواقُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ

“Ey imân edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyunuz.” (Tahrîm 66/ 6)

Demek ki,  anneler babalar ilâhî buyrukları önce bizzat kendileri yapacak,

Allah’ın haramlarından önce kendileri sakınacak,  önce kendileri kaçacak 

Önce onlar çocuklarına güzel örnek olacaklar sonra da çocuklarından güzel davranışlar bekleyecekler. 

İşte böyle davranan ve salih evlat yetiştiren anne babalar –Allah’ın izniyle- Hz. Peygamber’in şu müjdesine mazhar olurlar.

إذا ماتَ ابْنُ آدَم انْقَطَع عَملُهُ إلاَّ مِنْ ثَلاثٍ : صَدقَةٍ جارية ، أوْ عِلمٍ يُنْتَفَعُ بِهِ ، أوْ وَلدٍ صالحٍ يدْعُو لَهُ 

“İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat.”

Arkadaşların Etkisi

Gençlik döneminde gençler, genel itibariyle bağımsızlık duygusunun etkisiyle anne-babalarından uzaklaşarak arkadaşlarıyla daha çok vakit geçirmek isterler. Bu dönemde kişiliğini/karakterini tam olarak oluşturmaya çalışırlar. Yani “ben kim gibi olmalıyım” sorusunun cevabını bulmaya çalışırlar. Akranları arasından veya çevresinden beğenilen kişiyi kendileri için rol model olarak seçmeye çalışırlar.

Duygu, düşünce, zevk, tavır ve dünya görüşü olarak  arkadaşlar/dostlar birbirlerini  şu veya bu ölçüde ama mutlaka etkiler. Bu etkilenmenin sonuçta yaşayış biçimi ve din edinmeyi bile kapsadığı sosyal bir gerçekliktir. Atalarımız da bu gerçeğe “Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan” diyerek dikkat çekmişlerdir.

Sevgili Genç Kardeşlerim!

Peygamberimizin (s)  size bir öğüdü var, kulak verir misiniz? Diyor ki:

الرَّجُلُ عَلَى دِينِ خَلِيلِهِ ، فَلْيَنْظُرْ أَحَدُكمْ مَنْ يُخَالِلُ 

İnsan, dostunun yaşayış tarzından etkilenir. O halde her biriniz  dost edineceği kişiye dikkat etsin!” (Ebû Dâvûd, Edeb 16; Tirmizî, Zühd 45.)

 “Ben falanca ile dostum ama ondan hiç etkilenmiyorum” gibi boş savunmalarla avunmak yerine, insanın beğendiği kişilere benzeme ve onları taklit etme eğilimine sahip olduğu gerçeğini göz önünde bulundurarak, dostları iyi kimselerden seçmeye özen göstermek gerekmektedir.

Dostların ve dostlukların sadece dünyada değil ahirette de insanın mutluluğuna veya mutsuzluğuna sebep olduğu duyurulmuştur. Mesela:

وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلًا 

يَا وَيْلَتَى لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا 

لَقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنسَانِ خَذُولًا 

“O gün zalim olan kimse derin bir pişmanlıkla parmaklarını ısırıp şöyle uğunacak: Keşke ben de peygamberin tuttuğu yolu tutmuş olsaydım. Keşke (şeytan tabiatlı) falancayı dost edinmeseydim. Bana  okunup anlatılan Kur’an’dan beni o uzaklaştırdı.   Demek ki şeytan böyle yalnız ve çaresiz bırakırmış insanı.”  (Furkân 25/ 27-29)

Hiç kuşkusuz eş seçimi, dost seçiminden çok daha önemlidir. İnsanın en çok etkisinde kaldığı kişilerin başında eşi gelir. Böyle olunca dünya ve ahiret mutluluğu peşinde olanlar için eş seçimi, iyilerle beraber olma niyetinin ilk ve en ciddi göstergesidir. Eş seçiminde dikkatli davranmayanın dost seçiminde dikkatli olacağını düşünmek mümkün değildir.

Gençlik dönemi aynı zamanda eş seçiminin yapıldığı dönem olduğu için gençler Hz. Peygamber’in şu nasihatine kulak vermelidir:

تُنْكَحُ المَرْأَةُ لأَرْبعٍ : لِمالِهَا ، وَلِحَسَبِهَا ، وَلِجَمَالِهَا ، ولِدِينِهَا ، فَاظْفَرْ بِذَاتِ الدِّينِ تَرِبَتْ يَدَاك 

“Kadın dört sebepten biri için nikâhlanır: Malı, soyu, güzelliği ve dindarlığı. Sen dindar olanı seç. (Aksi halde) sıkıntıya düşersin” (Buhârî, Nikâh 15, Müslim, Radâ 53.)

Çevrenin/Toplumun Etkisi

İnsan davranışlarının oluşumunda yaşanılan çevrenin/toplumun etkisi bilinen bir gerçektir. 

“Üzüm üzüme baka baka kararır” atasözünün de ifade ettiği gibi, kötü insanların çoğunlukta olduğu bir yerde yaşayan, ahlâkı bozulmuş kimselerle düşüp kalkmaya devam eden kimsenin, onların fena tesirinden kurtulması kolay değildir. Şu hâlde iyiye, doğruya ve güzele ulaşmak isteyen birinin, içinde yaşadığı kötü çevreyi mutlaka terk etmesi gerekir. İyi kimselerle dostluk kurmalı, fena hâlleri devam ettiği sürece kötü insanlardan uzak durmalıdır. Aksi hâlde kötülerin etkisinden kurtulmak mümkün değildir. İyilerle bir arada olma gayreti, kişinin doğru yolda olduğunu gösterir.

Kötüler ve kötülüklerle bir olmamak, onlara hoşgörü göstermemek ve kötülüğe karşı müsamahalı olmamak dinimizin temel prensiplerindendir. Burada bilinmesi gereken en önemli nokta, kötüyü ve kötülüğü tasvip etmeme gereğidir. Kötülerle kurulacak ilişki, onları kötülüklerinden vazgeçirme gayesi taşımalıdır.

Eğitim/Öğretim Anlayışının Etkisi

Fertlerin, kendileri ve çevreleriyle uyumlu oluşları ve toplum hayatında varlıklarını sağlıklı olarak sürdürebilmeleri, sadece bilim, teknoloji ve ekonomi ile mümkün değildir. Manevi ve ahlaki değerlere de ihtiyaç vardır. Bu değerler ailede, eğitim ve öğretim kurumlarında ve toplumda kazanılır. 

Dini hayattan çıkaran (pozitivist) eğitim sisteminde, din ile bilimin karşı karşıya getirilmesi, olumsuz sonuçlar çıkarmış, gençlerin dine mesafeli durmalarına neden olmuştur.  

Çağdaşlık adına dini dışlayan bir sistem, Allah’a kulluktan uzaklaştıran, hep kendi çıkarlarını düşünen, şehevî arzuların ve dünyevî hazların peşinde koşturan insan tiplerini meydana getirir. Bunun neticesinde artık toplumda hırsızlık, kapkaççılık, organ mafyası, zulüm ve cinayet, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, cinsel sapkınlık kol gezmeye başlar. 

Gençlerin en belirgin vasfı, güçlü kuvvetli olmaları, his ve heyecanlarının doruk noktada olmalarıdır. Onları frenleyecek en önemli kuvvetlerden birisi de ölümden sonra bir mahkemenin oluşu ve cehennemin varlığıdır. “Allah’ın vazifeli melekleri beni görüyorlar ve fenalıklarımı kaydedip yazıyorlar. Ben başıboş değilim, vazifeli bir yolcuyum. Beni her zaman ve her yerde gören bir yaratıcı, yeri geldiğinde de cehennem gibi dehşetli bir azapla beni cezalandıracaktır” korku ve endişesidir. 

Medyanın Etkisi

Medyanın Dine ve Din Adamına Karşı Oluşturduğu Olumsuz Etki:

Medyanın kültürel yabancılaştırma noktasında bize sunduğu din adamı imajını inceleyelim. Bilindiği gibi dinin topluma aktarılmasında en önemli faktör din adamlarıdır. O nedenledir ki din adamları toplum tarafından nasıl görülürse, söyledikleri de o kadar tesirli olacaktır. Türk sinema ve televizyon tarihi başladı başlayalı neredeyse hiçbir zaman din adamları imajı doğru bir şekilde verilmemiştir. Din adına konuşan ya da iş yapan kimseler hep hakir görülmüş, aşağılanmış, kötü, hain, işgüzar gibi sergilenmiştir. Bunlar yetmezmiş gibi dini kim temsil ediyorsa o dizi ya da filmde o kimse gerici, yeniliklere kapalı, modernleşme ve bilim karşıtı olarak tanıtılmış çirkin yüz ve ifadelere sahip oyuncularca seyirciye sunulmuştur.

Dinsel semboller, kavramlar ve ibadetler de gündelik yaşantının tüketim evreni içinde birer meta hâline gelmiştir. Reyting uğruna pazara çıkarılan dinî ilgi ve bilgiler popüler/günümüz kültürün beğenisine sunulmakta, neticede din algısı dönüşmeye, dindarlık da özünü kaybetmeye başlamaktadır. Özellikle kritik dinî konuların TV ve internet üzerinden ulu orta tartışılması gençler başta olmak üzere hemen her yaş grubunun dine bakışını ve dinî hayatını zedelemektedir. 

Medyanın Gençlerin Ahlakına Yaptığı Olumsuz Etki:

İnsanoğlunun en kuvvetli güdülerinden ve duygularından biri cinsel güç ve arzusudur. İslam dini, bu arzunun meşru bir evlilik ile tatmin edilmesine izin vermiş, meşru olmayan yollardan tatminini ise büyük günah sayarak yasaklamıştır. 

Cinsel hayat yalnızca cinsel ilişkiden ibaret değildir; cinsel ilişki dışında kalan “şehvetle bakma ve dokunma” da bu yasak kapsamına girmektedir.  Çünkü bu davranışların cinsel arzuları kışkırtan etkileri vardır.  Aileyi korumak için iffet ve sadakati öngören İslam,  bunları sağlamak ve korumak için yalnızca zinayı değil, insanı zinaya götüren adımları ve vasıtaları da yasaklamıştır. Erkeklerin namahrem kadınlara şehvetle bakmalarını ve gayr-i meşru ilişkiyi yasaklamıştır:

قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ

(Resûlüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.” (Nur, 24/30). 

وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا 

“(Ey Peygamberim!) Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Açıkta kalanlardan başka ziynetlerini/ziynet yerlerini göstermesinler” anlamındaki ayet ile aynı yasaklar kadılara da getirilmiştir.” 

Ancak Modernite Kur’an’ın “Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur” (İsra, 17/32) uyarısını göz ardı etmektedir. Özellikle bir kısım medya, basın, dergi, gazete ve internet siteleri İslâm ahlâkıyla bağdaşmayan yayınlar yapmaktadır. Cinsellik ve fuhuş, reklamı yapılır ve teşvik edilir hale gelmiştir. Bütün bunların ülke insanlarını özellikle gençleri olumsuz yönde etkilediği açıktır. Bu etkilenmenin sonucu ahlâk dışı davranışlar, sapık ilişkiler, eşlerini aldatanlar mahremiyeti bile ihlal edenler çoğalmıştır. Müslüman Türk toplumunun temel yapısı olan aile mefhumu sarsılmaktadır. 

Modernite, kitle iletişim araçları vasıtasıyla hızlı tüket, yeniden al, mutlu ol kampanyası yapılmaktadır. Gençlerin hayattan beklentileri yüksek olduğu için tatminsizlik (doyumsuzluk) ve yoksunluk (mahrumiyet) duyguları ön plandadır. Gençler gündelik hayat içinde bir şeyi arzulama ile doyuma ulaşma arasındaki zaman aralığının kısa olmasını ister. Bu da aceleciliği ve sabırsızlığı beraberinde getirmektedir. Kanaatkâr değildirler. Çağın genel ruhuna uygun olarak hızlı birer tüketicidirler. 

Bunun önüne geçmek konusunda toplumu yönetenlere, sivil toplum örgütlerine, medyaya, eğitim kurumlarına, ailelere ve her kademedeki sorumlulara görev düşmektedir.  

Cemaatin Yanlış Tutumları Gençleri Dinden Uzaklaştırabilir

Bir gün vücudunda dövmesi olan ve Allah’ın mabedine ibadet için gelen genç bir kardeşimizle cemaatten biri arasında namaz çıkışında şöyle bir konuşma geçer:

Kişi: “Senin vücudunda dövme var! Bundan dolayı abdestin olmadığı gibi namazın da olmadı” der

Genç: Amca ben hocalarımıza sordum abdestimin olacağını söylediler” der.

Kişi: Öyle şey mi olurmuş senin abdestin de namazın olmadı” diye ısrarına devam eder.

Genç: “Amca o zaman ben namazımı mı terk edeyim?” der.

Bunun üzerine o kişi hala söylenerek uzaklaşır.

Bu kişi; tövbe kapısını açık bırakarak günahkâr gönüllere soğuk sular serpen sonsuz merhamet sahibi Allah Teâlâ’dan asla ümit kesilmeyeceğini ve onlara şöyle seslendiğini duymamış mıdır?

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ 

“De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer, 39/53)

Hz. Peygamber’in: 

“Bütün insanlar hatalıdır; hata/günah işleyenlerin en hayırlısı Allah’tan tövbe edenleridir.” (Tirmizî, “Sıfatu’l-Kıyame”, 15; İbn Mâce, “Zühd”, 37)

يسِّرُوا وَلا تُعَسِّروا . وَبَشِّرُوا وَلا تُنَفِّرُوا

“Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” (Müslim, Cihâd 6-7) sözlerini işitmemiş midir?

Resûl-i Ekrem’in (s) bu emri, İslâmiyet’le şereflenmiş herkesi muhatap almaktadır. (فَإِنَّما بُعِثتُم مُيَسِّرِينَ ولَمْ تُبْعَثُوا مُعَسِّرِينَ)“Siz kolaylık göstermek için gönderildiniz, zorluk çıkarmak için değil” buyurulan bütün Müslümanlar, son derece anlayışlı davranmak zorundadırlar. 

Cenab-ı Allah’ın Hz. Peygamber’e söylediği şu irşat prensibini unutmamalıyız:

“فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ...  

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. …” (Âl-i İmrân 3/159)

Gençlerin Dinî Meselelerde Ehliyetli ve Yetkili Kişilere Müracaat Etmemesi 

Günümüz insanı ilmî ve fennî sahalarda haklı olarak, yetkili kişilere müracaat etmektedir. Bu hassasiyeti, dini meselelerde çok daha fazlasıyla göstermesi gerekirken, böyle yapmayıp ya kendi aklı ile yetinmekte yahut bu sahada ehliyetsiz kişilerin sözlerine itibar etmektedir. Hâlbuki dinde ehil olmayan kişi başka sahalarda uzman bile olsa, onun sözü dinde delil kabul edilmez.

Gençler çoğunlukla internet yoluyla dini bilgiye ulaşmaya çalışmaktadırlar. Oysa internette, dini sitelerde her türlü yalan yanlış bilgi bulunmaktadır. Bu sitelerin birçoğu da iyi niyetle kurulmamıştır. Buna genç kardeşlerimiz çok dikkat etmelidir.

Rabbim gençlerimizi bütün şerlerden, iki ayaklı şeytanların hilelerinden ve aldatmalarından muhafaza buyursun. Gençlerimize tuzak kuranlara fırsat vermesin. Saadet asrında olduğu gibi imanıyla, ameliyle, ahlakıyla vatanı, milleti ve dini için hizmet yarışında olan gençlerimizin sayısını artırsın. Amin.

وآخر دعوانا أن الحمد لله رب العالمين

VAAZI İNDİR

Mehmet ABAY- Hendek İlçe Vaizi

Facebook Yorumları